DİRENİŞTE YENİ CEPHELER AÇMAK – Hasan Yıkıcı

111Ülkemizde sol ve solun radikal, devrimci unsurları açısından seçim meselesi her zaman tartışılagelmiş, tabir-i caiz ise bir kesim için ehven-i şer sayılabilecek aşırı olumlayıcı, hayati bir olgu; bir kesim için ise ‘seçime girersek sistemin içine gireriz. Sistem de çok pis, kirlenmemek için seçime girmeyelim’ ‘politik’ tezine dayalı seçime girmeyi reddeden olumsuzlayıcı olgu olarak algılandı ve bu politik mücadele biçiminde böylece devam etmektedir. Fakat birbirinden ne kadar farklı gözükse de bu iki anlayış çok güçlü bir ortak noktada kesişmektedir: Seçime atfedilen önem ve değer noktasında!

Biri olumlayıcı ve merkezi bir yer biçerken, diğeri de olumsuzlayıcı ve merkezi bir yer biçmekte seçime. Her iki siyaset yapma biçimi de kendisini seçime göre konumlandırmakta; biri seçime düşkün olduğundan; diğer ise seçime girip de düşeceği korkusuyla.

Ve tabii sol siyasi yelpazesinin farklı noktalarında duran, yer edinen bu iki algı da ne yazık ki seçime sadece seçim meselesi olarak bakmakta.

 

Mücadele zeminleri ve seçim

Seçimi sadece seçim meselesi olarak görürsek gerek toplumsal mücadeleler anlamında gerekse de devrimci stratejinin inşası anlamında çok da doğru yerlere varamayız, varmayız.

Sistem kötü olduğundan seçime girmeyenler, en iyi sistem gelene kadar kendilerini sistemin dışında konumlandırdıklarını ve kirlenmediklerini sanadursunlar; fakat unutmamak gerekir ki ne sistem denen olgu seçimden ibaret bir gizil güç değildir. Cebinde taşıdığın kimlik kartından, evindeki düzene, gündelik hayatın biçimlendirici özelliklerinden kullandığın dil ve alışkanlıklara kadar tüm mikro ve makro alanlarda sistemin göstergelerine, unsurlarına rastlanabilir; hatta bunlarla biçimlenir. ‘Sistem seni-beni yutar’ demek aslında bir acizliğin getirisidir.

Diğer yandan ise seçime girip kazanma meselesini temel mesele olarak idrak edip tüm politik pozisyonları, siyasi yönelişleri ve mücadele hattını seçim endeksli kurmak salt parlamentarizm batağına saplanmayı değil aynı zamanda sokak muhalefetini ve diğer toplumsal mücadele alanlarına da kör olmayı getirir doğallığında.

*

Seçime sadece seçim meselesi olarak bakmanın doğru olmayacağını söyledik. Seçime girmek ve seçim sürecinde aktif çalışma yapmak, başka başka mücadele alanlarındaki deneyimler ve mücadelelerle anlamlı olur. Kaldı ki devrimci siyaset açsından bu ikisini de koordineli yürütebilmek, esas olanın sokaktaki varlığımız olmakla birlikte; sokakta dillendirilen talep  ve şiarların parlamento içerisine de taşınması, mücadele ve ifade zeminlerimizi genişletecektir.

Bizler için seçim meselesi, sokakta verdiğimiz hak mücadeleleri ile bağlantılı olarak bir değer barındırır. Sokaklardaki, meydanlardaki mücadele deneyimlerinden bağımsız olarak seçimin de parlamentonun da hiçbir anlamı yoktur. Seçim ile sorunların çözüleceği saflığına dalmak kaynağı kurumuş bir su kuyusuna dalmaktan farksızdır. Yere çakıldığınızda ne kadar yükseklerde uçtuğunuzu dahi fark edemeden silinip gidersiniz.

Dolayısıyla verili politik argümanların dışında, kaynağı sokaktan ve toplumsal mücadelelerden beslenen, gayesi ise yeni deneyimler ve mücadele alanları için yeni cepheler açmak olan yeni ve kurucu bir devrimci siyaset seçim meselesine de böyle bakmalıdır.

 

Bir eylem birlikteliği olarak ‘BKP – Toplumsal Varoluş Güçleri’

Ankara’nın dayatmalarına, özelleştirme ve asimilasyon politikalarına karşı bugüne kadar pek çok alanda ve biçimde mücadeleler verildi ve verilmeye de devam ediyor. Kıbrıslı Türklerin özne olma ihtiyacına ve mücadelesine bugüne kadar solda durduğunu iddia eden ana akım merkez partiler cevap veremediler. Hatta tam tersi Ankara’nın müdahalelerine ve Kıbrıslı Türk halkının yok oluş sürecine zemin dahi oluşturdular, bu süreç karşısında dik duramadılar.

Buna rağmen ise Kıbrıslı Türklerin yeni, samimi ve radikal bir siyasal özneye olan ihtiyaçları azalmamış, daha da artmıştır. Bugün bu ihtiyacın yansıması karma oylar ve sandığa gitmemekle kendisini göstermektir.

Baraka’nın da bileşenlerinden olduğu ‘BKP-TVG’ bir eylem birlikteliği olarak seçim sürecinde Ankara’ya ve rejime karşı olan öfkeyi ve muhalefeti toparlamak amacındadır. Kuşkusuz BKP-TVG ile büyük dönüşümler ve değişimler yaşanacağı mesajını vermiyoruz. Fakat BKP-TVG’nin alacağı oy işgal karşıtı, Ankara’nın adamızdaki uygulamalarına ve varlığına muhalefet eden kesimlerin yeni mücadele mevzileri elde etmesine, direnişin daha farklı mecralarda da ilerletilebileceğinin göstergesi olacaktır. Herhangi bir son veya doruk noktası değil, tam tersi yeni başlangıçlar ve yeni deneyimler için yeni bir mücadele zeminin oluşmasına önemli bir katkı sunacaktır.

 

Hasan Yıkıcı

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti