MÜNÜR RAHVANCIOĞLU: “Bu Coğrafyada İktidar Ankara’dır”

BKP Lefkoşa Milletvekili Adaylarından Münür RAHVANCIOĞLU, GÜNDEM KIBRIS’ın Sorularını Yanıtladı…

MunurSizi tanıyabilir miyiz?

1977 yılında Lefkoşa’da doğdum. Ailem Larnaka göçmenidir. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdim.

Üniversite hayatım boyunca, DAÜ’de örgütlü Demokratik Gençlik Hareketi ve Kıbrıs çapında örgütlü Bağımsız Gençlik Platformu’da aktif olarak çalıştım. Aynı zamanda BGP’nin yayını olan ÇATI isimli dergide yazılar yazdım. 1996 yılında DAÜ’de gerçekleşen ders ve kantin boykotu sonrası üniversiteden 35 gün uzaklaştırma cezası aldım. 1997 yılında Kutlu Adalı’nın öldürülmesinden sonra oluşan Demokrasi ve İnsan Hakları Hareketi’nin kurulması sürecine katıldım.

Baraka Kültür Merkezi’nin kurucularından ve Baraka aktivistiyim. Kıbrıs ve Türkiye’de çeşitli gazete, dergi ve kitaplarda makalelerim yayınlandı. 2009 yılında da “Kıbrıslı Türk Devrimci Hareketi (Halk-Der)” isimli çalışmam kitap olarak Türkiye’de basıldı. Göç Yasası’na karşı yapılan protestolarda gözaltına alındım ve hakkımda dava okundu. Dava sürecinde kendi kendimi savundum ve beraat ettim. 2005 yılından beridir Çalışma Müfettişi olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda gönüllü olarak Khora Yayınları’nın kitap editörlüğünü yürütmekteyim.

Neden BKP-TVG’den  aday oldunuz?

Ben Baraka Kültür Merkezi aktivistiyim. Ülkemizin ve Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sıkıntılarda aktif bir şekilde taraf olan bir derneğimiz var. Bildiğiniz gibi siyaset ile kültürü ayrı şeyler olarak değil birbiri ile ilişkili algılıyoruz. Bu yüzden de birçok meselede taraf oluyor, halkımızın duygulanımlarını, arzularını ve fikirlerini yansıtmaya çalışıyoruz. Çoğu zaman solda yaşanan bölünme ve biraraya gelememe sorunları da mücadelelerin yeterince başarılı olmasının önünde engel oluyor. Baraka olarak özellikle son LTB seçimlerinde bunun bir sıkıntı olduğunu yüksek sesle dile getirdik ve halkımızdan da olumlu bir dönüt aldık.

Genel Seçimlerin gündeme gelmesi ile Birleşik Kıbrıs Partisi bize bir eylem birlikteliği, bir ittifak önerisi ile gelince Baraka olarak bunu olumlu karşıladık. DKB’den arkadaşların da katılımı ile Toplumsal Varoluş Güçleri oluşturuldu. Toplumsal Varoluş Güçleri’nin BKP çatısı altında seçime girmesine karar verdik ve ben de aday oldum.

Vatandaşlarla görüşmelerinizde sizlere gelen beklentiler, istekler ne yönde? Vatandaşlarımızın sorunları ağırlıklı olarak hangi konulardan?

Kıbrıslı Türk halkının çeşitli kesimlerinden çeşitli insanlarla görüştüğümde aldığım tepki hep aynı minvalde oluyor. Bizim düşüncelerimizi paylaşan da paylaşmayan da, bizi inandırıcı bulan da bulmayan da; Ankara ile olan ilişkiler noktasında sorular veya yorumlarda bulunuyor. Genelde sorulan soru “Ankara parayı vermezse ne yapacağız”  veya “Ankara ile olan ilişkileri için ne düşünüyorsunuz” şeklinde oluyor. Çünkü biz teker teker konulara odaklı bir siyasal çizgi izlemiyoruz. Barış söylemi, Özelleştirme karşıtlığı ve Ankara ile olan ilişkiler odaklı bir ortak duruşumuz var. Bu noktada da halkımızın böyle sorular sorması çok normal…. Çünkü her üç başlık da bir şekilde dönüp Ankara’nın tavrı ile ilişkili bir yere çıkıyor.

Kıbrıslı Türk halkının özgüvenini zedeleyen bir ilişki biçimi var ortada. Ekonomik, siyasi, askeri her alanda bu ülkede yaşayan insanların değil Ankara’nın sözü geçiyor. Tüm siyasi figürler de bu durumu normal kabul ediyor. Bizim söylemlerimizde bu duruma itirazlar yoğunluklu olduğu için de sorular genelde bu noktada oluşuyor. Açıkçası biz Ankara konusu dahil hiçbir konuda sihirli değnek dokundurarak bir anda çözüm üretmeyi vaat etmiyoruz. Bu bir süreçtir. Önce “hayır” diyebilmeyi, beğenmediğimiz şeylere itiraz edebilmeyi başarmalıyız. Bu noktadan sonra ilişkilerin nasıl şekilleneceğini hep birlikte göreceğiz. Ancak bizim için mesele Ankara’nın ne yapacağı değil, halkımız ile birlikte bizim ne yapacağımızdır.

Gene birçok vatandaş, özelleikle de televizyon programlarından sonra bana ulaşıp çeşitli bilgiler veriyor. Yakın geçmişe kadar Kıbrıslı Türklerin ürettiği hafif sanayi ürünlerinin listesini gönderdi birisi, başka birisi ihracatını yaptığımız tarım ürünlerini gönderdi. Onlarca kalem mal üretiyordu Kıbrıslı Türkler… İnsanlar bunları anlatmamı, söylememi istiyor. Duymayanların duymasını istiyor. Çünkü ciddi anlamda “yapabiliriz, geçmişte de yaptık” duygusuna ihtiyaç var. Yani ekonomik olarak biz üretebiliyorduk gene üretebiliriz. Ürettiğimiz oranda siyasi bakımdan da kendi kararlarımızı alabiliriz…

Kısacası bir umut, bir irade, bir kararlılık, bir özgüven temelindedir bizim sorunlarımız. Halk buna aç, bunu bekliyor. Ama umudunun kırılmasından, hayal kırıklığına uğramaktan da çekiniyor. Çünkü geçmişte umut bağladığı öznelerin yarattığı enkaz ortada… Biz bunu bilerek davranmaya çalışıyoruz. Büyük büyük laflar ve büyük büyük vaatler değil; insani olarak hakkımız olan temelden konuşmaya çalışıyoruz. Bir de BKP TVG olarak bizim yalnız başımıza bir hiç olduğumuzu, yapılacak her şeyin halkın kendi öz gücüne bağlı olduğunu anlatıyoruz…

Ülkemizde en öncelikli sorun olarak gördüğünüz konular nelerdir? Bu sorunlar sizce nasıl aşılabilir?

Biz Toplumsal Varoluş Güçleri’ni oluşturan BKP, Baraka ve DKB olarak; üç temel asgari müşterek belirledik. Bu üç temel noktanın aynı zamanda ülkemizin en büyük sorunları arasında bulunduğunu veya sorunların kaynağı olduğunu düşünüyoruz. Ankara ile olan ilişkilerin niteliği, Barış konusunda samimi adımlar atılmaması ve neo-liberal politikalar…

Bu sorunların her biri uzun uzun tartışılabilecek konulular. Mesela barış, sadece bizim istememizle olabilecek bir şey değil. Veya bu noktada tek sorun Kıbrıslı Türk liderliği veya Ankara’dan kaynaklı da değil. İşin içinde Kıbrıslı Elen şövenizminden tutun da ABD’ye kadar bir çok aktör var. Bazı zamanlarda bu aktörlerin olumsuz tavırları da barış sürecinin başarısızlığında etkili oluyor. Ama bizim ortak noktamız şu: Bizim halkımız barış istiyor ve hiçbir aktörün yanlışı, eksiği, kötü niyeti bizim halkımız adına şöven politikalar geliştirilmesinin mazereti olamaz. Barış konusunda tavizsiz, samimi ve dürüst bir tavır geliştirilmeli ve her zaman Kıbrıslı Türklerin onurlu bir halk olarak çıkarlarını ön plana alan ama hiçbir art niyetli çaba ile barış politikasını da sulandırmayan bir duruşta da ısrar edilmeli.

Ankara ile olan ilişkilerden bir önceki soruda bahsetmiştim. Neo-liberal politikalar ise çok daha kapsamlı bir mesele. Neo-liberalizm bütünlüklü bir ekonomik proje… Genel olarak halkın yoksullaştırılması, bir avuç zenginin ise karlarının yükselmesine dayalı. Maaşların düşmesi, işsizliğin artması, eğitim ve sağlık gibi kamusal politikaların paralı hale gelmesi, sendikaların zayıflaması, çalışma koşullarının kötüleşmesi, güvenceli işlerin ortadan kalkması gibi boyutları var. Bunları destekleyen Sözde Sosyal Güvenlik Yasası, Göç Yasası gibi yasalarla kamu eli ile kamusal olanın imhası, tahribi var… Üstelik de tüm bu yapılanların “küreselleşme, dünyanın gittiği yer, başka alternatif yok” gibi söylemlerle alternatifsizmiş gibi sunulması ve halkın buna inandırılması da var…

Bu sorunları bir kalemde aşmak mümkün değil. Ancak egemenler tarafından uygulanan politikalar halkımızda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Bizim hedefimiz, hemen her konu ile ilgili mücadele veren demokratik kitle örgütleri ile yakın tems içinde olmak ve onların sokakta verdikleri mücadeleyi güçlendirirken bu gündemleri meclise de taşımak şekilndedir. Yani karşılıklı bir ilişki kurmayı hedefliyoruz. Hem sokaktaki sözün büyümesine yardımcı olmayı hem de bu sözü meclis gündemine taşımayı düşünüyoruz. Her alandaki öznelerin güçlendirilmesi ve söznünün bizim aracılığımızla meclise taşınması sürecidir bu hedefimizin özeti…

Ülkemizde birçok kişinin mağdur olduğu ve hukuk camiasıyla hükümeti karşı karşıya getiren FAİZ YASASI hakkında görüşleriniz nelerdir?

Faiz yasası bu ülkede tefeciliğe dayalı bir sistem olduğunun en aleni kanıtıdır. Halkın en temel mağduriyetlerinden birisidir. Bu yasayı geçiren CTP-DP hükümeti ve ondan sonra gelip yasaya dokunamayan tüm diğer hükümetler de bu yasanın toplumumuza yaşatttığı acılardan sorumludur.

Özelleştirmelere bakış açınız nedir?

Biz özelleştirmeye karşıyız. Karşıyız çünkü özelleştirme biraz önce saydığım neo-liberal politikaların en önemli parçasıdır. Özelleştirme dünyanın her yerinde yoksulluk demektir. Maaşların düşmesi, işsizlik ve toplumsal yozlaşma demektir. Bugün Yunansitan, İspanya, Portekiz gibi ülkelere baktığımızda hem özelleştirmenin olumsuz sonuçlarını hem de halkların buna karşı direnişini görebiliyoruz. Ama özelleştirme bizim ülkemizde sadece yoksulluk demek değildir. Bizim için özelleştirme aynı zamanda yok oluş demektir. Özelleştirmeler devam ettiği sürece Kıbrıslı Türklerin yokoluşu da hızlanacaktır. Bir halkın yokoluşa direnmemesi düşünülemez. Halkımız da direnmektedir zaten. Elektrik çalışanlarının grevlerini, Kooperatif çalışanlarının, Telefon dairesi çalışanlarının grevlerini düşünün… LTB’de yaşananları, KTHY’de yaşananları düşünün… Bugün Ercan’ın içine düşürüldüğü durumu düşünün. Eğitim ve sağlığın getirildiği hali düşünün. Bütün bunlar bütünlüklü bir projenin parçalarıdır. Kamusal olan hiç bir şeye para yoktur, yangın helikopetrine, okullara, hastanelere para yoktur. Ama polise X3 alımına, TOMA alımına para vardır… Neden? Çünkü özelleştirme yaygın olarak söylendiği gibi devletin küçültülmesi demek değildir. Devletin halka hizmet sunan, insani boyutunun küçülmesi ama halkı baskı altına alan şiddet boyutunun büyümesi demektir.

Halkımızın direnişi gelecek aylarda da devam edecek. Biz BKP TVG olarak bu direnişe siyasal alandan da destek ve katkı sunmayı, bu direnişin sözünü büyütmeyi hedefliyoruz.

İstihdam konusu hakkında ne düşünüyorsunuz?

İşsizlik büyük bir sorundur. Ve devletin her vatandaşına becerileri doğrultusunda bir iş sahası bulması, açması, yaratması temel bir yükümlülüktür. Ancak bugün istihdam politikaları insanımızı onursuzlaştırıcı bir temelden yürütülüyor. En temel insan hakkı olan çalışma hakkı, insanımıza bir lütuf gibi sunulması yanında, bir de oy satın almanın, taraftar toplamanın aracı kılınıyor.

Kamuda geçici, güvencesiz işler yaygınlaşıyor. Maaşlar ve mesai ücretleri düşüyor. Bunlar doğrudan doğruya özel sektöre de yansıyor. Gençler yoksulluğa mahkum ediliyor. Üstelik emeklilik yaşının arttığı koşullarda tam bir geleceksizleştirme ve güvencesileştirme koşullarında gerçekleşiyor tüm bunlar… Halkımızın geleceği, umudu, inancı karartılıyor…

Vatandaşlarımız size neden oy versin? Milletvekili seçilmeniz halinde ne yönde çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bizim BKP TVG bileşenleri olarak asgari müşterek olarak belirlediğimiz üç ana nokta var. Ülkemizin yeniden birleştirilmesi ve halklarının kardeşliği yani barış. Bu notadan taviz vermemiz mümkün değil. Seçilsek de seçilmesek de elimizdeki her aracı kullanarak barış için mücadele edeceğiz. İkinci nokta genelde neo-liberal politikalara özelde ise her türlü özellleştirmeye net bir karşı çıkış… Özelleştirme karşıtı mücadele yürüten kesimlerin güçlendirilmesi ve seslerinin daha gür bir şekilde çıkması gerekiyor. Çünkü özelleştirme dünyanın her yerinde yoksulluk demek. Ama bizim ülkemizde buna ek olarak Kıbrıslı Türklerin yokoluşu demek. Bir halkın yokoluşa direnmemesi düşünülemez. Üçüncü nokta ise Ankara’dan dayatılan her türlü onursuz ilişkinin reddi, deşifre edilmesi, halkımız ile paylaşılması ve umut verecek bir duruşun örgütlenmesidir. Bu üç noktanın üçünü birden sokakta, iş yerinde, mecliste, sendikada, eylemde, grevde, okulda kısacası her yerde büyütmemiz lazım. 28 Temmuz bu anlamda ne başlangış ne de bir sondur.

Aynı zamanda bu mücadele toplumuzda kısa süreli beklentilere dayalı olmayan, uzun vadeli bir direniş kültürünün gelişmesine de hizmet edecek diye düşünüyorum. Direniş kültürü geliştikçe onur duygumuzun ve umudumuzun da artacağı bir gerçek. Kısacası toplumsal varoluş mücadelemizin başarıya ulaşması için bugün zaten yaptığımdan farklı bir şey yapmayacağım

Partinizin iktidara gelmesi durumunda ülkemizde nelerin değişeceğini öngörüyorsunuz?

Öncelikle bu seçimin sonucundan bir iktidar çıkmayacak. Bir hükümet çıkacak belki ama o hükümet iktidara sahip olamayacak. Çünkü bu coğrafyada iktidar Ankara’dır… Ancak BKP TVG olarak bizim hükümet de olamayacağımız ortadadır. Barajı aştığımız çeşitli anketlerde ve konuşulanlarda ifade ediliyor. Bunlar doğruysa muhtemelen iki veya üç milletvekili ile meclise gireceğiz. Ancak mevcut rejim partilerinden herhangi birisi ile koalisyon yapmak gibi bir hedefimiz yoktur. Biz yönetmeye değil halkımızla birlikte direnmeye talibiz. Hakkıyla yaşanacak bir direniş sürecinin bu halk için bir diriliş sürecine dönüştürülebileceğini düşünüyoruz. O zaman da gerçek iktidarı halkımızla birlikte kuracağız.

Kıbrıs Türk toplumunun siyasete, siyasetçiye bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kıbrıslı Türkler siyasete de siyasetçiye de güvenmiyor. Bu güvensizliği haklı buluyorum. Ülkemizde ne siyasal partilerin ne de siyasetçilerin güvenilir bir tarafı yoktur. Sürekli vaatlere ve yalanlara dayalı yozlaşmış bir siyasal ortam var. Zaten BKP TVG de bu yüzden oluştu. Mevcut rejim partilerine alternatif farklı bir siyasal çizgiyi temsil ediyoruz.

Ülkemizde partilere ve siyasete olan güvensizlik nedeniyle sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenlere çağrınız ne olacak?

Sandığa gitmemeyi düşünen bir çok kişi ile neredeyse aynı şeyleri hissediyor ve düşünüyorum. Bu noktada sandığa gitmeyecek olanlara hak vermemem mümkün değil. Ancak biliyoruz ki, sandığa gitmemek ne bir şeyi değiştirecek ne de bizde bir umut yaratacak. Oysa BKP TVG’nin barajı geçmesi ve meclise girmesi ile hepimizde ciddi bir umut oluşacak… Ortada her şeyi ile bu sisteme karşı duran ve egemenlerden ve onların işbirlikçilerinden farklı bir pratik sergileyen BKP TVG vardır… Bunu da düşünerek hareket etmelerini söyleyebilirim.

Eklemek istediğiniz, değinmek istediğiniz konular var mı? Son olarak neler söylemek istiyorsunuz?

Kıbrıslı Türk halkı dinsel gericileştirme, asimilasyon ve entegrasyon süreci ile karşı karşıyadır. Geçmişte Türklüğümüz yetersiz bulunurken şimdi müslümanlığımız yetersiz bulunuyor. Kur’an kursları, her köye iki cami gibi politikalar yanında her köşe başına bir kerhane, kumarhane açılıyor. Tam anlamı ile bir yokoluş sürecinin ortasındayız. Tüm bunlara yeter diyen de bir halkız. Son beş yılda çok ciddi mücadeleleri birlikte verdik. Grevler yaptık, eylemler örgütledik. 2011 yılında 50 bini aşkın insan alanlara indik. 2012 yılı sonunda onbinlerce kişi mahkeme önüne gidip sendikacıları egemenlerin elinden hep birlikte aldık. Ama bu mücadeleler siyasal karşılığını bulamadı. Şimdi varoluş mücadelemizi siyasal alana da taşımamız lazım. O zaman sokak da güçlenecek, siyaset de yeni bir dinamizm kazanacaktır.

GündemKıbrıs