İLKNUR IŞIL TÜRKMEN: “BU DA MÜMKÜN’ü verecek duyguyu aşılamaya çalışıyoruz”

52827BKP-TVG Mağusa adaylarından İlknur Işıl TÜRKMEN ile gundemkibris.com bir söyleşi gerçekleştirdi:
Sizi tanıyabilir miyiz?1966 Giresun doğumluyum. Ankara’da üniversitede tanışıp evlediğim eşim nedeni ile Kıbrıslı oldum, kız annesiyim.Namık Kemal Lisesi’nde Edebiyat öğretmeniyim.Neden BKP-TVG’den  aday oldunuz?

İçinde dostlarım ,yol arkadaşlarım olduğu için, bizim BKP Toplumsal Varoluş Güçleri 3 konuda fikir birliği yaptı.Özelleştirme, ilkeli ve onurlu BARIŞ ve Ankara’nın Kıbrıslı Türkler üzerindeki tahakümüne karşı halkımızın haklarını ve onurunu savunan bir duruş. Bu tutumda da ortaklık. Gönül isterki daha fazla taleplerde ortaklaşılsın.Ama şimdilik bununla yetiniyoruz.

Vatandaşlarla görüşmelerinizde sizlere gelen beklentiler, istekler ne yönde? Vatandaşlarımızın sorunları ağırlıklı olarak hangi konulardan?

Daha öncede BDH’dan milletvekili adayı olmuştum.Uluslararası hukuk çerçevesi içinde bir ülkede yaşam şartları daha demokratik olur diye yorumlamıştım ortamı.O dönem köy gavelerinden “Rumcu”diye taciz edildiğimiz olduydu.Şimdi kimse öyle bir saldırganlık göstermiyor.Dinleyip anlamaya çalışıyor.”SİZİN DİĞERLERİNDEN FARKINIZ NEDİR?” en fazla karşılaştığım soru diyebilirim.Gelecek kaygısı çok etkili.”Bunu gördük,şunu da gördük…Siz da başa gelince öyle olmayacağınız ne malum.”deniyor.”Çocuklarımıza buralarda ekmek kalmadı.”deniyor.Aklımda en çok yer eden bunlar.Çünkü benzer kaygıları ben de taşıyorum sanırım.

Ülkemizde en büyük sorun olarak gördüğünüz konular nelerdir? Bu sorunlar sizce nasıl aşılabilir?

BARIŞ! Sihirli sözcük.Ama nasıl Barış? Biz eşit ,iki halkın ortaklığına dayalı, onurlu bir Barış’tan bahsediyoruz.ÖZELLEŞTİRME!Neo-liberalizm.Yani anaparayı elinde tutan güçlerin ülkeyi yağmalaması benim için yine öncelikli konulardan.KTHY ve DAİ-DAK eylemlerinde o nedenle sıcak çatışmada taraf olmuştum. Halen öyle düşünüyorum.Gelecekte de sermaye sahiplerine karşı duracağımı öngörüyorum.Ülkemizin en büyük problemi –kişisel fikrim-iktidar sorunu.Hükümet olmak iktidar olmak değildir.Sözümüzü söyleyemiyoruz,karar veremiyoruz,ülkeyi biz yönetemiyoruz.Dayatma paketler ,her geçen gün yığılan ama altyapısı hazırlanmamış bir nüfus artışı var.Dolayısıyla bir sıkışıklık duygusu-şöyle kollarımı ardına kadar açıp”-Bu memleket bizim !”diyesim var.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği,LGBT-Qeer bireylerin farkındalığı,Engellelilerin Karşılaştığı Sorunlar,Çevre Bilinci Yaratılması ve Devamlılığının sağlanması…Eğitimde Devamlılık…

Ülkemizde birçok kişinin mağdur olduğu ve hukuk camiasıyla hükümeti karşı karşıya getiren FAİZ YASASI hakkında görüşleriniz nelerdir?

1994 de CTP-BG koalisyonunda geçirilen bileşik faiz yasası  halen yürürlükte olup, toplumu bankaların insafına bırakan üretimden koparan ,iflaslara sebep olan ,bu toplumu tefecilerin eline düşüren. 17 bin mazbata magduru yaratan ,borç yüzünden intihar eden,hacize ugrayan ülkesini terk eden. ,2004 den 2009 kadar hükümette kalıp statükonun tüm makamlarını tutan ve bileşik faiz için hiç bir şey yapmayan CTP-BG yi hiç unutmayacağız. Denktaş’ın torunu Can Denktaş….Bu faiz yasasından nasibini almadı mı?

Bu tür birleşik faiz uygulamasından kimler zarar görür?Kredi borcu isteyenler….Yani ihtiyaç sahipleri kimlerdir? Bankaların kredi vermeyi red ettikleri meslek gruplarına (gündelikçiler,yevmiyeciler vs) ve bankaların kara listeye aldıkları insanlara borç vererek informal banka işlevi gören, ama kayıtsız oldukları için denetlenemeyen, yüksek faiz isteyebilen ve borcunu almak için hacizden çok şiddet içeren yollara baş vuran kişilere tefeciler denir. Türemedi mi bu ülkede? Para tahsilatı için dükkanı kurşunlanan, ayağında kurşunlanan yeni tip para tahsilatçıları türedi. Mafyalaşmış sistem mafya tahsilatçılarını üretti.

İstihdam konusu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle toplumun ihtiyacına göre iş tespiti yapılır. Bu ihtiyaca uygun elemenlar tespit edilir. Eğer müracaat edebilecek niteliktekiler fazla ise aralarında objektif yarış yapılır.(Objektif koşullardan muaf,desteklenmesi gereken ve pozitif ayrımcılığa dayanarak engelilere öncelik verilir.) Hukuk devletlerindeki tüm dünyada nasıl uygulamadaysa ülkemizde de böyle olması en büyük arzumdur. Bu doğrultuda da mücadele etmeye her zaman hazırım. Devlet planlama ofisi gerkli bir pozisyon olacağını öngördüklerinde bunu liselerin tüm rehber servislerine iletmelidirler. Böylece rehber servisinde çalışan öğretmenler, öğrencilerini bu doğrultuda destekleyip, yön gösterek üniversitelerinden mezun olduğunda iş bulacakları alanları öğrencilere hedef gösteriler.

Vatandaşlarımız size neden oy versin? Milletvekili seçilmeniz halinde ne yönde çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Gece odada uyurken bir sivrisinek nasıl uyutmamayı başarıyorsa ben de her uygulamada, yasa önerisinde, aynı şekilde huzursuzluk vermeyi düşünüyorum. Bu bir ekip işidir.Her alanda yetkin olmaya bilirim. Fakat alana dair bilgili yol arkadaşlarımla işbirliği içinde,  genel ilkelerimize uygun ve yukarıda bahsettiğim şekilde müdahil olmayı düşünüyoruz. Özel olarak da iç barış ve ezilenlerin hakların daha da duyarlı olacağımı düşünüyorum.Barış yanlıları ile Barış’tan korkanların da korkularını gidermek için elimizden geleni yapacağız.

Partinizin iktidara gelmesi durumunda ülkemizde nelerin değişeceğini öngörüyorsunuz?

Bu ülkede bir yanılgı var önce onu düzeltmek gerekir.İktidara gelmiyor seçilmişler.Hükümete geliyorlar.Hükümete dayatma paketler,yasal düzenlemeler, bilirkişiler….sunuluyor ve reddetme şansı tanınmıyor.Bunu ya kabul edecekler ya da hükümetçiklerinden gideceksiniz yaşatılıyor.Ör.:Akıncı’nın bu ülkeye atanmış kolordu komutanına “Ben bu ülkenin başbakan yardımcısıyım.Sen se atanmış bir bürokratsın O halde makam olarak resmi devlet töreninde benim bulunduğum makamın arkasında  bulunman gerekir dediğinde hükümet ortaklığından azledilmesi gibi.”cezalandırması bu toplumu demoralize etmiştir.O toplumda ister o kişiye oy ver  veya verme bu etkiyi yaratmıştır. Bu nedenle ferdi Sabit Soyer’e kimse”Türklüğünü  ispat et!” diyemeyeceği gibi İrsen Küçük’e de “Maaşın kaç lira?”diyemez dememeli.Siyasi iktidarın bizde olmadığını görmek sadece halkta moral bozukluğuna yol açmadı. Miletvekili hatta bakan hatta ve hatta başbakan cumhurbaşkanı bile olsanız geleceğinizin başkalarının iki dudağının arasında olduğu kaygısıyla aslında içten içe onay vermediği tutumlar sergilemesine yol açtı. Tüm bunları ahlaki bir tercihle tekrar düzenleyebileceğimize inancım tam.Fakat bunun  da benim,partimin çabalarıyla olmayacağını bilecek kadar realistim. Toplumun tüm kesimlerine ihtiyacımız var.  Biz sadece BU DA MÜMKÜN’ü verecek duyguyu aşılamaya çalışıyoruz.

Kıbrıs Türk toplumunun siyasete, siyasetçiye bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Toplarlanıyoruzcunun çıkması tüm partilerdeki çalışanların aslında ben farklıyım mesajını vermesi bir kirlenmişlik havası veriyor. Ama bu yanılsamadan ibaret.İnsanın doğasında hem iyilik hem kötülük saklıdır. Şartlara göre terazinin dengesi bozulabilir. Eğer halkın üzerinde eğilim doğrudan yanaysa mümkün olduğu kadar insanlar da doğru davranmaya çalışırlar. Seçilmiş olup olmamaları bunu değiştirmez.Öğretmenler sınıfta davranışlarını onayladığı,notunu beğendiği öğrenciyi diğerlerine örnek olarak sunar. Tam tersi durumda da onaylanmayan öğrenci cezasını alıp örneğin sınıfta kalırsa geri kalan diğer öğrenciler doğru olanı örnek alıp onun gibi olmaları için çaba sarf ederler.

Ülkemizde partilere ve siyasete olan güvensizlik nedeniyle sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenlere çağrınız ne olacak?

Tamam varsayalım gitmeyelim. Mahalede top oynuyoruz. Ben  topun  sahibiyim. Futbol oynamak istiyorum ama diğerleri voleybolu tercih ediyor. İstediğim olmayınca topumu da alıp oynamamaya karar verdim. Diğerleri bir yerden ip bulacak ip atlaycak ve dışarda kalan ben olacağım. Diğerleri, asla ben oynamıyorum diye düşünmeycekler,gocunmaycaklar. Yani olan bana olacak çünkü ben  istesem de istemesem de  bensiz oynayabiliyorlar.  Bunu sistemi kabul etmeyip ahlaklı bir duruş olarak adlandıran insanlar olabilir. Ama eğer topumu alıp kaçmasaydım,diğerleriyle bir anlaşma yapıp onları kendi istediğim oyuna ikna etme olasılığım vardı. Oynamadığımda bu olasılık hiç bir zaman var olmayacak. Bir de küçük bir ayrıntıymış gibi gözüken ama rahatsızlık veren bir noktada daha var. Komşum ve ben çok iyi anlaşıyoruz. O, diğerleriyle oyun oynamıyoum diye bana darılıyor ve diğerleriyle devam ediyor.  İçten içe de bana  “Beni buna zorladı.” diye de düşünüyor.

Bu hikayeyle anlatmışımdır zannederim duygularımı.

1974 sonrası Türkiye’den gelenlere bakış açınız nedir?

1974 sonrası gelen ve halen daha gelmeye devam eden insanlarla kişi olarak sorun yaşayan bir anlayışta değiliz. Fakat şöyle bir gerçekliğinde altını çizmek gerekir. Sonradan gelen, yerleşik olanın kendini saldırı altında hissetmesini sağlar. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ve etkiye tepki olarak da bir refleks geliştirir. Örneğin, Türkiye’nin Zonguldak şehrine Giresun’dan madende çalışmak üzere bir işçi gitsin. Kendinden önce giden madende sorumlu bir ustabaşı sayesinde bir görev alsın. Zonguldaklı bir işçi de aynı iş için kardeşini o göreve sokmaya çalışıyor olsun. Kardeşini o işe sokmaya çalışan Zonguldaklı ile Giresunlu sonradan gelen arasında mutlaka bir güç savaşı olur. Giresunlu işçi özverili, iyi niyetli, mert, kavgada cesur ,iş birlikçi(Zonguldaklı işçi ile işbirlikçi) bir tutum sergilerse zaman içerisin aralarında bir güven ilişkisi olur ve Zonguldaklı artık Giresunlu ile dayanışma içinde birlikte yaşar.

Adımız Ahmet.  Yaşımız 24. Yedi çocuklu ailenin ikinci çocuğusunuz. Babanız yaşlı. Malınız , mülkünüz yok, ekonomik durumunuz kötü. Köyün muhtarı babanızın ahbabı. Dediler ki bir ülke varmış. Kıbrıs. Size “Rumdan” kalma bir tarla ayarlanacak ve o tarlayı ekip, biçip kendi paranızı kazanacağınız,belkide aile kuracağınız, hatta işler iyi giderse kazandığınız para ile ailenize de yardımcı olabileceğiniz bir ülke bu Kıbrıs. Kıbrıs’a gidince iş başına geçersiniz. Fakat doğal olarak yerli halkla çabucak kaynaşamayacak kadar farlılıklar vardır aranızda. Bu dünyanın her yerinde başka bir ülkeye giden herkes için aynıdır. Onların günlük konuşmalarındaki değişik söylemler, yediğiniz yemekler, giyim tarzınız ve daha bir çok konuda olan yaşam farkları sizi içe kapanık bir duruma itiyor. Daha uzun zamanlar sonra yerli halkla yavaş yavaş iletişime geçip ortak paydalar çıkarıp sağlıklı bir iletişim ortamı yartılır. Kız alınır, kız verilir, memlekete gezmeye giderken yanında Kıbrıslı arkadaşlar da götürülür. Akrabalar Kıbrıs’a geldiğinde Kıbrıslı ahbaplarla tanıştırılır ve iki farklı gibi görünen karakterler ortamı artık aynı yaşam alanında mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerler.

Neo –liberalizmin dünyada patlak vermesi Kıbrıs’ı  da etkilemiştir. Türkiye’de kendini siyasi ya da ekonomik  veya sosyal baskıdan ait hissetmeyenlerin kaçış noktası olmuştur.Kıbrıs’ı bir B planı olarak gördüler. Fakat Kıbrıs alt yapı olarak ,sağlık olsun,eğitim olsun, bu yoğun göç dalgasına yetecek hazırlıkta  bir ülke değildi. O yüzden bu konularda mağdur duruma düşen tüm halk, haklı olarak tepkilerini göç ettirilen bu kesimlere göstermeye başlamıştır.fakat asıl öfkelenmesi gereken bunu destekelr nitelikteki “gelen Türk,giden Türk!”Mantığındaki siyasi faktörlerin etkisiyle başalangıçta ses çıkarmadığı hatta memnuniyetle karşıladığı bu ortam zaman geçtikçe kendi payının küçülmesi ile doruğa tırmanmıştır.Fakat şu anda tüm siyasilerin de kabul ettiği realite Kıbrıslı Türkler ile adaya çeşitli zamanlarda bir şekilde gelmiş olan göçmenler ister iyi-ister gerilimli olsun bir ilişki içerisine girmişlerdir. Ve  birbirlerini karşılıklı olarak etkiliyorlar. Özellikle de Kıbrıslı Türk kültürü adada uzun bir süredir yaşayan göçmenler üzerinde etkili oluyor. Bu karşılıklı etkileşim durumu bu iki kesimin bir araya gelebilmesinin zeminini yaratıyor. Öte yandan hayatın bu kesimlere dayattığı ekonomik zorluklar da bu biraraya gelme zeminini daha da güçlendiriyor. Burda geriye kalan sorun bu birlikteliği yaratacak siyasi bir birliktelik. Çünkü bu zemin siyasi bir söylemle karşılık bulmadığı zaman tüm topluma yayılamıyor.  Ben bu siyasi birlikteliğe adayım

Ekolojik yaşam hakkında  neler söyleyebilirsiniz?

Gelişigüzel düzenlenen festivaller doğal hayatı koruma yerine zarar veriyor.Natura 2000 bölgeleri ekolojik değeri yüksek bölgelerdir. 5000 euroluk yatırım yapılarak AB bu bölgeleri seçti fakat yönetim planlarını uygulamaya sokmakta hala tavır almıyoruz.Jeolojik yapıyı bozarak taş ocakları yaratıyoruz.Petrole ve petrol arama iznine kendimiz yön veremiyoruz.Halbuki tüm dünyada siyasetin yönünü petrol veriyor.Belkide tüm yaşadıklarımız petrolün yüzünden…Kimbilir iktidar bizde değil ki….

Ayrıca çevre dairesinin yetkilendirilmesi gerekmektedir. Polis ve kaymakamlık denetimden çıkarılmalı, destebanlık (kır bekçiliği) yetkileri belirlenerek canlandırılmalıdır.

Çevre eğitimi ders olarak okullarda verilmeli. Fen dersinde bir konu olarak kalmamalı, ebeveyninin çöpü atarken gören çocık da çöp atar. Atık madde çıkarımı azaltılmalı, çöpler ayrıştırılmalı.çöp çıkarmamanın bilinci verilmeli. Nasıl ki belli bir tonajdan sonra su kullanımı farklı fiyatlandırılıyor.evlerden çıkan çöpler de fiyatlandırılmalı.Çıkartmayanlarda özendirilecek şekilde desteklenmeli.Bu tür yasaların yaratılmasında ön ayak olmalıyım.İnsan çevre içinde yaşarsa çevresini de kirletmeden onunla daha temiz bir ilişki içinde olmalıdır.

* Kimyasal -Tarımsal ilaçlardan

*Ruhsal kirlilikten kaçınılmalı !

TÜM ÇEVRE İÇİN DENETİM VE YÖNETİM GEREKLİ ve bunun oluşması için yasa teklifleri hazırlayabilirim.Bu soruna müdahil sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaparak tabi ki…

“Tüm düzenin dışına itilenler” diyorsunuz hangileri var bu “dış”ta?

İnsanların kimliklerini kısıtlayıcı çerçeve çizmeden ‘eşitlik ve özgürlük’ temelinde kavranması ve kabul görmesi için farkındalık yaratmak isterim. ‘doğaya aykırı cinsel ilişki’ yasasının sorgulanmasını sağlamalıyım diye düşünürüm. Çocuk istismarı yasada sadece kız çocuklar için var! Erkek çocuk için yok!Bunun düzenlenmesinde mutlaka ve mutlaka müdahil olurum.Cinsiyet kimliği ‘cinsel tercih – cinsel hastalık – cinsel farklılık’ larak algılanmamalı. Cinsel yönelim olarak kabul görmeli.Bu noktada bir bilinç yaratılması için bu türden sivil toplum örgütleri ile işbirliği, desteğimi milletvekili sıfatı ile yaptığımda daha bir görünürlülük sağlayabilirim diye düşünürüm.

Ülkemizde güç odakları olmak isteyen partiler AB koordinasyon komitesinin yasa değişiklik önergesi görüşülürken, takıntılı tutumlar sergiledi.Onları teşhir eder ve karşı örneklerin toplumun bilincinin şekillenmesinde  etkili olabileceğini düşünürüm.Bu uğurda çaba sarf ederim.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının görünürlülüğü sizin için ne ifade ediyor?

İlk ayrım mitolojik çağlarda Adem’in kaburga kemiğinden yaratılan Havva’dan başladı, daha sonra Zeus’un güç – erkek, Afrodit’in ise cazibeli, baştan çıkarıcı kadın oluşu , daha da sonra tek tanrılı dinlerde (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) erkeğin yerinin birincil kadınıkinin de ikincil olaması pekişti.

Günümüzde,  toplum iletişim araçlarından fazlasıyla etkilenmektedir, medyada kadına ve erkeğe verilen roller bilinçaltımızı ciddi şekilde şekillendiriyor. Önemli olaylardaki fotoğraflarda erkekler , eğlence magazin kısmında da kadınlara yer  veriliyor. Bu şekilde kadın güç timsali olmaktan uzaklaştırılıyor.

Düşüncelerimizi aktardığımız DİLİMİZ bile, kadını aşağılayan ipuçları ile dolu. Örneğin; adam gibi davran!, saçı uzun aklı kısa !

Çocuk oyunları, renkler, oyuncaklar cinsiyete göre seçilmektedir.

Ailede bu şekilde eğitim alan çocuk , okul hayatına başladığında da bu bilgiyle çevreleniyor, örneğin ders kitablarındaki resimlerde doktor, milletvekili, bilimadamı (güç figürü) = erkek.  hemşire, öğretmen, hostes (sevgi, şefkat) = kadın oluyor.

Gelelim siyasete, bu şekilde büyüyen çocuk büyüdüğünde ülke yönetimindede ‘Güç istediğine göre!!!!’ Erkeklerin elinde oluyor.  Bu nedenle toplumsal cinsiyet sosyo-kültürel insan icadı ; zamana, kültüre , hatta aileye göre değişir , değiştirilebilir niteliktedir.

Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ayni zamanda ast – üst ve eşitsiz ilişkilere yol açar, çünkü erkekler ve kadınlar emeklerinden kaynaklanan , doğal hakları olan ücreti eşit almazlar ‘eşit işe , eşit ücret’ birçok sektörde eşitlenmemiştir.

Biz BKP – TVG olarak bu durumun da değiştirilmesini talep edeceğiz!Zaten milletvekili aday listelerimizde diğer partilerer göre en fazla kadının görünürlülüğünü sağlayan biziz.

Toplumumuzda sanata ve sanatçıya verilen değer hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Düzenlenen birçok etkinlikte veya açılışta ülkemizde varolan sanatçılar yerine yurtdışından gelen kişiler e daha fazla yer veriliyor.Her alanda yerli sanatçılarımıza sahip çıkılmalı / desteklenmeli !Tiyatro  / sergi salonları oluşturulması teşvik edilmeli. Eskiden öykü yarışmaları düzenlenir ve genç yetenekler özendirilirdi.Bu tutum tekrar yaşamda yer almalı.”Sanatçılar kültürel hazinedir.”Onlara hak ettikleri saygıyı göstermeyi genç  kuşaklara göstermede örnek olmalıyız.

Eklemek istediğiniz, değinmek istediğiniz konular var mı? Son olarak neler söylemek istiyorsunuz?

Bütün yaptıklarımda beni motive eden şey,ülkenin kuvvetlerini insanlığın özellikle de –iki kızım ve okuttuğum öğrencilerime- sunabilmek. O nedenle LGBT, Türkiyeli göçmenler, Maronitler, Kadınlar-çocuklar, emekçi halk kesimi ve tabiki ev sahipleri Kıbrıslılar… Güneyden kuzeye göç edenler, kuzeyden yurt dışına göç etmek zorunda kalanlar, dilimle-kültürümle yaşadığım toprakların üzerinde yok oluyorum kaygısı çekenler ….sizlerle birlikteyim. Meclis kürsüsünde konuşma olanağı elde edersem sizlerin attığı çığlığın yankısı olacağım.

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

-(Cemal SÜREYA)-

 

GÜNDEM KIBRIS-ÖZEL

http://www.gundemkibris.com/bu-da-mumkunu-verecek-duyguyu-asilamaya-calisiyoruz-62401h.htm