SİZ HİÇ? – Hasan Yıkıcı

s_rSiz hiç göğe baktınız mı?

Bakıp da maviye kapıldınız mı?

Bulutun ucuna tutunup uçsuzlukta dolandınız mı?

Hiç kuş olmayı hayal edip rüzgarda asılı durmayı düşlediniz mi?

 

*

 

Siz hiç göğe baktınız mı?

Bakıp da o gecenin karanlığını içinize çektiniz mi?

Yıldızları kaybetmece oynadınız mı?

Gezegenlere gittiniz mi, görebildiğiniz veya göremediğiniz gezegenlere?

 

*

 

Siz hiç denize karşı şiir okudunuz mı?

Gecenin yarısını devirmişiz, kimsecikler de yok hani; bir ayaklarımızı okşayan dalgalar, bir de dalgalar boyunca içimizden taşan sıkıntımız dışında…

Siz hiç denizi şiirde, şiiri de denizde bulmadınız mı?

 

*

 

Siz hiç yola çıktınız mı?

Yola çıkıp da ‘yoldan çıktınız’ mı?

‘Yoldan çıkıp’ da yeni bir yol açtınız mı?

Siz hiç yürümenin yol açmak olduğunu bilir miydiniz?

 

*

 

Siz hiç sessizliğinizle baş edebildiniz mi?

Hani için için bir uğultuya dönen sessizlikle…

Siz neden sessizliği başedilecek bir uğultu olarak görüyorsunuz ki?

Siz neden hiç sessiz, sessizliğinizle kalamıyorsunuz; gürültüde kaybolmadınız mı daha?

 

*

 

Siz hiç otobüs kaçırdınız mı otobüs beklerken?

Mesela bir bantta oturmuşsunuz, yanınızda deli gibi sevdiğiniz insan…

Sevmek dediğin zaten bir delilik… Hayatı delilere vermeli belki…

Siz bir türlü bırakıp gidemiyorsunuz onu, o da sizi…

Otobüsler geçiyor ilerdeki duraktan, siz ‘bu da geçsin diyorsunuz…’

Durağına varamadığımız otobüsler gibi geçip gidiyor zaman da…

Siz bırakıp gidemiyorsunuz ya…

Gördünüz mü o nasıl gidiyor?

 

*

 

Siz hiç çay içtiniz mi?

Zamanın demlediği yaşantılarımızı,

yaşantılarımızın demlediği zamanı vakitsiz bir çay vaktinde muhabbete süzebildiniz mi?

Siz çay içerken hiç sigara içmediniz mi?

Sıkıntıdan değil, dertten hiç değil.

Sigara kullanmasanız bile sırf yanında iyi gider diye, yani salt keyif için çayla sigara içmediniz mi?

Siz eksik olsanız da, çayı dostundan mahrum bırakma hakkınız olabilir mi?

*

Siz hiç aşık oldunuz mu?

Aşka batıp çıkamadığınız mesela…

Veya aşkın size battığı ve çıkmadığı oldu mu hiç?

‘Aşkı öğrendik, aşık olduk’ diyorsunuz…

Siz aşkı nasıl öğrendiniz?

Aşka battıysanız, aşk size battıysa…

Sahi aşk hiç batar mı?

Aşka batılır mı?

Siz aşık olduğunuza emin misiniz?

 

*

Siz hiç sokaklarda yürümediniz mi?

Mesela elde şarap, ay da ışığını vurdu mu yandan yandan,

Siz hiç geceleyin ayın ve sokak lambalarının size getirdiği gölgenizi dost eyleyip Lefkoşa’yı adımlamadınız mı?

Siz hiç eski bir dostu özlemediniz mi Lefkoşa’yı yürürken?

Siz hiç kendinizden başka bir kendiniz yaratmayı denemediniz mi Lefkoşa’da kaybolurken?

 

*

 

 

Siz en son ne zaman öldünüz?

Ben en son kardeşim öldüğünde öldüm.

Bir de Ethem, bir de Ali, bir de Ahmet, bir de Abdullah, bir de Medeni, bir de Mehmet…

Arif hoca öldüğünde öldüm…

Her kim ki öldü, onların ölümünde kendi ölümümü gördüm.

Sonra döndüm ölümümü gömdüm…

Çünkü gördüm!

Her bir kitap bittiğinde öldüm, döndüm ölümü kitaba gömdüm, yeni bir kitaba başladım.

Her bir şiir bittiğinde öldüm, döndüm ölümü şiire gömdüm, şiirlendim.

Her bir yolculuk bittiğinde öldüm, döndüm ölümü yola gömdüm, yürüdüm.

Her bir nefeste öldüm, döndüm ölümü nefese gömdüm, soludum.

Her bir yazı bittiğinde öldüm, döndüm ölümü yazıya gömdüm, ölümü yazdım.

Her bir kavga sonunda öldüm, döndüm ölümü kavgaya gömdüm, kavga ettim.

Her bir aşk ertesi öldüm, döndüm ölümü aşka gömdüm, aşık oldum.

 

Hasan Yıkıcı

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti