DAHA ZAMANI DEĞİL – Celal Özkızan

“eylül toparlandı gitti işte
ekim filan da gider bu gidişle”
          Turgut Uyar
download“Daha zamanı değil”…
Elinizde yeni okunmuş Komünist Manifesto’nun yapraklarının sinmiş kokusu, koşarsınız yüreğinizin solunda atan partinin merdivenlerinden yukarı…
“Daha zamanı değil” der yüzünde kocaman bir saat bulunan adam, “daha zamanı değil”…
Halbuki gözleri fıldır fıldır dönüyordur ama ne yelkovan, ne de akrep kıpırdamaktadır…
Sadece zihninizin solunda muhafaza etmek zorunda kalırsınız Manifesto’yu…
Merdivenlerden çıkarken gövdenizin sol yanından fırlayacakmışçasına heyecanla atan yüreğinizin ise kulağını çekersiniz…
Ne de olsa parti yürek yadigarıdır; dostlar, abiler, yüzü saatli abiler, saygı duyulası abiler ordadır…
“Yüreklerin kulakları sağır”dır hala; zihniniz yükselirken masmavi düşlere, yüreğinizi bağlarsınız akrep ile yelkovanın çakılı durduğu kazığa…
Kazık kadar insanlar, kazığa bağlarlar yüreklerini…
Ne de olsa, düşerse eğer yürek zihnin peşine, kızağa alır sizi parti…
***
Biz Ankara’da öğrenci olanlar, ya da Ankara’da bir şekilde bir süreler bulunmuş olanlar; ki bu Ankara, elini yakamızdan çekmesini istediğimiz Ankara değildir, haritada da gösterilebilen Ankara’dır : tepeleri, ovaları, kuğuları, Ethem’leri olan…
İşte biz Ankara’da öğrencilik yapanlar, ya da Ankara’da bir şekilde bir süreler bulunmuş olanlar, Ankara bulunmamışlar ya da Ankara’yı sevecek kadar Ankara’da bulunmamış olanlar tarafından maruz kalırız en çok “Ankara’da deniz yok” yakınmasına…
Hele hele dört tarafı yüzmeklerle, ıslaklıklarla, maviyle, doğalgazıyla ve sızılan petrolüyle çevrili bir adadan gelmişseniz, daha da kıymete biner deniz…
İşte biz Ankara’da öğrencilik yapanlar, ya da Ankara’da bir şekilde bir süreler bulunmuş olanlar, maruz kaldığımızda “Ankara’da deniz yok” yakınmasına, “Ankara’nın denizi Karşıyaka Mezarlığı’ndadır” deriz…
Deniz, deriz, Gezmiş’tir devrimin kendince bulunabilen tüm olanaklarını, ve en son demir atmıştır Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’na…
***
Yüreğinizde hayat hikayesini yeni öğrenip, parkasına sarılıp sarmalanmak istediğiniz Deniz Gezmiş’in anısı…
Zihninizde Can Yücel’in “en uzun koşuysa elbet / Türkiye’de de devrim / o, onun en güzel yüz metresini koştu” lakırdısı…
Koşarsınız yukarıya parti merdivenlerinden soluk soluğa, yüreğiniz nefesiniz aracılığıyla devrim türküleri söylerken…
“Devrim” dersiniz yüzünde kocaman bir saat bulunan adama…
“Daha zamanı değil”…
Yine bölücü terör örgütünün ayrılıkçı faaliyetleri kardeşi kardeşe, yüreği zihne kırdırır…
Zihin düşerken Karşıyaka Mezarlığı’na, yürek soyunur üstünden parkayı…
“Daha zamanı değil”…
***
“Devrim kendi çocuklarını yer” derler…
Bizim devrimimiz öyle bir devrim olmalı ki…
Öyle bir devrim olmalı ki bizim devrimimiz…
Midesi ancak yüzünde kocaman saatler bulunan adamları kabul etsin…
Büyük saatler olacak üç öğün bizim devrimimizin besini…
Dizeceğiz bir duvarın dibine, yüzü kocaman saatli adamları…
Sonra da duvara dizilmiş yüzü kocaman saatli adamların karşısına dizeceğiz hayatta en çok arzuladıkları kadınları (ya da kim bilir, adamları)…
Tam kıpırdayacak bedenleri, el edecekler uzanmak için arzuya ve arzulanana…
İşte o zaman tüfeklerimizden “daha zamanı değil” sesi patlayacak…
Duvara dizilmiş yüzü kocaman saatli adamlardan hiçbiri ölmeyecek…
Ama hiçbiri de yaşadığını anlamayacak…
Sonra tekrar süreceğiz fişeği namlu yatağına…
Bir kez daha tüfeklerimizden “daha zamanı değil” sesi patlayacak hayalleri ve özlemleri için, duvara dizilmiş yüzü kocaman saatli adamların…
Bir kez daha, aşkları ve beklentileri için..
Bir kez daha…
***
Tek kurşun yemeden delik deşik olmuş bedenleri ile çökecekler yavaşça yere, yüzü kocaman saatli adamlar…
Sonra…
Sonra elimizdeki “daha zamanı değil” makinelileri kaybolacak…
Tertemiz bir kağıt üzerine yazılmış yorgun bir şiir belirecek ellerimizde…
“Daha zamanı değil” lakırdılarına aldırmadan toparlanıp giden Turgut Uyar’ın Eylül’üyle başladı her şey…
Yüzü kocaman saatli adamların en son celladı da yine onun şiiri olacak :
“neden bilinmez
alırsın yarı tuğla gibi kitabını
sarılırsın yatağa giderken
okumadan kaparsın gözlerini
içindeki dizeler
geçer gider gözlerinin önünden
bilirsin nerede ne diyor kime diyor
uyursun sonra
büyük saat akmaya devam etmektedir
uyku sürer
tüm saat kuleleri
yanlış da gösterse zamanı
bilirsin biri var bir yerde
saatin kaç olduğunu saklayan”
Celal Özkızan
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti