DENKTAŞ ELİNİ SİYASETTEN ÇEK – Celal Özkızan

14583“Sivilleşme” meselesi önümüzdeki süreçlerde sık sık tartışma ve siyasetin konusu olacağa benziyor…
Halihazırda da tartışmalar sürüyor zaten…
Öncelikle belirteyim, çok sorunlu bir kavram olan “sivilleşme”yi tartışmayacak bu yazı…
Yine de belirtilmeli ki, sivilleşme kavramının kendisi zaten başlı başına bir tartışma konusu…
Siyaseti ve toplumsal meseleleri “asker-sivil” ikiliği üzerinden okuma hastalığı bize yüksek oranda Türkiye’deki “askeri vesayet” tartışmalarından bulaştı…
Öte yandan, on binlerce askerin işgal ettiği ve bu askeri yapının siyasi kararlardan sosyal meselelere, kültürel meselelerden gündelik hayata değin müdahil olduğu/karar alma mekanizmalarında olduğu bir memlekette yaşıyorsak, sivilleşme tartışmalarına tamamen sırt dönmek de olmaz…
“Sivilleşme” kavramı her ne kadar sorunlu bir kavram olsa da, temelde, Kıbrıslı Türk halkının bağımsızlık arzusu ile ilgili bir kavram ve bu arzuyu sağlıklı bir kanaldan ifade etme aracı olmasa da, bu arzunun bir ifadesi olduğu için bu tartışmalara sırt dönülmemeli…
Sağlıklı değildir çünkü örneğin İrsen Küçük veya Tayyip Erdoğan da “sivil” yöneticilerdir…
***
Sivilleşme kavramına ve bu kavramın taşıdığı sorunlara dair daha derinlemesine bir şeyler yazmayı başka bir yazıya erteleyerek, asıl konumuza giriş yapalım…
“Kıbrıs Ada Haber” isimli internet sitesinin aktardığına göre, Serdar Denktaş’ın, özelde polisin sivilleşmesi, genel olarak da sivilleşme konusunda “korkuları” varmış…
Bakın ne diyor Serdar Denktaş : “Siyasetin elini sokamayacağı bir yöntem geliştirilebilmesi halinde, sivilleşmeye olumlu bakıyoruz. Ama üçlü kararnamelerle atamalar gibi olacaksa ve siyaset sürekli içinde olacaksa, siyasiler olarak demokratik kültürümüz, henüz hazır değildir diye de bir korkum var. Buna rağmen gerekli yasal düzenlemelerin düzgün yapılması halinde biz olumlu bakarız. Yasanın iyi tartışılması ve çok şeffaf olması gerekir ki, herkesin içine sinsin. Aksi halde partizanlık alışkanlığı içinde polisin ne hale geleceğini düşünebiliyor musunuz ? Oturup tartışacağız.”
Aslında ilk bakışta gayet mantıklı geliyor kulağa…
Hiç kimse ‘sivil’ kurumlarımızdaki partizanlık hastalığını inkâr edemez elbette…
Ki zaten partizanlık dediğimiz şey, ‘adam’ kayırmacılık, nemelazımcılık, benden olanı görüp benden olmayana tavır almacılık biçimlerinde tüm sosyal hayatımıza ve gündelik yaşantımıza işlemiş durumda…
Demokratik kültürümüzün de (ki ezenlerin ve ezilenlerin bulunduğu dengesiz ve sınıflı toplumlarda ne kadar demokrasiden söz edebilirsek) mutluluk verici olduğunu iddia etmek kolay değil…
Ancak Serdar Denktaş’ın söyledikleri üstüne biraz düşününce, ortaya şaşkınlık verici birçok şey çıkıyor…
***
Birincisi, Serdar Denktaş, Kıbrıs’ın kuzeyindeki demokrasi kültürünün sorunlarından söz ederken, bu sorunların pek çoğunun nereden kaynaklandığını söylemiyor…
Örneğin gelmiş geçmiş Ankara hükümetlerinin seçimlere müdahalesi…
Örneğin Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus taşıma…
Örneğin TSK’nın ve ona bağlı GKK’nın Kıbrıs’ın kuzeyindeki pek çok meselede söz sahibi olması…
Örneğin asimilasyon politikaları…
Örneğin ekonomik dayatmalar…
Liste sayfalarca uzatabilir ama burda duralım…
“Demokrasi kültürü”nün önündeki en büyük engel zaten Türkiye’nin bu adadaki varlığı iken, Kıbrıslı Türk halkı kendi kararlarını kendisi veremiyorken ve Kıbrıs’ın kuzeyi; Ankara’nın, askerin, patronların ve işbirlikçilerin iki dudağından dökülen sözlerle biçimlendirilmeye çalışılırken…
Serdar Denktaş hangi yüzle bu zincirlerden kurtulmaya dönük düşüncelere ve girişimlere “demokrasi kültürü” gerekçesiyle korkuyla yaklaşabiliyor ?
***
İkincisi…
Serdar Denktaş, siyaset elini sokmazsa ancak sivilleşme olumlu diyor…
“Kişi kendinden bilir işi” derler…
Mevlana bu deyişi şu dizelerle çok güzel açıklar :
“Karşındakinde gördüğün suç
Sendeki suçun cinsindendir
Önce o huyu
Kendi tabiatından arıtman gerek
Sendeki çirkin huy
Sana onda göründü
O sana adeta bir aynadır”
Çok sıkça söylenen bir şeydir “insanlar siyasetten soğudu/insanların siyasete güveni kalmadı” lafları…
Aslında toplumsal bir varlık olan insanın siyasetten soğuması mümkün değildir…
Siyaset, en basit tanımıyla, kişinin yaşadığı toplum içinde bir özne olması ve söz sahibi olması demektir…
Beğeniriz veya beğenmeyiz, o toplumun işleyişine dair karar vermek durumunda kalırız pek çok kez…
En pasifimiz, en apolitiğimiz, en kendi hayatına dönüğümüz bile dolaylı yoldan dahil olur siyasete…
Erkek askere gider örneğin, her vatandaş vergi verir, siyasetin şekillendirdiği bir eğitim sisteminden geçeriz okul sıralarında…
Yani kirlenen şey “siyaset” değil, siyasetin yapılış biçimi…
Siyasete duyulan güvensizliğin sebebi de, siyaseti Denktaş’ın korktuğu şekilde yapanlar…
Yani yalancılar, oy satın alanlar, işbirlikçilik yapanlar ve dahası…
Yani Denktaş, Mevlana’nın deyişiyle, aynada kendini görüyor…
Oy satın alan kendisi, “şöyle olursa istifa ederim böyle olursa istifa ederim” deyip sonra da pişkin pişkin hiçbir şey olmamış gibi devam eden kendisi, hükümet kurmayı bakanlık pazarlığı olarak gören yine kendisi, ve on yıllardır gerek hükümetin büyük ortağı olarak gerek küçük ortağı olarak yönetimde olan ve o siyaseti kirleten yine kendisi…
Çözüm besbelli; kendi ve kendi gibileri siyasetten elini çekerse, siyaset temizlenir zaten…
Halihazırda bu ülkede “başka türlü bir siyaset” yapan yapılar da var ve onlar, bırakın siyasete güvensizlik aşılamayı, insanlara umut veriyorlar…
Celal Özkızan
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti