YENİ HÜKÜMET HAYIRLI UĞRURLU OLSUN! – Mustafa Keleşzade

image

Yeni hükümetimiz kuruldu. İyi ki de kuruldu, çok şükür kuruldu. Erken seçime gidilseydi, insanımız  buna artık dayanamazdı.

Araç konvoylarının arasına atlayıp kornaları sökme  noktasına, bazı vekil adayları ile ise akraba çıkma noktasına gelirdik. Normal zamanda bandabuliyanın yanından geçerken göremeyeceğimiz bazı vekilleri esnafla tavla oynarken dahi görmek mümkün olurdu artık sanırım.

Artık acı ve tatlı günlerimizde yanımızda sadece dostlarımız olacağını, vekil adaylarının elimize mengene gibi yapışmayacağını biliyoruz. Uzun lafın kısası, iyi ki hükümet kuruldu da, sokaklarda ki samimiyetsizlik azaldı!

Yeni kurulan hükümete en içten başarı dileklerimi sunarım. Fakat sanırım başarı dileğinin ne için olduğunu netleştirmek de gerek bu memlekette. Başarı dileğim çalıp çırpma meselesi için değil. Genelde öyle algılanıyor.

Yozlsuzluk, eleman kayırma ve torpil için de değil. Bunlar için de yanlarına çok gidilir ya karıştırmasınlar.

En iyi işbirlikçi olma konusunda da değil başarı dileğim. Sanırım en fazla yanlış anladığı da bu vekillerimizin.

Başarı dileğim çalıp, çırpma, yolsuzluk, torpil, işbirlikçilik için değil, tam tersi çalanı, çırpanı cezalandırma ve onurlu davranma için.

Programa gelirsek

Hükümetimiz yeni dönem için programını da hazırlamış. İyi de yapmış. En azından çok uzun bir program değil. Yazılar da çok küçük değil. En azından okuması kolay yani.

Programda benim için en dikkat çeken nokta geçici onuncu madde ile ilgili olan.  O madde ki, anayasanın birinci, ikinci maddesinen daha kalıcı diye görülen bir gecici maddedir, değişeceği yazılmış programa. Tabi nasıl bir değişim olacak, sonucu ne olacak bilinmez,  ama yine de yazılması insanı iyi hissettiriyor.

Buna benzer başka olumluluklar da var programda. Mesela AKSA, havaalanı ihaleleri gibi kritik ihalelerin gözden geçirilmesi ve usulsüzlük halinde tek yanlı iptali gibi.

Bu gibi olumluluklara halkımız alışık değil. Fakat uygulamaya niyet edilmesi halinde de uygulayanın sonuna kadar arkasında durulacağı da bir gerçek.

Tabi bazı sorunlu, hatta komik noktaları da yok değil hani programın.

Özellikle ekonomiden bahsedilen bazı yerler oldukça komik. Tabi bu noktaları yeni vekil arkadaşların ve yenilenmiş partilerin heyecanına verebiliriz. Fakat sonuçları bire bir halkımızı etkileyeceğinden komikliği, trajik de bir hal almakta.

Ekonominin modern ülkeler gibi serbest piyasa ekonomisi olacağı yazıyor programda. Bu noktanın iki traji komik yanı var.

İlki bu programı yazan partilerden birinin tüzüğünde sosyalist yazıyor olması. Her ne kadar CTP konusunda bu nokta artık şaşırtmasa da, serbest piyasa ekonomisini savunan bir partinin sosyalist diye geçinmesi her daim komik, o partinin sol bir parti olarak destek bulabilmesi de trajik olacaktır.

İkinci nokta ise, en “modern”, kapitalizmin beşiği diye adlandırılan ABD gibi ülkelerin dahi serbest piyasa ekonomisini uygulamıyor oluşudur.

Serbest piyasa ekonomisi olayı tarih içinde kapitalist bir ütopya olmaktan öteye geçememiştir. Bunun sebebi ise gelişimiş kapitalist ülkeleri yönlendiren şirketlerin her daim kendi çıkarlarını korumasıdır.

Hiç bir ABD şirketi, sırf serbest piyasaya uysun diye Çin’in,  Japonya’nın, Rusya’nın ülkesine kendi üretiminden daha ucuz mal sokmasına izin vermez. Bunları koyduğu yüksek vergilerle engeller.  Aynı uygulama AB ülkelerinde, Rusya’da ve diğer gelişmiş ülkelerde de geçerlidir.

Serbest piyasa lafı günümüzde sadece modern kapitalist ülkelerin yeni sömürge ülkelere dayattığı bir zorunluluktur. Bu zorunluluk da ülkenin gelişimini engellemektdir.

Hele bizimki gibi sıfıra yakın üretimi olan bir ada yarısında serbest piyasa, serbest rekabet, özel sektöre yatırım lafları daha da komik olmaktadır. Bunların yarınlarda açacağı yaralar ise durumu trajikleştirmektedir.

Diğer bir komik nokta ise barışın programda vurgulanma sıklığı ile TC ile iyi ilişkiler geliştirmenin vurgu sıklığının neredeyse eşit olması.

TC’nin Kıbrıs’taki işgalci durumu malumunuz. Geçici onuncu maddeyi sembolik olarak önemli kılan bir sebep de zaten durumun kendisi. Bu bile program içinde bir tezat oluşturuyor.

Son günlerde AKP Türkiyesi’nin Ortadoğu’da savaş ile özdeşleşen pozisyonunu da duruma eklediğimizde iyiden bir tezat oluşmakta. Programını barış üzerine kuracağını iddia eden bir hükümet, diğer yanda ise Ortadoğu’yu savaşa sokmak için elinden geleni yapan bir ülke ile iyi ilişkiler kuracağını açıklıyor.

İşte böyle bir program var elimizde. Devletin pezevenkliğine, kumarhanelere ise hiç değinilmemiş programda.

Açıkcası program, pek bir program değil. Tıpkı bizde hükümetlerin, pek bir iktidar olamadıkları gibi. Fakat yine de bekleyip göreceğiz.

Mustafa Keleşzade

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti