“Direnmekten başka şansımız yok, direnerek dirileceğiz…”

 

14 Ağustos’ta gerçekleşecek “Diren Kıbrıs” eyleminin bileşenlerinden Baraka Kültür Merkezi’nin aktivisti Münür Rahvancıoğlu’nun röportajını yayınlıyoruz.

Münür Rahvancıoğlu: “Direniş, diriliştir”

“Direnmekten başka şansımız yok, direnerek dirileceğiz…”

 

Munur

Eylemin ismi “Diren Kıbrıs”, peki Kıbrıs neye direnmeli ve neden direnmeli ? 

Kıbrıs’ın direnmesi gereken öyle çok şey var ki…

Söz konusu olan, tüm tarih boyunca işgallere maruz kalmış bir ada… Tarihin her döneminde, Akdeniz’e hükmetmiş olan güçlerin kontrolüne girmiş, hiçbir zaman kendi bağımsız gelişme dinamiğine sahip olmasına izin verilmemiş ve her dönem yönetilmiş bir stratejik üs… Kıbrıs’ın en başta bu kadere direnmesi gerek…

Bugün ise ABD, AB gibi emperyalist güçlerin çıkarları için toprağı ve halkları bölünmüş bir yarı vatan olarak; Kıbrıs’ın emperyalizme, ve onun taşeronlarına direnmesi gerekiyor… Asimilasyona, entegrasyona, sunni islam dayatmalarına, dinsel gericileştirme politikalarına, özelleştirmelere, güvencesiz yaşama ve şövenizme direnmek gerek…

Ama en önemlisi, umutsuzluğa, yılgınlığa, “hiçbir şey olmaz”cılığa, kestirmeciliğe, kurnazlığa, açıkgözlüğe, sekterliğe ve “ben bilirim”ciliğe direnmek gerek… Çünkü direnişin önündeki en büyük engeller bunlar…

Neden direnmeli sorusunun cevabı ise çok net… Çünkü direniş, diriliştir… Direnmezsek yok olacağız ve ancak direnirsek güçleneceğiz, umudumuz, inancımız, kendimize ve özgücümüze saygımız artacak… Direnerek biz olabileceğiz… Direnirsek yeni kanallar, yeni yollar, yeni sözler bulacağız… Dünyanın her bir yanından yeni dostlar, yeni dayanışma kanalları yaratacağız…

Direnmekten başka şansımız yok, direnerek dirileceğiz…

 

Eylemin logosunda, Kıbrıs adasından Türkiye ve Yunanistan bayraklarını sökmeye çalışan bir Kıbrıslı figürü var; ayrıca, Türkiye ve Yunanistan bayraklarının adada kalması için o bayrakları adada tutmaya çalışan ABD bayraklı ve Britanya bayraklı iki el var. Bu logo ne anlam ifade ediyor ? 

Sayın Gazioğlu’nun mükemmel çizimi bence çok net ve anlamlı… Yorumlamaya gerek var mı bilmiyorum… Kıbrıs’ta görünür olan iki taşeron devlet Türkiye ve Yunanistan mevcut durumun sebebi olan 15 Temmuz faşist darbesinin ve 20 Temmuz işgalinin aktörleridirler… Ancak bu yaşanmışlıkların ardına ABD ve Britanya emperyalizmleri vardır…

Kısacası bağımsız, toprağı bütün ve halkaları kardeş bir Kıbrıs yaratmanın yolu ne sadece TC’ye ne sadece Yunanistan’a ne de soyut bir emperyalizm söylemine karşı mücadele ederek mümkün değildir. Bu dördünü ve yerli işbirlikçileri birbirleri ile olan ilişki ve çelişkileri ile bir bütün olarak kavramadığımız sürece direniş anlamlı olmayacaktır…

 

14 Ağustos 1974’te Türkiye Kıbrıs’a 2. Askeri Harekat’ı gerçekleştirmişti. Hem tarihsel olarak hem de güncel durumda bu günün anlamı nedir ? Türkiye’nin adada askeri varlığını bulundurmasının tarihsel ve güncel sebepleri ve sonuçları nelerdir ?

14 Ağustos Kıbrıslı Türklerin TC devleti tarafından esaret altına alınmasının yıldönümüdür… Nasıl 1 Mayıs özelde işçi sınıfının genelde tüm emekçilerin, 8 Mart özelde kadınların genelde tüm toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi veren kesimlerin, 1 Eylül ise barış isteyen tüm insanlığın bu uğurda yürüttüğü mücadelelere karşılık gelirse; 14 Ağustos da Kıbrıslı Türk halkının barış, bağımsızlık, kendi kendini yönetme ve özgürlük mücadelesine karşılık gelir…

Öncelikle 20 Temmuz tarihi 15 Temmuz tarihinden ayrı düşünülemez… 20 Temmuz’da gerçekleştirilen taşeron TC işgalinin zemini, 15 Temmuz’da gerçekleştirilen faşist Yunan darbesi ile hazırlanmıştır. Sonradan ortaya çıkan belgelerle de ispatlı olduğu gibi; 15 Temmuz Faşist Yunan Darbesi de 20 Temmuz Taşeron TC İşgali de aynı merkezden koordine edilmiş; CIA ve ABD uzantılı hareketlerdirler. 15-20 Temmuz operasyonunun amacı; Makarios’un politikalarına bir son vererek Bağlantısızlar hareketine yanaşan, TC-Yunanistan arasında (NATO içinde) gerilimlere neden olan Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini devirmekti… 15 Temmuz’da plananlanan darbe başarısız olunca, 20 Temmuz’da B planı devreye konulmuştur… Toplamda iki hareket de tüm Kıbrıslılara (Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Elenlere) yönelik bir dış müdahaleler kombinasyonudur…

Oysa 14 Ağustos, (Kıbrıslı Elenleri de ilgilendirmekle beraber) esas itibariyle gene ABD onayı ile TC tarafından yürütülen bir operasyondur… 14 Ağustos Kıbrıslı Türklerin TC’ye bağımlılığının pekiştirildiği tarihtir…
Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki askeri varlığına veya genel olarak Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde uyguladığı politikalara karşı çıkanlar, milliyetçi kesimler tarafından “Türkiyeli-Kıbrıslı” ayrımını körüklemekle eleştiriliyorlar. Öte yandan biliyoruz ki gerek Türkiye halklarının bazı kesimleri ve gerek Kıbrıs’ın kuzeyinde hayatını kuran, yaşayan, işleyen Türkiye göçmeni insanların bazı kesimleri de Türkiye’nin adadaki varlığına karşı çıkıyorlar. Örneğin Diren Kıbrıs eyleminin organizatörlerinden biri de Türkiye göçmenlerinin örgütü olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği. Sizce Türkiye halklarının ve Kıbrıs’ın kuzeyinde hayatını kuran, yaşayan, işleyen Türkiye göçmeni insanların bu mücadeledeki yeri ve önemi nedir ? 

Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesi hiçbir etnik grubun tekelinde olan bir mücadele değildir. Bu adayı kendine vatan bilen, geleceğini bu adada gören, emek eksenli politikalar üzerinden kendini tanımlayan ve nereden gelirse gelsin her türlü dış müdahaleye karşı mücadele eden halklar yeni Kıbrıs’ı yaratacaktır.

Kıbrıslı Türklük, Kıbrıslı Elenlik, göçmenlik gibi kategoriler de ancak bu ortak mücadelenin içinde eriyip birbirinin içine geçecek ve Kıbrıslılık ete kemiğe bürünecektir. Yoksa akademik ve kavramların zorlanmasıyla oluşturulan hiçbir ortak kimlik yaşayamamıştır, bundan sonra da yaşayamaz. Kimlikler tarihin ve zamanın içinde kurulurlar… Bunun tek yolu da ortak mücadeledir. Ortak acılar ve ortak sevinçlerdir… Ortak umutlar ve ortak hüzünlerdir…

TC’den göçmen olarak adamıza gelen insanlarla Kıbrıslı Türklerin biribirine düşürülmesi politikası TC devletinin resmi politikasıdır. Emek ve barış güçlerinin bu politikanın karşısına kendi birarada yaşama ve kardeşlik politikasını çıkarması gerekiyor. Bu acil bir ihtiyaçtır…

 

14 Ağustos tarihi aynı zamanda Kıbrıs’ın fiili olarak ikiye bölünmesinin de tarihi. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi ve Kıbrıslı Elen ve Kıbrıslı Türk halklarının kardeşliğinin yayılıp güçlenmesi neden önemli ve bunun mücadeledeki yeri nedir ?

Aslında Kıbrıs’ın fiili olarak ikiye bölündüğü tarih 20 Temmuz’dur. Bundan önce 1958’de Lefkoşa’nın İngilizler tarafından bölünmesi vardır. Ancak esas itibariyle ikiye bölünme tarihi 20 Temmuz’dur…  14 Ağustos tarihi bu fiili ikiye bölünmüşlüğün, TC tarafından pekiştirilmesi, Kıbrıslı Türklerin arzuları hilafına bir işgal ve asimilasyona dönüştürülmesinin simgesidir…

Bu anlamda da halkların kardeşliğinin temellerinin yeniden örülmesi anlamında önemli bir tarihtir 14 Ağustos…

Kıbrıs’ta yaşanan tüm dış müdahalelerden ve yerli işbirlikçilerin bütün faaliyetlerinden, tüm Kıbrıs halkları zarar görür. Mesele, tarihi nasıl okuduğumuz ile ilgili değil; tarihe müdahale edecek özneleri nasıl okuduğumuz ile ilgilidir…

Kıbrıs’ta iki toplum vardır. Bu iki toplumun her ikisinin de içinde yerli işbirlikçiler ile halklar vardır…

Halklar Kıbrıs’ın barış, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde çıkarı olan kesimlerdir. Yerli işbirlikçiler ise Kıbrıs’ın bağımlılığında rol oynayan, faşist, gerici ve sermaye bağlantılı odaklardır… Yerli işbirlikçilerin birincil müttefiki, emperyalist arzu ve niyetler taşıyan taşeron devletler olan Yunanistan ve TC’dir…  Ancak bu taşeronlar da ABD, İngiltere ve AB ülkeleri ile uyum içinde çalışmaktadırlar…

Bağımlılık zinciri nasıl kırılacaktır? Bu soruya cevap olarak sadece “Kıbrıs halkarı, emperyalistlere karşı mücadele etmelidir” demek, fazlasıyla soyut ve genel ve doğru ama pratik bir karşılığı olamayan bir cümle söylemektir… Çünkü emperyalisytler taşeronları, taşeronları da yerli işbirlikçileri aracılığı ile faaliyet göstermektedirler…

Her iki toplum içindeki halklar, yerli işbirlikçilere ve taşeronlara karşı mücadele etmeli, bu işbirlikçiler ve taşeronlar bertaraf edildiği oranda da emperyalistlere karşı mücadele netleşmelidir…

Bu şekilde bakıldığında; Kıbrıslı Türklerin tarihsel olarak TMT, güncel olarak ise UBP, DP ve türevi yapılardan başlayarak TC devleti ve ABD ile hesaplaşması gerekir… Çünkü her halkın kendi işbirlikçisi ile ve elbette kendi işbirlikçisinin bağlı olduğu taşeron ile hesaplaşması gerekmektedir. Aksi durumda pratikte şöven bir siyaset gidilmüş olur.

15-20 Temmuzun öznesi Yunanistan ve TC’dir. Oysa 14 Ağsutos’un tek öznesi TC’dir… (Geri plandaki ABD-İngiliz ittifakı zaten her iki olayda da vardır.) ve TC ile hesaplaşması gereken de Kıbrıslı Türklerdir. Bu sebeple 14 Ağustos tüm Kıbrıs halklarını olumsuz etkilemesine rağmen, Kıbrıslı Türkler tarafından hesabı görülmesi gereken bir tarihtir.

Kıbrıslı Türklerin TC ile hesaplaşması, Kıbrıslı Elenlerin de Yunanistan ile hesaplaşması yolu ile hem emperyalizmin iki taşeronu ile de hesaplaşılmış hem de halkların karşılıklı olarak birbirlerine olan güveni artmış olacaktır. Böylece her iki halkın birlikte emperyalist güçlerle hesaplaşmasının yolu açılacaktır. 14 Ağsutos’un anlamı budur.