Barış Hemen Şimdi! – Güngör Acar

Henüz tamamlanmamış, mutlu sonu gelmeyen bir hikâyenin sayfaları arasına sıkışmış kahramanlarız. Yazılmış ama yazılana okunmamış bir şiir. Varlık içinde yokluğa hapsedilmiş, yetmemiş özleme dönüşmüş çocuk yaşta gülerek saklambaç oynadığımız sokaklar.

 

Yarım kalmış sarı saçlı bez bebeklere söylediğimiz mutluluk şarkısı. Poşetlerden yaptığımız top henüz çizgiyi geçmeden oyunlarımız bitmiş. Her yer bir kara duman, kan kırmızısı kaldırımdaki tek ayak çizgileri, idam sehpalarına dönmüş oyun oynadığımız tahtaravalli.

 

Turnalar çoktan göç etmiş. Bomba yüklü demirden kuşlar geçiyor artık kabarmış bulutların içinden ve turnalardan farklı olarak yuva kurmaya değil, yıkmaya geliyor hayalini kurduğumuz mutluluklar içindeki evi.

 

Gülüşlerimizden çok acılarımız yankılanıyor artık. Masum düşlerimiz engel olmuyor üstümüze yağan yaz yağmuru misali kurşunlara. Kimimiz beş, kimiz on yaşında. Kimimiz güneşi görmeden, adı konmadan, anne karnında gözlerini açmadan tadıveriyor ölümün nefesini.

 

Kurtulduk diye sevinirken kimimiz, sürgün düştü tutsak edilmiş, tellenmiş çadır kentlerde. Kimimiz ulaşamadan masmavi suların ardından özlemini çektiğimiz düşlere, kurşunlardan kurtuldu ama yüz üstü bulundu küçücük bedenlerimiz sizlerin güneşlendiği sahillerde.

Ne zaman çaldılar düşlerimizi? Doktor, öğretmen, astronot olma hayallerimizi. Yaşayabilmenin, öksüz büyümemenin lütuf olduğu bizdeki gelecek hasreti. Karnını doyurabilmenin ziyafet sayıldığı, bir bayram sabahı yırtık da olsa bir çift ayakkabıya sahip olmanın zenginlik kabul edildiği toprakların esareti üstümüzdeki.

 

Bizler uçsuz bucaksız ormanlarda birer ateşböceğiyiz şimdi. Küçük bedenlerimizde yaşadığımız acılarla aydınlatıyoruz terk ettiğimiz şehirleri. Kimimiz denizlerde birer yakamoz, kimimiz toprakta umuda filizlenen karanfil.

 

Filistin’de babasının kucağında kurşunlanan Muhammed’iz bazen, bazen kıyıya vuran yüzüne bakamadığınız Suriyeli Aylan’ız. Bin turna ile bombalara kafa tutan Sadako’yuz biz. Toplu mezarlarda güneşe hasret bırakılan Kıbrıslı Türk Ahmet de biz, intikam caniliği adına yatağında kurşunlanan Kıbrıslı Elen Stella da. Ne dilimiz var bizim, ne ırkımız. Ne cinsiyetimiz engeldir ölmemize ne de dinimiz. Her yıl siz çocuklarınıza öpücükler ile büyütürken öldürülen binlerce on yaşını bile göremeyen çocuklarız biz.

 

Biliyorum hepiniz üzülüyorsunuz yaşadıklarımıza, lanet ediyorsunuz bu zulmü yaşatan cellatlara. Siz de istiyorsunuz çocuklar ölmesin, uzun ömürlerimiz mutlu yuvalarımız olsun bizim de. Hatta o kadar iyi ve duyarlıymışsınız ki, geçenlerde sedye üzerinde yatan ve  başından akan kan ile toprağın karıştığı çocuğun fotoğrafını paylaşmış milyonlarınız, ağlayanlar olmuş gizlice.

 

Ama size bir şey diyeyim mi?  Bir abi var burada çok güzel şiirler okuyor bizlere. Kimimize ninni oluyor geceleri, kimimize anne baba hasreti. Ve iyi olmak yetmez diyor bize. İyilik yenemezmiş kötülüğü kendi kendine. Savaşmalıymışsın tüm gücünle, elinden geldiğince. Acımak değil de karşı durmak yenermiş zalimin topunu tüfeğini. Yoksa bizden farklı olmadan en iyisinden öldürürlermiş sıranız geldiğinde de sizi.

 

İyi olmayın. iyi gözyaşlarınız kapatmaz küçücük bedenlerimizdeki kurşun izini. Hep birlikte durdurun bu savaşı. Barış için düşün yollara, yoksa her yıl artarak devam edecek pamuk şekere özlemle katledilen çocukların listesi. Haykırın var gücünüzle, sesiniz kısılıncaya kadar. Haykırın hayaller kurşuna dizilmesin diye. Haykırın “çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler” diye ve daha güçlü haykırın tüm öfkenizle, barış hemen şimdi diye.

 

Güngör Acar
Bağımsızlık Yolu Üyesi

57 Shares