TAMAY SOYSAN: “ADSL sıkıntısının bir boyutu da özelleştirmedir”

tamayGeçtiğimiz 4 yıl boyunca sık sık özelleştirme tartışmalarıyla gündeme gelen Telekomünikasyon Dairesi, bu sefer de ADSL sistemlerindeki aksaklık ile gündeme geldi.

Özelleştirme ve yapısal dönüşün politikaları doğrultusunda yıpratılmaya ve itibarsızlaştırılmaya çalışılan diğer kamu kuruluşları gibi Telekomünikasyon dairesi de gerek bütçe ayrılmayarak gerekse de altyapısına katkı konulmadan özelleştirilmeye hazır bir kıvama getirilmeye çalışılıyor.

Bu kapsamda yaşanan ADSL sıkıntısını ve Telekomünikasyon Dairesi’nin durumunu TEL-SEN Başkanı Tamay Soysan ile konuştuk.

 

 

 

 

 

 

 

Tel-Sen Başkanı Tamay Soysan: “2007 yılında kurulan ADSL sitemleri zaman içinde yenilenmedi. Örneğin ilk başladığımız zaman 2500 abone kadar abone sayısı vardı. Şimdi elimizdeki verilere göre toplam kapasitemiz 27,814 ve doluluk oranımız da 21.729’dur. Boş portlarımız 5.466’dır.”

 

 

Anlaşma yenilenmedi…  “2011 yılına kadar bu sistemlerin bakım ve onarım anlaşması var. Ancak 2011 yılından sonra ise bütün uyarılarımıza rağmen maalesef bu sistemlerle ilgili bir bakım onarım anlaşması yapılmamıştır.

Basından da görüyorsunuz Çin’den olan Huawei şirketi ile ki bu dünyada bütün elektronik sistemleri de kullanan veya kullandıran şirketlerden biridir.

Yapılan anlaşmada 2011 yılından sonra bu bakım onarım anlaşması olmadığından dolayı bir şekilde sistemde meydana gelebilecek arızalara da Huawei olarak müdahale edilmeyeceği söylenmişti ve hükümete de bildirilmişti.

Ancak maalesef gene bu konuda duyarsız davranıldı ve sonunda bir arıza meydan geldi.”

 

Elçi’nin açıklamaları… “Evet, Elçi’nin bahsettiği gibi bir kamuyu yaratılmıştır. Ben, Tel Sen adına mutluyum; demek Tel Sen’in de katkı koyduğu, diğer örgütlerin de katkı koyduğu ses getiren bir olgu, bir eylem var ve bunu görüyorlar…”

 

 

 

ADSL’de yaşanan sıkıntılar nereden kaynaklanmakta?

 

Bildiğiniz gibi telekomünikasyon dairesinin yıllar itibariyle verdiği bir ADSL hizmeti var. Aslında ADSL hizmetleri bizlerin telekomünikasyon dairesiyle halkın malı olan ve halkın birer kuruş parasıyla kurulan ve bu sistemleri yine halkın yararına kullanılması için işleten bir sistemdir. Tabii ki iletişim çağında yaşıyoruz ve iletişim günden güne, aydan aya, yıldan yıla sürekli yenilenen bir sistem. Ancak biz TEL-SEN olarak 5 yıldan beridir özelleştirmeye karşı da bir mücadele veriyoruz. Aslında konunun bir diğer boyutu da bununla bağlantılı. Neden, çünkü 2007 yılında kurulan ADSL sitemleri zaman içinde yenilenmedi. Örneğin ilk başladığımız zaman 2500 abone kadar abone sayısı vardı. Şimdi elimizdeki verilere göre toplam kapasitemiz 27,814 ve doluluk oranımız da 21.729’dur. Boş portlarımız 5.466’dır. Bizim her zaman için ortaya koyduğumuz ve söylediğimi şudur: Telekomünikasyon dairesinin altyapısına mutlaka kamusal yatırımlarla destek olunmalıdır.  Telekomünikasyon dairesinin iletişim piyasası içinde yerini alması sağlanmalıdır. Ancak bundan daha da önemlisi yerinin sağlamlaşması gerekir: Burası bir kamu dairesidir ve kamu hizmeti vermektedir. Bizim için de stratejik bir öneme sahiptir.

 

Altyapıya yatırım yapılmış olsaydı böyle bir sıkıntı meydana gelir miydi?

 

Bizim ortaya koyduğumuz çözüm önerilerinde bu da vardır. Ancak ne yazık ki 4 yıldan beridir telefon dairesine bilinçli bir şekilde bir çivi bile çakılmamıştır. Telefon dairesinin alt yapısının desteklenmesi için, dairenin daha iyi hizmet verebilmesi için bu konuda hükümet tarafından herhangi bir adım atılmamıştır.

Sadece bu hizmetlerin aksamadan günlük yürütülmesi için bir takım önelimler alındı. O kadar! Bu asla yeterli olmaz olamaz zaten. İletişim öyle bir şeydir ki günden güne sistemlerini yenilemek ve rekabet de etmek zorunda olan bir sektördür.

 

ADSL yazılımları güncel mi?

 

Bu ADSL sisteminin bir ana beyni var, bunun üzerinde de sistem kapasitesine göre de çalışmaktadır. Ancak biz ADSL hizmetlerimizi de bir taraftan daire olarak verirken bir gelir paylaşımı yaparak ISP dediğimi ADSL şirketleri ile birlikte yürütüyoruz.

Bizim bilgimize göre 2011 yılına kadar bu sistemlerin bakım ve onarım anlaşması var. Ancak 2011 yılından sonra ise bütün uyarılarımıza rağmen maalesef bu sistemlerle ilgili bir bakım onarım anlaşması yapılmamıştır.

Basından da görüyorsunuz Çin’den olan Huawei şirketi ile ki bu dünyada bütün elektronik sistemleri de kullanan veya kullandıran şirketlerden biridir.

Yapılan anlaşmada 2011 yılından sonra bu bakım onarım anlaşması olmadığından dolayı bir şekilde sistemde meydana gelebilecek arızalara da Huawei olarak müdahale edilmeyeceği söylenmişti ve hükümete de bildirilmişti.

Ancak maalesef gene bu konuda duyarsız davranıldı ve sonunda bir arıza meydan geldi. Tabii çalışanlarımız burada bütün imkansızlıklara rağmen Huawei ile irtibata geçerek sorunun çözülmesi için uğraştılar. Bu arada ulaştırma bakanı müsteşarı da Huawei ile iletişime geçerek karşılıklı bir şekilde arıza giderilmiştir. Sayın ulaştırma bakanı müsteşarının yaptığı açıklamalara baktığınızda halktan özür diliyor. Tabii verdiği çaba için de teşekkür etmemek yanlış olur. Ancak halktan özür dilenmesi gerekiyor ama aslında 4 yıldan beridir de Telekomünikasyon dairesine kendi hükümeti tarafından da kendi görevde olduğu süre içerisinde de doğru dürüst bir stratejik yatırım planlama yapılmamıştır. Örneği 2010 yılında bu sistemleri devreye koyacağı gibi, 2010’dan sonra bu kadar gelirimiz olacak gibi ve daha sonra bu sistemlerin yenileneceği gibi bir stratejik hedefi yoktur.

 

Bunun gerekçesi bize göre her zaman hedefte özelleştirme olmasıdır. Bu da bilinçli ve sistematik bir şekilde yapılmaktadır. Bize göre bu bunun bir parçasıdır. Halkanın bir parçasıdır. Yalnızca bu değil tabi. Altyapı olarak verilen çoklu kablo gibi bir çok hizmet vardır. Ama bugün baktığımızda bütün bu hizmetlerin de verilmemesi için Maliye Bakanlığı tarafından bütçe ayrılmıyor. Bütün gelirler Maliye’ye gitmesine rağmen bize  herhangi hatırı sayılır bir bütçe ayrılmıyor. Ama iletişim piyasasına baktığımızda piyasa öyle bir piyasadır ki, pastanın %80’ini tutanlar yollarına devam ediyorlar. İki büyük GMS operatörü var. Bu GMS operatörleri de Telekomünikasyon Dairesi’nin kalan kısmına da talip olma adına bu rekabeti de daha fazla körükleyen firmalardır.

 

Bize göre siyasi erke, siyasete talip olanların aslında toplumsal eşitlik temelinde toplumun yararına yapması gerekenler vardır. Ama maalesef görüyoruz ki sermayeye yapılan bir takım avantajlar vardır. Bunu da hep Dünya’daki global ve ekonomik krize bağlıyorlar. Kuzer Kıbrıs’ta bizler bu krizden etkileniyoruz ve liberal politikaların uygulanması doğru uygulamalar olacakmış gibi halka gösterilmeye çalışılıyor. Bunlar çok tehlikeli ve aslında hiç de doğru uygulamalar değildir.

 

TC Büyük Elçisi yaptığı açıklamalarla her fırsatta ekonomik paketi ve özelleştirmeleri vurguluyor. Bir de şimdi buna karşı oluşan kamuoyundan bahsetmekte.  Elçi’nin açıklamalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

 

Bir seçim süreci yaşandı. Seçim sürecinde de ana muhalefet partisi sandıktan birinci çıktı. Diğer partilere de baktığımızda tabii ki seçim manifestolarında ortaya koydukları en azından ana muhalefet partisinin ortaya koyduğu şu vardır: stratejik kurumların daha fazla özelleştirilmesi değil özerkleşmesi!

Ancak bizim için her zaman şu vardır: Söylem değil eylemdir önemli olan. Geçmiş hükümet dönemlerinde de hepimiz bunu yaşadık. Özelleştirmeye karşı olanların da bu ülkede neleri özelleştirdiğini iyi biliyoruz. Telefon dairesi çalışanları olarak zaten sayın Elçi’nin açıklamalarına baktığınız zaman bize göre normaldir. Çünkü elçinin görevi zaten budur. Misyonu gereği de bunu bir şekilde yapmak zorundadır zaten… Ancak önemli olan bizlerin halk olarak, örgütler olarak, siyasal partiler olarak, hangi ilkeler doğrultusunda hareket edeceğimizdir.  Bir hedef belirlemeli ve ‘biz bunları yapmayacağız, bize bu gömlek giydirilemez’ demeliyiz. Ancak bunları söylemde değil eylemde de göstermek lazım.

 

Evet, Elçi’nin bahsettiği gibi bir kamuyu yaratılmıştır. Ben, Tel Sen adına mutluyum; demek Tel Sen’in de katkı koyduğu, diğer örgütlerin de katkı koyduğu ses getiren bir olgu, bir eylem var ve bunu görüyorlar…

 

ADSL’deki sıkıntının ileride yine yaşanma olasılığı var mı?

 

Şimdi ne yapılmalı. Bir kere Telekomünikasyon Dairesi’nde geçmişte de bizim ortaya koyduğumuz idari ve mali yönden özerk bir yapı yaratılması lazım. Tabii bu yaratılırken kamusal ayağının da devletin de içinde olması gerekir. Bunu mutlaka bir şekilde devlet hem denetimini gerçekleştirerek hem de vergisini alarak hem de kendi yatırımlarıyla destekleyerek bu yapmalıdır.

 

Bunun olabileceğini düşünürsünüz?

 

Umarım devam etmez. Çok da önyargılı konuşmak istemiyorum. En azından daha umutlu bakmak istiyorum. Şimdi partilerin açıklamalarına da baktığımızda en azından her zaman özelleştirme değil de daha fazla özerkleştirme var…

Özerkleştirme var derken bu sözün altında nasıl bir model vardır tabii. Bu bizim için çok önemlidir. İdari ve mali yönden özerk dediğimiz zaman aslında baktığımızda idare ve mali yönden KTHY de özerk kabul edilirdi. Bizim ortaya koyduğumuz çözüm önerisi ve model, ki biz bunu 2011 yılında yine geçmiş hükümetin bakanlığına sunduk; idari ve mali yönden özerk bir daire derken AKP’nin de buraya dayatmak istediğinin dışında; en iyi örnekleriyle onu vurabileceğimiz bir TRT var. Ve TRT bugün Türkiye’de bir özerk yapıdadır. Bunları örnek gösterebiliriz. Demek ki örnekleri vardır. Dünya’nın hiçbir ülkesinde bugün, AB ülkeleri de dahil iletişim yasaları içerisinde stratejik olan kurum ve kuruluşların özelleştirilmesi diye bir madde yoktur. Bunu iyi görmek lazım. Türkiye’de AKP’nin bir taraftan Kıbrıs’ın kuzeyinde bir taraftan bize dayattığı dönüşüm projesi; bir şekilde kurumlarımızın AKP’nin arkasında olan sermayenin eline geçmesi için bir saldırıdır. Buna engel olmamız gerekir.

 

Bunu nasıl yapacağımıza gelecek olursak, hepimizin şunu anlaması gerekir, bizler mutlaka kendi kurum kuruluşlarımıza kendi ülkemize eşitlik temelinde sahip çıkmak zorundayız. Eşitliği talep etmek zorundayız. Toplumsal talebin mutlaka gelmesi gerekir. Bunun için de örgütlenmemiz lazımdır. Yalnız kamuda örgütlenmek yetmez; özel sektörde de yüzde yüz örgütlenme olması gerekir.

Sadece kamuda örgütlenip toplu iş sözleşmelerini  başarı gibi göstermek yetersizdir. Bunun bütün sektörlerde, özelde de olması lazım. Emeğin olduğu her yerde sendikalaşma olmalıdır.

Röportaj: Hasan YIKICI