1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ – Mustafa Batak

1 eylulBilindiği üzere, 1939 yılında Almanya’nın Polonya’yı işgali ile başlayan II. Paylaşım Savaşının ardından bu tarih Dünya Barış Günü olarak anılmaya başlandı. Belirlenen tarihten bu yana, çeşitli eylemlilikler ve etkinliklerle dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de, 1 Eylül barış istemiyle kutlanmaya başlandı…

Ancak özellikle bizim ülkemize ve bu günlerde bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak bu tarihin ayrı ve önemli bir yeri olması gerekmektedir.  Günün kendisi sembolik olsa da savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, bu günü fırsat bilip daha çok haykırıp sesimizi daha çok yükseltmemiz gerekmektedir…

Başta ABD, İngiltere ve onların güdümünden ayrılmayan Türkiye olmak üzere birçok emperyalist odağın Suriye’ye karşı askeri müdahaleye hazırlandığı günlerden geçiyoruz.

Savaş ha çıktı ha çıkacak!

Ülkemiz adına, savaşın çıkıyor olması yanı sıra bir diğer üzücü unsur ise, gerçekleşecek müdahale sırasında adada bulunan iki İngiliz üssünün merkezi karargâh olarak planlanmasıdır. Hatta geçtiğimiz hafta çıkan haberlere bakacak olursak, Suriye’de ‘kimyasal silah’ kullanıldığı iddiaları üzerine, İngiliz Kraliyet hava kuvvetlerine bağlı savaş ve kargo uçakları, ağrotura geldi bile. Ortadoğu’da  yeni bir işgal ve sömürünün gerçekleşmesi, öngörülen savaş ile önümüzde dururken, Kıbrıs da bu sürecin içerisine dâhil edilmeye çalışılıyor.

Yani, gerçekleşecek herhangi bir müdahale sonucu etkileneceğimiz aşikâr!

***

Ülke dışındaki politik atmosfer bu yönde ilerlerken, ülke içerisinde yine bilindik tablonun ortada olduğunu söyleyebiliriz. Hatta buna en iyi örnek olarak, dün ara bölgede gerçekleştirilen 1 Eylül’ü örnek gösterebiliriz…

Önceden bilinçli olarak zihinlerde pişirilip kurtarılan 1 Eylül’ün, yine ara bölgede kurulan sahne, oturan insanlar, yapılan konuşmalar eşliğinde geçiştirildiğini söyleyebiliriz…

Elbette ki 1974 sonrası kuzey ve güney olarak ikiye bölünen adamızda 1 Eylül eyleminin gerçekleşmesi için en uygun adres ara bölgedir. Orta yaş üzeri insanları düşünerek alanda sandalye bulundurup oturmalarını sağlamak da gayet mantıklıdır. Ya da sahne üzerinde konuşmacıların, müzisyenlerin ve folklor gruplarının bulunması gayet doğaldır. Zaten eleştirirken de öne çıkarılan ana unsur da bu değildir. Yıllardan beridir göze çarpan en önemli rahatsızlık özellikle bu ve benzeri organizasyonlarda oluşturulmak istenen ruhsuz ortamdır. Ancak bu noktada özellikle kuzeyden katılan örgüt, parti ve bağımsız aktivistlerin hakkını teslim etmek gerekmektedir. Coşkulu ve kitlesel bir şekilde katılan örgütler, bayraklar, pankartlar ve sloganlarla alanda bulunan atmosfere ruh kazandırıp barış özlemini en yüksek sesle haykırdığını söyleyebiliriz…

Peki, kitlelerin bu denli coşkulu ve dinamik olduğu bir alanda, hele ki yakın coğrafyamızda savaş naralarının atıldığı bu günlerde, bu denli yuvarlak laflar edilip konuşmaların yapılması kitle ile organizasyonu gerçekleştiren zihniyeti çeliştirmiyor mu?

Cevap açık ve net bir şekilde ortada! Bu sorunun temeline inecek olursa yine bilindik bir tablo ile karşı karşıya kalacağımızı söyleyebiliriz…

Kıbrıs’ta barışın, sadece 1 Eylül’lerde hatırlanacak bir söylev olmadığı hepimizin malumu. Savaş sonucu yaklaşık 40 yıldır kuzey ve güney olarak ikiye bölünen adamızda, sözde barışmak üzere gerçekleşen görüşmelerden tutun da, barışı getireceğini öne süren siyasilere kadar yaşamın her alanında bu sihirli sözcük karşımıza çıkıyor…

Öncelikle barışı somutlaştırıp bize getireceğini söyleyen siyasetleri bir kenara bırakıp, barıştan ne anladığımızı belirtmemiz gerekiyor.

Barış nedir?

İki liderin anlaşması sonucu gerçekleşebilecek bir şey midir? Ya da önümüze koyulan ve bizim de bu şekilde ulaştığımız bir şey mi?

Bunların hiçbiri bizim hedeflediğimiz barış değildir. Zaten herhangi biri gerçekleşse dahi faydalanan bizler değil egemenler olacaktır.

Barış, halklar arası kültürel benzerliklerin ortaya koyulduğu ve ada üzerinde yaşayan halkların ortaklaşarak bütünleştiği bir ortamda, yıllardan bu yana zihinlerde oluşan tahribatın birlikte yaşayarak aşılacak bir gerçekliktir. Ancak bu şekilde ulaşılabilecek barış ortamı, gerçekçi ve kalıcıdır.

Kısaca ‘Barış Bizlerin Ellerindedir’

O halde, Kıbrıs’ta Suriye’de Filistin’de Kürdistan’da… Barış hemen şimdi !!!

Mustafa Batak

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti