BAĞIMSIZLIĞIN YOLU MARAŞ’TAN GEÇER – Celal Özkızan

Evet evet, yanlış duymadınız, Kıbrıs’ın bağımsızlığının yolu Maraş’tan geçer…zincirler-kirilacak-sinif-atlayacagiz-3645263
Ancak son aylarda sıkça gündem konusu olan Kapalı Maraş değil bu Maraş…
Apaçık, kaymak gibi Maraş dondurması bu…
Mevzuya girmeden önce bir büyüğümüze danışalım…
***
Karl Marx’ın kurduğu tonlarca cümleden biri de şudur : “Eleştiri, zincirin üzerindeki hayali çiçekleri koparıp attıysa, bunu, insan zincirine naz etmeden ve avuntusuz katlansın diye değil, zincirini söküp atarak gerçek çiçeği koparabilsin diye yaptı…”
***
Kıbrıs’ın kuzeyini dünyanın geri kalanından ayıran çok ilginç bir durum var kanımca…
Pek çoğumuz, ne menem bir şeyin içinde olduğunu biliyoruz…
Sağcısından solcusuna, apolitiğinden b rh politiğine kadar hepimiz gayet net bir şekilde Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin kurduğu baskıcı ve dayatmacı düzenin farkındayız…
Bu durumu onaylamayanlar zaten durumun farkında…
Onaylayanlar da “tabii ki Türkiye’nin borusu ötecek burada; gücü var, parayı yolluyor; askeri var, toprakları kolluyor” diyorlar…
Pervasızca da ekiyorlar : “Ne yani bize mi soracaktı?”…
İşte Kıbrıs’ın kuzeyini ilginç kılan şey de bu…
Egemenin gücü, çırılçıplak bir biçimde fark ediliyor…
Başka ülkelerdeki gibi ne milliyetçi nutuklar söküyor bizim topraklarda, ne “ekonomi uçtu” gibi “her şey yolunda” teraneleri ikna edici oluyor ne de din kardeşliği…
“Terör tehlikesi” ile de kandıramıyorlar bizi; ne de olsa silahlansa birileri ve Beşparmaklar’a çıksa, Boğaz’dan kuş lastiği doğrultup indirirsin aşağıya hepsini…
Egemenler bile, araya bir şeyler sokuşturup “biz size hizmet etmek için kurulduk tepenize” deme ihtiyacı duymuyorlar…
74’te ve kısa bir süre sonrasına kadar yutardık belki “bizim için” burda olduklarını ama çoğumuz artık onu da yemiyor…
Anlayacağınız, ne egemenler baskılarını maskelemeye ihtiyaç duyuyorlar, ne de ezilenler, Marx’ın dediği gibi “zincirlerin üstündeki çiçeklerle” avunuyor…
Egemenler vurdukça, Kıbrıslı Türk halkı zincir sesinden başka bir şey duymuyor…
***
Fakat o da ne ?
Ne zaman böylesine çırıçıplak hale gelse baskı başka herhangi bir ülkede…
Dökülülür kitleler Tahrir’e, Gezi’ye, Puerto del Sol Madrid’e ve daha nicesine…
Bizdeyse, yine Marx’ın dediği gibi, çiçekleri atmış olmanın verdiği “ma biz da bilirik ki Türkiye işgalci gibi davranır bunun içinde be gardaş” bilgeliğiyle, “naz etmeden ve  avuntusuz” katlanıyoruz her şeye…
İsyan etmiyoruz ama, gururluyuz yani anlayacağınız…
Salak değiliz kardeşim, biz de farkındayız, değil burda Türkiye, kara kaşımıza kara gözümüze diye…
Bak şıkırdatayım sana zincirlerimi, duydun mu ? Çiçek düşmüyor üstlerinden hem de…
Ben farkındayım zincirlerimin, avuntuya ihtiyacım yok esarete boyun eğmek için !
Esiriz belki ama, salak değiliz !
***
Nerdeyse herkes, ama herkes gerçeği biliyor !
Çıldırılmak içten bile değil !
Başka ülkelerde döşenir tonlarca kitaplık yazılar, “gerçeğe uyansın” diye insanlar…
Hade bir gayret, uyanınca sokakları dolduracaklar !
Bizdeyse gözler kartal gözleri, çakmak çakmak !
Yok öyle bizi çocuk oyuncağıyla kandırmak !
Esir olduğunun en çok farkında olan insanlarız biz !
***
d0101Peki ama neden ?
Neden hiçbir şey yapmıyoruz ?
Ben söyleyeyim size…
Biz, hepimiz, o Maraş dondurmacısının karşısında salak duruma düşmüş ama aslında “bu sadece bir oyun” bilgeliğiyle kandırılmaya devam etmiş kişileriz…
Hangimiz ilk denememizde alabilmişizdir ki hem külahı hem de üstündeki dondurmayı ?
Yine de, “oynamaya devam ederiz”…
Maraş dondurmacıları, insanları hem salak yerine koyan, ama hem de onları eğlendirebilen çok kıymetli insanlardırlar aslında…
Biriyle hem dalga geçip hem de onu aynı zamanda eğlendirmek hüner işidir…
Yine de, kendimizle dalga geçilmesine rağmen oyuna devam ederiz çünkü adı üstünde, bir oyun bu sadece !..
Biz de biliriz birazdan külahı yakaladığımızda üstte olması gereken dondurmanın orda olmayacağını…
Biz de biliriz külahı yakalayınca, altında başka bir külah çıkacağını…
Biz de biliriz uzanıp dondurmayı kapana kadar biz, dondurmacının çoktan şakasını yapmış olacağını…
Ama oynamaya devam ederiz !
Çünkü bir oyundur bu !
Bunun bir oyun olduğunu biliyor olmanın verdiği rahatlıkla öyle komik durumlara düşeriz…
Yoksa ciddi bir durum olsa, oyun olmasa yani, koyar mıyız kendimizi hiç salak yerine ?
***
Ne diyorduk ? Hah, Türkiye…
Benzemiyor sizce o dondurmacı, bizim işgalcimize ?…
Hiç mi yakışmaz kırmızı bir fes, badem bıyıklarının üstüne ?…
Ne diyorduk ?
Maraş dondurmacısının müşterisiyle oynadığı gibi oynuyor bizimle Türkiye…
Tıpkı Maraş dondurmacısının müşterisi gibi, birazdan kandırılacağımızı biliyoruz hepimiz iyice…
Tek fark var arada; biz bunu da bir oyun sanıyoruz; ama sanıyorum hiç de şaka yapar gibi görünmüyor ne Ankara, ne de AKP !
Celal Özkızan
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti