KARINCA TARAFI – Münür Rahvancıoğlu

“O kadar eylem yaptık ne oldu? Greve çıktık, ne kazandık?
Oy vereceğiz de ne olacak? Ben çok uğraştım, hiçbir şey olmaz…”
Günde en az bir kez duyduğumuz, haftada en az bir kez söylediğimiz cümleler bunlar…
Hayal kırıklıkları, moral bozuklukları ve ihanetlerle örülmüş bir hayatın yansımları…
Kıbrıslı Türkler olarak hep umduğumuz dağlara kar yağdı, ummadığımız taş başımızı yardı…
Ne zaman, kimden ümitlendikse; gitti bizi en nefret ettiğimize sattı…
Bütün bunların sonunda, “inanıp kandırılmak” oldu en büyük korkumuz…
“Ben zaten biliyordum. Hiç şaşırmadım. Ne beklerdin zaten!” en sevdiğimiz yorumumuz…
***
Kıbrıslı Türk halkı için umut; öylesine ender bulunan, öylesine değerli, öylesine kırılgan bir şey haline geldi ki; hiçbir şeyden korkmuyor Kıbrıslı Türkler umudunun lekelenmesinden korktuğu kadar…
Bir çocuğun, binbir güçlükle elde ettiği bir oyuncağı kırılmasın diye saklaması gibi dolabında; saklıyoruz umudumuzu ninelerimizin sandıklarında…
Annelerimizin misafir odalarında ellenmeden bekleyen binbir çeşit bardaklar, oturulmadan eskiyen o güzelim koltuklar gibi umutlarımız…
Var! Ama aslında yok gibi…
Giderek köreliyor; kullanılmayan her nesne, düşünülmeyen her fikir, bastırılan her duygu gibi…
Kırmaya, harcamaya, denemeye, göstermeye kıyamadığımız…
Bize ait olup, bizimle birlikte yaşasın ümidiyle sakladığımız…
Yıllardır gün ışığı göremeden çürüyen umutlarımız…
Bunu görmüş de “umudu kesme yurdundan” diye seslenmişti bize, son umut kırıcılarımız!
***
Oysa, doğrudan yana taraf olmak için kazanmayı umut etmek gerekmez…
Umutsuz bir kavganın yenilgiye mahkum neferleri ulaşır en çok kalbimize…
Yenilgiye mahkum bir kavgada, bir de kazanırsak eğer; işte o zaman deymeyin keyfimize…
Ama kavgaya girip de karamsar olmak, hiç ummamak kazanmayı; yeğdir el değmemiş naftalin kokulu umutlarımızı sakınıp kollamaya…
Tıpkı, o bilge karıncanın yaptığı tercihte olduğu gibi…
Kilometrelerce ötedeki bir dostunun yardıma ihtiyacı olduğunu duyunca yollara düşmüş karınca…
Soranlara, anlatıyormuş dostunun başına gelen felaketi ve ufacık adımları ile devam ediyormuş yola…
Gülmüş birçok kişi karıncanın bu durumuna…
“Dostun çok uzakta senin ve ayakların çok kısa… Ölecek dostun, sen daha varamadan onun yanına”
Aldırmamış bu söylenenlere karınca…
“Olsun!” demiş… “Benim tarafım belli olsun da…”
***
“O kadar eylem yaptık ne oldu? Greve çıktık, ne kazandık?
Oy vereceğiz de ne olacak? Ben çok uğraştım, hiçbir şey olmaz…”
Çok anlaşılır sözler bunlar…
Özellikle de yaşadığımız hayal kırıklıkları getirilince akla…
Devlerin arasında ne kazanmayı umabilir ki ufacık Baraka?
Ama siz sorarsanız bir de Barakacılara…
“Olsun” diyeceklerdir, “bizim tarafımız belli olsun da…”
Bu makale 13 Mart Çarşamba günü Afrika gazetesinde yayınlanmıştır.
Münür Rahvancıoğlu