AKINCI, TAYYİP VE BAĞIMSIZLIK-MÜNÜR RAHVANCIOĞLU

Henüz daha seçimlerden önce, yıllarını barış ve sosyalizm mücadelesine vermiş bazı kişiler kuşkularını belirtmişlerdi Akıncı için…

Diyorlardı ki; “Akıncı bir sosyalist değildir”, “amacı Kıbrıs’ın bağımsızlığı değildir”, “değil işgale karşı mücadele etmek, işgal kelimesini dahi kullanmayacak bir adaydır”

Kabaca yukardaki doğruları dile getirerek, -ki sanırım bunları Akıncı’nın kendisi de reddetmez- Akıncı’yı destekleyen solcuları “ihanet” içinde olmakla suçlamaya varacak söylemler geliştiriyordu bu değerli dostlar…

Bugün seçimler sonuçlandıktan sonra ve Tayyip Erdoğan’ın agresif çıkışları ile birlikte; ayni cepheden ayni sözler tekrarlanmaya devam ediyor…

Bu kez diyorlar ki; “Akıncı’nın geçmişteki liderlerden farklı davrandığını inkar etmiyoruz, ancak bu yetersizdir.”

Sonra da, “gerçek bağımsızlığın, ancak işgal karşıtı bir mücadele ile yaşam bulabileceği, bunu da sosyalistlerin, komünistlerin yapabileceği” genel doğrusunu dile getiriyorlar…

Peki, insan nasıl sosyalist olur?

Ya da nasıl olur da bir toplum geleceğini sosyalistlerin, komünistlerin ellerine emanet eder?

***

Üniversitede okuduğum dönemde, okul yemekhanesindeki fiyatların yüksekliğinden şikayet eden tek bir sağcı ile karşılaşmadım…

Aksine, suyun pahalı olmasından, yemeklerin fahiş fiyatlarından, yurt sorunundan, ulaşım sorunundan bahseden hep solculardı…

Bu solcular; koca koca felsefe kitapları okuyorlar, tarih ile ilgili kimsenin bilmediği konuları tartışıyorlar, politik meselelerde derin analizler yapıyorlar, sonra da gidip kantinin önünde yemek fiyatları ucuzlasın diye imza topluyorlardı.

Sağcılar ise imza standlarına saldırıp, “pis komünistler” diyerek kendilerince solculara küfrediyorlardı…

Sağcılık, yemek fiyatlarının yüksek olması gerektiğini savunan, öğrencilerin ulaşım sıkıntısı yaşamasını isteyen veya yurtların problemli olmasından huzur duyan bir ideoloji midir?

Okul yemekhanesindeki fiyatların düşürülmesi mücadelesi bir sağcıyı neden rahatsız eder?

Peki, sayın Akıncı’nın “Türkiye ile kardeşçe ilişki kurmak istiyoruz” demesi Tayyip Erdoğan’ı ve buradaki yerli işbirlikçilerini neden rahatsız eder?

***

Okul yemekhanesinin fiyatlarından şikayet edenlere saldıran sağcı, teorik olarak değilse de pratik olarak gerçek bir bilgiye dayanarak hareket etmektedir. Tıpkı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi…

Sağcı bilmektedir ki; bugün örgütlü bir şekilde okul yemekhanesine müdahele ederek yakalanacak bir değişim, içinde ciddi tehlikeleri barındırır: Öğrenciler birlikte hareket ederek kazanım elde edebileceklerini görürlerse; okul dışındaki şeylere de müdahale etmek isteyeceklerdir. Bu yüzden de “yılanın başı küçükken ezilmelidir!”

Yoksa mesele yemeğin fiyatı değildir…

Tayyip Erdoğan bilmektedir ki; bugün “Türkiye ile ilişkilerde eşitliğe dayalı bir kardeşlik” diyerek yakalanacak bir özgüven, içinde ciddi tehlikeleri barındırır: Kıbrıslı Türkler birlikte hareket ederek kazanım elde edebileceklerini görürlerse; Türkiye ile ilişkiler dışındaki şeylere de müdahale etmek isteyeceklerdir. Bu yüzden de “yılanın başı küçükken ezilmelidir!”

İşte üniversitedeki sağcının, Ankara’daki Tayyip’in gördüğü; ancak bizdeki bazı “sosyalistlerin” anlayamadığı budur…

***

Fidel Castro, Küba’da Batista’yı devirdiğinde kesinlikle bir komünist değildi…

Veya Hugo Chavez ülkesi Venezüella’daki adaletsizliklere isyan ettiği için girdiği hapisanede Marx ile tanışana kadar kendini solcu diye bile tanımlamamaktaydı.

Her ikisi de; “okumuş” solcuların küçümseyeceği kadar naif, imkansız ve “komik” isteklere sahiplerdi… Ülkelerinin mevcut koşullarında, baştan ayağa her şeyi değiştirmeden isteklerinin yaşam bulması mümkün değildi ama onlar hiçbir şeyi değiştirmeden sonuç alabileceklerini düşünecek kadar “saf”tılar…

Onların fark yaratmasının sebebi ise; derin teorik bilgileri ile her şeyi önceden gören bilgelikleri değil; “komik” isteklerinde ısrarcı ve samimi olmalarıydı…

İş saatlerinin düşmesini isteyen, maaşının artmasını talep eden, iş güvencesi arzulayan her işçi; pratik faaliyet içinde neyi öğreniyorsa; Fidel ve Hugo da kendi ülkelerinde aynısını öğrendi: Basit görünen hayalleri, sistem için en büyük tehlikeydi…

Ve onlar samimi isteğinde ısrarcı olan herkes gibi; her yolu deneyerek, en sonunda pratik aracılığıyla vardılar gerçeğin bilgisine, yani komünizme…

Ve bilinir ki; gerçeğin bilgisine pratikten varmak, çoğu zaman kitaplardan geçerek ulaşmaktan daha kalıcı bir öğretmendir…

***

Karl Marx komünizmi şöyle tanımlar: “Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar.”

Kendi kafalarındaki “bağımsızlık idealini” ölçü alarak Akıncı’nın boyunu ölçmeye çalışanların kaçırdıkları nokta işte budur.. Yemekhane fiyatlarına itiraz eden naif bir yanı barındırmıyan herhangi bir “bağımsızlık” zaten mümkün değildir…

Mustafa Akıncı, “Türkiye ile kardeşlik temelinde eşit ilişki kurmak istiyoruz”, “biz hep yavru mu kalacağız, hiç büyümeyecek miyiz” diyor ya; aslında Tayyip Erdoğan’ı rahatsız eden şey, bu sözler değil… Bu sözlerin içerdiği potansiyeldir…

Eğer Akıncı ve onu bu sözlerinden dolayı destekleyen Kıbrıslı Türkler; yeterince samimiyetle ve yeterince ısrarlı davranırlarsa; tüm yöntemler denendikten sonra bu hayalin gerçek olmasının tek yolunun bağımsız ve halkları kardeş bir Kıbrıs olduğu sonucu gün gibi açık çıkacaktır ortaya…

Mesele Akıncı’nın niyetinin bizim istediğimizle örtüşüp örtüşmediği veya gerçekçi olup olmadığı değildir…

Mesele yemekhane fiyatlarında yatan sosyalizm potansiyelini görebilmektir… Çünkü Akıncı ne istiyor olursa olsun “bağımsızlık olmadan herhangi bir eşitlik” zaten mümkün değildir… Tam da bu yüzden “mümkün” olup olmadığı tartışması bir yana bırakılarak, Akıncı’nın “Türkiye ile eşit ilişki” arzusunun yanında samimiyetle saf tutmak ve bu arzuda ısrarcı olmasını sağlamak gerekir…

Münür Rahvancıoğlu

Baraka Aktivisti