YENİDEN MÜZAKERELERE DOĞRU – Ali Şahin

fotograf

Ekim`de gerçekleşecek “liderler” arası müzakereler için hazırlıklar hızlandı bu aralar.

Eroğlu’nun özel temsilcisi Osman Ertuğ ile Kıbrıslı Elen müzakereci Andreas Mavroyannis Downer’ın daveti üzere bir araya geldiler.

Downer’ın “liderlerle” de görüşeceği ve hatta Maraş mevzusundaki tekliflerin daha bir resmiyet kazanacağı söylenenler arasında.

Her ne kadar görüşmeler gündelik hayatımızın rutin bir faaliyeti haline gelip iki halk içinde yarattığı heyecanını büyük oranda yitirmiş olsa da var olan bölünmüşlük halinin sürdürülmezliği her bir görüşme döneminde toplumda yeni bir beklenti yaratıyor.

Bu dönem de, özellikle Maraş konusundaki gelişmelerle birlikte süreç yeniden canlanacağa benziyor.

Zaten bir süredir görüşmelerden ayrı olarak bazı örgütler Maraş konusunda çeşitli çalışmalar yapıyor.

Bunlardan en dikkat çekici olanı Mağusa İnisiyatifi’nin kısa bir süre önce yapmış olduğu kamuoyu araştırmasıydı.

Her ne kadar milliyetçi ve faşist cevreler bu araştırmaya ateş püskürmüş olsalar da açıkça görünüyor ki Mağusa halkının bariz çoğunluğu Maraş konusuna var olan durumdan hoşnut değil ve bir çözüm bulunmasını istiyor.

İşte tüm bu gelişmelerin yaşandığı bu dönemde müzakerelerle ilgili bir tartışma ortamı yaratmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.

Müzakerelerle ilgili sol içinde iki geleneksel görüş var.

Bunlardan birincisi solun geniş bir kesimini de kapsayan ve Kıbrıs’ta iki halk arasındaki barış olasılığını sadece müzakerelere indirgeyen görüştür.

Bu görüşe göre izlenebilecek tek yol olası bir anlaşma için tarafların masa başında onaylayacakları bir plandır.

“Liderler”,  üzerinde anlaştıkları olası bir planı kitlelerine de kabul ettirerek iki halkı birleştirecektir.

Diğer görüş ise -ki bu görüş sol kitle içerisinde çok cılız bir ses olarak kalmaktadır-  olası bir plan çerçevesinde gerçekleşen müzakerelerin emperyalizme hizmet ettiği gerekçesiyle önemsiz sayılıp adeta toptan bir reddiye şeklinde tavır takınmaktır.

Bize göre bu iki görüş de tamamıyla savunulabilecek görüşler değildir.

Evet görüşmeler emperyalizmin ada üzerindeki çıkarlarına dokunmayacak hatta bu çıkarları arttırarak güvence altına alacak bir zemin üzerinde yürütülüyor.

Örneğin İngiliz üslerinin varlığı ile ilgili herhangi bir negatif söylem dahi yok gelmiş geçmiş tüm müzakere süreçlerinde.

Bunları söylerken 39 yıldır süren bu bölünmüşlük durumunun da emperyalizmin çıkarlarının bir ürünü olduğunu da vurgulamalıyız.

Ancak buna rağmen müzakerelerde görüşülebilecek konular arasında yer alan “ada üzerindeki sınırın kaldırılması”, Maraş’ın eski sahiplerine iade edilmesi…vb. gibi konular reddedilebilir konular mı?

Peki; o zaman ne yapmalı?

Açık olan bir şey var ki devrimciler, “müzakereler emperyalizmin güdümünde gerçekleşiyor” diyerek böyle bir sürecin karşısında konumlanamazlar.

Çünkü süreç tamamıyla olmasa da Kıbrıs halklarının barış ihtiyaçlarına dair istekleri de barındırıyor.

Fakat sırf olası bir anlaşmayı barındırıyor diye de (ki nasıl bir anlaşma olacağı konusu bambaşka bir tartışma konusu)  Kıbrıs halklarının barış ve yeniden kardeşleşme sürecini emperyalizmin güdümündeki görüşmecilere terk etmek siyaseten devrimci bir tavır değildir.

Yapılması gereken iki halkın devrimci ve ilerici hareketlerinin gündelik hayattaki etkinliğinin arttırılarak Kıbrıs siyasetine halklar lehinde anti-emperyalist bir anlayışla müdahil olmaktır.

Çünkü müzakere sürecinin ya da olası bir anlaşma sonrası ortamın halklar arası düşmanlığı arttırabilme potansiyeli de son derece yüksektir.

Zaten müzakereler uzunca bir süredir halklar arası yakınlaşmadan çok uzaklaşmaya sebebiyet vermektedir.

Dolayısıyla takınılması gereken tavır ne sürecin karşısında konumlanarak gerici bir tavır ortaya koymak ne de süreci izleyerek pasif ve seyirci gibi bir tavır takınmaktır.

Devrimci tavır halkları sürece dahil olması için çaba sarf etmektir..

Bu da akşam televizyon karşısında müzakere masasının sonucunu beklemekle değil sokakta var olabilmekle ilgilidir.

Ali Şahin

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti