KARA KOMEDİ – Münür Rahvancıoğlu

Önce gençleri işsiz, ülkeyi geleceksiz bırakacaksınız…

Sonra “gelin size iş buldum” diyerek; çaresiz insanları, güvencesiz ve garantisiz işlere yerleştireceksiniz…

Ölümü gösterecek, ardından sıtmaya razı edeceksiniz…

Maaşlar asgari ücretin biraz üzerinde, izin hakkı kadrolu personelin yarısı kadar, geleceği sizin iki dudağınızın arasında…

Hem de bu yaptığınızı; “torpil”, “imtiyaz”, “avantaj” olarak sunacaksınız…

Bir de teşekkür bekleyeceksiniz, üstüne…

Yetmeyecek bu kadar yüzsüzlüğünüz…

Batırıp rezil ettiğiniz Başkent’te, “çözüm benim” diyerek tekrar aday olacaksınız. Ama size gönlüyle destek vermek isteyecek bir allahın kulunu bulamayacaksınız…

Bütün destekçileriniz ya korkudan ya da mammadan yanınızda olacak…

Sizin için gönüllü bayrak sallayacak, bildiri dağıtacak, oy isteyecek insanı mumla arayacaksınız…

Ama yüzünüz kızarmayacak gene de…

Ve “geçici” adı altında, güya kıyak geçerek işe aldığınız insanları zorla “desteğe” koşacaksınız…

Bakanlıklarınızda görevli, halka hizmet vermek için maaş alan ve aslında sadece siz “ayılara” bir kerecik “dayı” diyerek geleceğini kurtarmaya çalışmış çaresiz insanlara: “Ödeyin diyetinizi” diyeceksiniz…

Ödeyin bakalım şimdi diyetinizi, gelin UBP için bayrak sallamaya…

Ödeyin bakalım şimdi diyetinizi, gelin UBP için bildiri dağıtmaya…

Ödeyin bakalım şimdi diyetinizi…

***

Marx bir keresinde şöyle bir cümle kurar: “Hegel, bir yerde dünya tarihinin önemli kişilerinin ve olaylarının iki kez yer aldığını söyler. Ama şunu eklemeyi unutmuştur: İlk kez trajedi, ikinci kez ise fars olarak.”

UBP’nin şu ufacık kktc tarihinde önemli bir yere sahip olduğu kuşkusuz…

Ve tıpkı Marx’ın alıntıladığı yerde iddia edildiği gibi tarihimizde en az iki kez yer aldığını da söyleyebiliriz…

Birincisi 1970’li yıllardan başlayarak 2000’li yıllara kadar sürmüştü…

O yıllarda UBP dendi mi, gerçek bir trajediden bahsedilebilirdi…

Sürgün, baskı, şantaj, zorbalık, dehşet!

Cesaretle karşısına dikilende de, pısırıkça sinip çekilende de korku uyandırırdı UBP…

Bilen bilir; “cesaret” korkmamayı değil, korktuğun ile yüzleşebilmeyi imleyen bir kelimedir…

UBP ve UBP’liler; kendilerini haklı sayar, yaptıklarını savunur, zor ve baskı mekanizmalarını ise “hainlere” ve “Rumculara” mübah görürlerdi…

Eğilip bükülmez, kıvırıp yan çizmez, haksız bir aptalın zorba özgüveniyle dimdik bakarlardı insanların yüzüne. O bakışta tehtidi de görmek mümkündü, intikamı da…

İkinci UBP dönemi ise gerçek bir kara komedi…

2009’dan başlayarak bugünlerde hala devam eden UBP hükümetine bakın bir de…

Haksız, rezil ve kokuşmuş olduğunun bilinciyle hareket eden bir mahalle yankesicisi sanki…

En pis işleri yapmak için biraraya gelmiş bir sokak çetesi…

İkinci sınıf Amerikan komedisinde, suç üstü yakalanıp sırıtan adi bir dolandırıcı…

İri yarı kabadayının yağcılığını yaptığı için kimsenin dokunamadığı pısırık bir  çanta taşıyıcı…

***

Önce gençleri işsiz, ülkeyi geleceksiz bırakacaksınız…

Sonra “gelin size iş buldum” diyerek; çaresiz insanları, güvencesiz ve garantisiz işlere yerleştireceksiniz…

Ve “geçici” adı altında, güya kıyak geçerek devlete aldığınız insanlara; zorla partinizin bayrağını sallatacak, bildirisini dağıttıracaksınız…

Gencecik insanların onuru ile, gururu ile oynayacaksınız…

Adi bir şantajcı, ikinci sınıf bir tefeci, kalitesiz bir alacaklı gibi dayanacaksınız insanların kapısına…

Verdiğiniz her şeyi teker teker çarpacaksınız “kendi partililerinizin çocuklarının” suratına…

Belli ki artık miyadınız dolmuş sizin, çırpınmanız boşuna…

***

Bugün Dünya Tiyatro Günü…

Tiyatro, insanı insana insanla anlatan en değerli sanatlardan biri…

Yalan, uydurma, kandırmaca demek değil tiyatro… O gerçeğin ta kendisi…

Tiyatro; gerçekleri, gerçek insanlar yolu ile göstermektir gerçek insanlara…

Ve tüm sanatlar gibi “katkıda bulunur sanatların en büyüğü olan yaşama sanatına…”

Bu yüzden “tiyatro” demeyin sakın ar damarı çatlamışların çırpınmalarına…

 

Bu yazı 27 Mart 2013 tarihinde Afrika gazetesinde yayınlanmıştır.