“BOYKOT” KAMPANYASI MI, “TÜRK’TEN TÜRK’E” KAMPANYASI MI? – Besim Baysal

untitled40f8a52260f7705abbyÜlkemizde yerli bir burjuvazi yaratmak için “Türk’ten Türk’e” kampanyası yapıldığını duymayan yoktur. Bugün dahi etkileri devam eden bir büyük projedir bu proje. TMT ve Denktaş’ın; TC egemenlerinin desteğini de alarak başlattıkları bu “kampanya” birçok Kıbrıslı Türk’ü evinden yurdundan, dükkanından işinden ve hatta canından etmiştir. Toplumda bu yaşananlar karşısında sesini çıkaran haksızlığa karşı mücadele etmek isteyen solcu, sendikacı, ilerici ve demokrat kim varsa infaz edilmiş ya da korkutulmuştur.

Neticede 1974 gelindi. Önce ABD’nin desteklediği Yunan Darbesi ile sonuç almaya çalışan NATO; 20 Temmuz 1974 itibariyle TC ordusunun adamıza gerçekleştirdiği işgal harekatı ile başarıya ulaşmıştır. Emperyalizmin  bundan sonra yapacağı kendi “başarısının” devamlılığıdır. Böylece Kıbrıs’ın kuzeyde 1974 sonrası ABD’nin bölgemizdeki taşeronluğu görevini yıllardır başarı ile devam ettiren TC hegemonyası altında bir yapı oluşturulmuştur. Bu rejimin bekçileri ve işbirlikçileri de kendi sistemlerini sağlamlaştırmak adına yerli burjuvazilerini yıllar içinde oluşturma yolunda güçlü adımlar atmışlardır. Bu burjuvazinin ulus devlet modellerinde olduğu gibi özellikleri bulunmamaktadır. En önemlisi bağımsızlıkçı hiçbir özelliği kalmayan, TC’nin hegemonyasını içselleştirmiş ve bunun yarattığı sorunları tamamen kapalı bir ekonomik sistem içerisinde “Mandra Düzeni” yaratarak aşmaya çalışan bir temelden hareket etmektedir. Bu refleksel bir süreç olarak karşımıza durmaktadır.

Bilimsel bir inceleme altına almaya çalışıp, mevcut koşulları dikkate almazsak; sanayi burjuvazisi ve ticaret burjuvazisi diye yerli burjuvaziyi ikiye ayırmak yerinde olurdu. Hatta teorik olarak da hala böyle ayırarak incelemek gerekir belki da. Fakat ülkemizde 1986’dan itibaren küçük sanayi olarak ifade ettiğimiz sistem TC egemenleri tarafından yokedilmiştir. Bugün arta kalan ufak tefek atölyeler ve inşaat sektörü olarak isimlendirdiğimiz yapılardır. Bunun dışındakiler de üretim süreçlerine dahil olmayan ticaret yaparak büyüyenlerdir.

Bu koşullarda seçimleri de bahane ederek yerli burjuvaziyi ikiye ayıracağız. Farklı bir açıdan ikiye ayıracağız ama.

Ancak şunu söylemek yerinde olur; kendilerini konumlandırdıkları durumdan dolayı sanayi burjuvazisini de -ki yokolmuş ve yok olmaya mahkum bir süreci yaşamaktadırlar- ticaret burjuvasizi de -ki varoluşu TC burjuvazisinin iki dudağı arasındadır- yapısal olarak demokratik özelliklerini (burjuva demokrasisi anlamında) yitirmişlerdir. Kendi halklarına yabancılaşmışlardır. Bunun yukarıda değindiğimiz noktalardan dolayı iki önemli nedeni vardır. Birincisi TMT ve “Türk’ten Türk’e” kampanyası ile ortaya çıkmaları ve ikincisi 1974 sonrası bilinmeyen miktarda Kıbrıslı Elen mallarına el konulmuş olamasındandır. Bu sebeple ve yaklaşımla hareket eden yerli burjuvazi geçmişte rejimle barışık gördükleri partileri değişik siyasal dönemlerde farklı yaklaşımlar içerisinde desteklemişlerdir.

Bugünkü koşullarda da durum çok farklı değildir. Rejim partileri yerli burjuvaziden özellikle seçim zamanı nakit veya çek olarak yardım kabul etmektedir. UBP’de sembolleşen bu yardımlar daha sonraları 2000’li yılların başında CTP tarafından da bir otelde gerçekleştirilen yemekle toplanmış büyük miktarları ifade etmektedir.

DP ise daha çok kuzeydeki örgütsüz particiliği ifade eden doğrudan para ile seçimlerden sonuç almaya çalışan bir yapıdadır. Son olarak TDP’nin başkanının geçtiğimiz günlerde yardım toplama vesilesi ile bir casino/kumarhane işletmecisi ile görüntülenmesi hatta ses kayıtlarından bahsedilmesi bu durumun tüm rejim partileri için ayni olduğunun göstergesidir.

Ancak geçmişte üniversite öğrenimi esnasında Türkiye halkları ile omuz omuza faşizme karşı mücadele etmiş 1980’lerde Kıbrıs’ın kuzeyinde örgütlenerek devrimci mücadeleye katkı sağlamış bugün çeşitli nedenlerden iş hayatına atıldığı için belirli bir sermaye birikimiyle yerli burjuvazinin bir parçası niteliğinde olanlar farklı bir katagori oluşturmaktadırlar.

Bu niteliğe sahip olanların birçoğu rejim partilerine maddi veya açıktan destek vermemektedirler. Onların verdiği destek; (hatta destekten de öte yetkili kurullarında bulunmaktadırlar) rejim dışı olduğunu iddia eden bir yapıyadır. Bu yapı geçmişte birçok onurlu çıkış yapmış ancak bugün kendi sermayesinin büyümesi ile birlikte iyice pasifleşmiş durumdadır. Açık açık rejim muhalefeti yapmanın veya rejim muhalefeti yapan bir yapıya açık açık destek vermenin yıllardır oluşturdukları şirketlerini ne duruma düşüreceğinin farkında olmaları bu yapının da bugünkü pozisyonunu daha anlaşılır kılmaktadır. Bu sermaye sahipleri böylece hem geçmişlerine ihanet etmediler noktasında dururken hem de işlerinin üzerinde oluşabilecek herhangi bir risk durumunu ortadan kaldırmaktadırlar.

Doğallığında yaşanan süreç, ihaleler ve maddi manevi ilişkileri ifade etmektedir. Sistem dışı görünen yapıya rağmen, sermaye sistem içinde, devlet ve yabancı fon ihalelerini (TC, AB, ABD) rahatlıkla almakta, güneye kaçmak zorunda kalmış Kıbrıslı Elenlerin arazilerine siteler yapmakta, yabancı işçi çalıştırarak en düşük ücretlerle yüksek karlar elde etmektedirler.

Bu sermayenin büyük bir kısmı inşaat sektörü ile ilişkilidir. Bu anlamda bu iki sermaye grubunu yani iki farklı yerli burjuvazi katagorisini şöyle isimlendirebiliriz:

  1. Rejim partilerini kapalı veya açık, maddi ve manevi destekleyenler,
  2. Rejim partilerini desteklemez görünerek sistem içi varoluşlarını devam ettirenler,

Birinci katagoridekileri, Çangar, Hacı Ali İşletmeleri, Boyacılar ve/veya Korman gibi geleneksel sermaye grupları ifade ederken ikinci gruptakileri isim olarak bu yazının içine girmeyecektir. Bunun nedeni ise bu tartışmanın Kıbrıs’ın kuzeyinde ilk kez yapılmış olmasından ve teorik boyutunun gözardı edilmesini istemediğimizdendir. Ayrıca seçim sonrasına taşıyarak bu tartışmanın sağlıklı bir sol sosyalist bir zemin sunması çok önemlidir.

Ancak şunu da ifade etmek gerekir. Niteliksel anlamda iki sermaye grubu arasında bir fark yoktur ikisinin de özelde Kıbrıslı Türklerin genelde tüm Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesinde herhangi bir ilerici rolleri bulunmamaktadır. Her iki sermaye grubu da sisteme göbekten bağlanmış ve bu sistemden nemalanarak varlıklarını devam ettirmektedirler. TC’nin hegemonyasının ve yerli işbirlikçilerinin yarattığı sistemin onları semirttiğini hissetmektedirler.

İşte boykot kampanyasının değil ama Türk’ten Türk’e kampanyasının başarısı budur.

Besim Baysal

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti