HOROZ ALİ DESTANI – Mustafa Batak

photoBilindiği gibi Lefkoşa, etrafı surlarla kaplı bir şehirdir. Lüzinyan (Lusignan) döneminde yapılan surlar, daha sonra adanın Venediklilere geçmesiyle kalınlaştırılıp büyütülmüştü.
Şehrin kalın ve yüksek surlarla çevrelenmesinin ardından, şehre giriş ve çıkışlar üç ana kapıdan yapılıyordu. Girne,Mağusa ve Baf kapıları…
Bu surlar adayı eline geçiren Osmanlı Devleti tarafından da kullanılarak şehre giriş ve çıkışlar eskisi gibi 3 kapıdan devam ediyordu…
Ülke yönetimi ise, ard arda geçen yıllarla birlikte gerek savaşlar gerekse de anlaşmalar sonucu el değiştiriyor, tarihin suskun ve hırçın tanığı surlar ise buna tanıklık ediyordu.
İşte bu değişimlerin birinde, yani Osmanlı adayı 1878 yılında İngilizlere kiralarken ilginç bir hadise, destansı bir hikâye yaşanıyordu.
Tarihin tozlu raflarında, tüm heybetiyle karşımıza çıkan bu destanın adı Horoz Ali Destanı…
(Yazının sonunda gerçek Horoz Ali’nin kim olduğunu açıklayacağım. Ancak şimdi hikâyeye göz atalım)
Ali, yani namı değer Horoz Ali, Osmanlı Devleti’nin Girne Kapısına bekçi olarak atadığı bir kişiydi. Görevine bağlı,disiplinli ve bir o kadar da otoriter bir memur olan Ali, Lefkoşa kapılarına hiçbir bekçinin bırakamadığı izleri bırakmıştır.
Uzun yıllar kapıda görev yapan Bekçi Ali, daha sonra burayı evi olarak kabul edip orada yaşamaya başlamıştır. Kısa uyku saatleri için odasına çekilir, günün ilk ışıkları ile beraber kapının önüne dikilip volta atmaya başlarmış.
Kapıya içerden veya dışarıdan yaklaşanları keskin bakışlarıyla inceleyip, gözünün tutmadığı kişileri içeri almazmış. Dışarıya çıkacak olan Lefkoşalılara ise kapının kapanma saatini üstüne basa basa söyleyerek; ‘eğer geç kalırsanız, geceyi ilerideki selvi ağaçlarının altında , mezarlıkta geçirirsiniz’ demeyi de ihmal etmezmiş…
***
Geçen yıllarla birlikte Osmanlı’nın, adayı İngilizlere kiralaması sonrasında,  ülkedeki olağan üstü hali sezen otoriter bekçi, bu duruma sinirlenerek çözüm arayışına girer.
Bu sırada, Larnaka’ya çıkan İngilizler’in bir bölümü başkente doğru ilerleyip şehrin kapısına dayanır. Karşılarında bekçiyi bulan İngilizler ondan, kapıyı açmasını isterler. Böyle bir emir almadığını öne sürerek şehrin kapısını açmayı reddeden Bekçi Ali, şehri kolay kolay teslim etmeyeceğinin sinyallerini verir.
Diplomatik kriz ha çıktı ha çıkacak!
Neyse ki kentin ileri gelenleri pür telaş yetişirler. Durumu münasip bir dille başkentin sadık bekçisine anlatırlar. Daha sonra ikna olan Bekçi Ali ise derin isteksizliğine ve hüznüne rağmen kapılarını ardına kadar açıp İngilizleri içeriye alır.
Ancak İngilizler anahtarları almayarak sorumluluk duygusunu beğendikleri bu otoriter bekçiyi görevi başında bırakırlar.
İlerleyen yıllarda görevine devam eden Ali’nin artık ‘horoz’ unvanı vardır. 1946 yılında 121 yaşında hayatını kaybeden ‘Horoz Ali’ Kıbrıs’ın en uzun yaşayan insanlarından biridir de aynı zamanda. Mezarı ise içeri almadığı kişileri gönderdiği o selvi ağaçlarının altındadır.
İngilizlere karşı dik durup şehri vermemekle direnen Horoz Ali Destanı, işte böyle bir hikâye. Şimdi bu bekçinin kim olduğuna bakalım.
Bu bekçi benim, sensin, sizsiniz kısaca hepimiziz. Bu ülke, şu an fiili anlamda benzer olmasa da aynı sömürge sistemi ve sıkıntılarla karşı karşıya…
Buna en somut örnek ise, geçtiğimiz Cuma günü açılışı yapılan Külliye inşaası. Gün geçtikçe artan baskıyı, yaşam alanlarımızın tümünde hissettiğimiz şu günlerde, muhafazakâr toplum hayali, gerici ırkçı ve sermayeden yana olan sisteme karşı artık, HOROZ ALİ olunmalı…
Mustafa Batak
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti