SİYASETTE KİRLENME – Münür Rahvancıoğlu

kirSeçimlerin gündeme gelmesinden çok önce de biliyorduk düzen partilerinin ne kadar birbirine benzediğini… Bu partilerin ilkesel, idealist, ideolojik hiçbir tutanağının kalmadığını biliyorduk seçimlerden önce de… Parti değişme, rüşvet, koalisyon için parti kurma, kişisel çıkar, eş-dost-tanıdık kayırmacılığı, yalan, hile… Ne ararsanız var bu sistemde…

Kabul etmek gerekir ki, her ne kadar düzen partisi de olsalar, bu partilerin de sağı var, solu var… Ve gene kabul etmek gerekir ki, solda olanlar kirlenme ve yozlaşma konularında sağdakilerle yarışamıyorlar…

UBP kurultay sürecini düşündüğümüzde anlayabiliyoruz bunu…

Neler olmadı ki; sahte belgeler, milletvekili transferleri, delege satışı, işe almalar, hukuk skandalları… Ve şimdi bu iğrenç etkinliklere bir de Ejder Aslanbaba skandalı eklenmiş bulunuyor. Hayırlı olsun!

***

UBP ve DP’nin kirlenme, yozlaşma ve adileşme konusundaki üstün başarıları inkar edilemez. Ama bu sürecin sadece sağ partilerden ibaret olmadığı da bir gerçek…

CTP ve TDP de kendi paylarına kirleniyorlar…

CTP’nin son hükümet döneminde yaptıkları unutuldu belki… Hani ÖRP’nin kurdurulması, Maliye Bakanlığı etrafında dönen dedikodular gibi icraatlardan bahsediyorum…

Ama şimdilerde, eski UBP’liler, ÖRP’liler yavaş yavaş CTP’ye avdet olurken yeni skandalların da kaçınılmaz olduğu bir gerçek…

TDP ise übermegaloman bir başkan ile onun etrafında toplanmış mini egolardan ibaret bir partiyken, şimdi AKP’lilere kucak açmış durumda… Duymuşsunuzdur, Fatma Solmaz ve Mahmut Kuş isimli iki AKP’li TDP listelerinden milletvekili adayı… Bu mini skandal bile TDP’nin ilkeli siyaset konusunda nasıl bir hassasiyete sahip olduğunu gösteriyor…

Kısacası durum vahim… Sağımız kokuyor, solumuz kokuyor…

***

Şair Özdemir Asaf şöyle der bir şiirinde: “Bütün rekler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.

Bir toplumda siyasal yaşam; ekonomiden, sosyal yaşamdan, kültür-sanattan, eğitimden, medyadan ayrı düşünülemez… Aslında bunların hiçbiri birbirinden ayrı düşünülemez.

Ama siyaset, tüm toplumsal yaşamı olumlu hedeflere, ilkeler ve fikirler çerçevesinde oluşturulmuş bilimsel, aydınlık ve mutlu günlere taşımaya adanmış bir disiplin… Yani en azından tarihsel olarak öyle olma iddasında…

İşte bu yüzden ekonomi, sosyal yaşam, kültür-sanat, eğitim, medya ve siyaset aynı hızla kirlenirken, birincilik yine de siyasetin oluyor… Çünkü temizlemesi gerekenin kendisi kirleniyor…

***

Bugün siyasette gün yüzüne çıkan kirliliğin; tüm diğer alanlardaki kirlenme ile bağlantısını görmezden gelebilir miyiz? Veya şöyle soralım, dolandırıcılık ve sahtekarlık konusunda ekonomi, sosyal hayat, kültür-sanat, eğitim ve medya daha mı temizdir?

Saymaya gerek var mı bilmiyorum…

Çek yasağı listesi her geçen gün uzar, hileli ifalaslar, kayıt dışı ve sigortasız çalıştırma, iş cinayetleri ve karşılıksız ek mesailer doruk noktasına çıkarken, her tüccar bir diğerini ve hepsi de vatandaşı sürekli kazıklarken bu ülkenin ekonomisi mi temizdir?

Kişisel ilişkiler büyük bir yozlaşma sarmalı içinde dibe vurur, kırk yıllık dostlar birbirine güvenemez hale gelir, aynı ailenin içinde cinsel şiddetten dolandırıcılığa kadar olmadık iş kalmazken bu ülkenin sosyal yaşamı mı temizdir?

Kültür denen şey, yurtdışı seyehati, sanat denen şey gösteriş ve pretsij olarak algılanır, bir çok üretim aslında sahtekarlık ve intihal ile damgalanır, kültür ve sanat insanları sürekli kavgalarda birbiri ile parçalanırken bu ülkenin kültür-sanatı mı temizdir?

Eğitim kurumları para ile diploma satar, özel okullar yaygınlaşır, çocuklar da para basma makinesi olarak görülür, müfredatın değil fiyatın tartışılması normal karşılanırken bu ülkenin eğitimi mi temizdir?

Yalan haber, ısmarlama haber, rekalama bağımlı medya ve gündem saptırmadan tutun da, her türlü yoz ilişki tavana vururken bu ülkenin medyası mı temizdir?

Arif Hasan Tahsin hocamız, “Çirkef Yatağının Ortasında Gülistanlık Olmaz” demişti…

Şimdi bazıları, bu sözü yaptığı çirkefliklere mazeret olarak kullanıyor olabilir… Oysa hocanın dediği anlamak isteyene çok net bir mesaj veriyordu; çirkefin içinde gülistanlık aramak, “onlar kaka biz temiz demek” hayalden başka bir şey değildir…

***

“Toparlanıyoruz”cuların, “kirli siyaset” olgusu ile “siyaset” disiplini arasında hiçbir fark gözetmeden yürüttüğü apolitik propagandayı düşünelim. Bu arkadaşlar karma oy çağrısı yapıyorlar…

Kirli partilerde “temiz bireyler” bulacaklar ve bu temiz bireyler aracılığı ile dönüşüm sağlayacaklarmış…

Kirli partilerde, temiz bireyler… Buna kargalar bile güler…

Kirlenmenin nedenlerine karşı mücadele etmeyen bu “hijyen arayışı”, beyhude bir çabadan öteye anlamlar ifade ediyor aslında: Esas meselenin kirlenmeyi nasıl alt ederiz değil, bu kirlenmeden nasıl rant sağlarız olduğunu…

Boykotçu diye bir kimlik yaratarak konjonktürel bir taktiği, yapısal bir strateji haline getirme başarısını gösteren arkadaşlar ise seçime girmeyerek temiz kalma iddiasındalar. Halka çağrıları da şu; “oy vermeyin siz de temiz kalın”…

Oysa siyaset bir yaşam tarzı değil ki, siyaset toplumsal meselelerde bütünsel stratejiler yürüme aracıdır… “Temiz kalmak” arzusu ile yanıp tutuşanların; ekonomi, sosyal yaşam, kültür-sanat, eğitim ve medya alanlarında aynı hassasiyete sahip olup olmadıklarına bir baksak neler görürüz neler…

Oysa toplum karma oy veya boykot gibi apolitik siyasetlerle değil, siyasal iktidar hedefini önüne koymuş ilkeli, disiplinli, ideolojik angajmana sahip öznelerce seferber edilirse bir dönüşümün yolu açılabilir…

***

Reklamda denilen yanlıştır: Kirlenmek güzel değildir…

Ama her şey kirlenirken temiz kalmak da, kirlenmeyi göze almadan temizlik yapmak da mümkün değildir.

Toplumumuzun bir onur duygusuna, bir direniş kültürüne, mücadele ruhuna, inanca ve geleceğe yönelik umuda ihtiyacı var…

Halkın içinde, her alanda yürütülecek mücadelelerin, ilkeli bir siyasal çizgi ile birleştirilmesi, kısa süreli işlerden erken sonuçlar umulmasından vazgeçilmesi; uzun soluklu, inatçı ve direngen bir adanmışılığın karakter haline getirilmesi gerekiyor…

***

Tarih öğretiyor ki; içinden geçtiğimiz gibi bir yozlaşma ortamına yanıtı ya din verir ya da siyaset…

Ya bireysel vicdanların rahatlatılması yolunda dinsel bir gerileme ile muhafazakarlaşacağız, ya da toplumsal bir kurtuluş için devrimci bir ruhla öne doğru atılacağız…

Yoktur bunun başka bir yolu…

Münür Rahvancıoğlu

Baraka Kültür Merkezi Aktvisti