“KÜÇÜK” BİR NEOLİBERALİZM HİKAYESİ: AKADEMİ MEZUNLARI – Onur Bütüner

20659 Atatürk Öğretmen Akademisi, ülkemizin, planlı eğitim anlayışıyla oluşturulan ve devlet üvinersitesi niteliğindeki tek eğitim kurumu. Misyonu, planlı eğitim kapsamında, devletin ilköğretimde ihtiyacı olacağını öngördüğü öğretmenleri yetiştirmek. Dolayısıyla da planlı bir devletin yapması gereken, öğretmen ihtiyacını bu okulun mezunlarını istihdam ederek sağlamak… Akademi’nin yasası ve Öğretmenler Yasası da öğretmen akademisi mezunlarının okullarda görevlendirmesi mantığıyla düzenlenmiş bulunmakta. Akademi’nin bu misyonu, geçmiş dönemlerde bazı sıkıntılara rağmen ve ülkemizdeki plansızlık ve sistemsizlik içerisinde bile yürütülebilmekteydi. Ancak son yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan ve ülkemize de TC eliyle dayatılan neoliberalizm, planlı eğitime de ket vurmakta… Zaten piyasaların serbestleştirilmesini, kamusal hizmetlerin özelleştirilmesini, kamu harcamalarının eğitim sağlık gibi sosyal alanlardan piyasa alanına kaydırılmasını şiar edinen bir sistemin, planlı ve kamusal eğitime değil destek olması, tahammül etmesi dahi beklenemezdi. Ancak tüm yaşam alanlarımızı tarümar etmeye hazırlanan bu dayatmalar karşısında, kazanılmış mevzilerimizi dahi koruyamamamız halinde bizi daha nelerin beklediğini tahayyül etmek hiç de zor değil…
Akademi mezunlarının neoliberal politikalardan tek etkilenme biçimi göreve atanmamaları değil… Göç yasasıyla, diğer kamu çalışanları gibi  eşit işe eşit ücret alma hakkını aoa karikaturyitirmeleri, yasa dışı uygulamalarla master, doktora ve ikinci üniversite artışlarını alamamaları da ciddi sorunlar olarak duruyor. Ancak bu yazıda, en can alıcı ve günlük yaşamlarımızı alt üst eden “göreve atanmama” konusunu ele alacağım.
Öğretim başlayalı haftalar olmasına rağmen hala pek çok okul öğretmensiz durumda. Ve “dışarıda”ki akademi mezunları bu görevlere atanmak için beklemekte. Öğretmen sınavı hala daha yapılmamakta ve gerekli öğretmen kadroları Maliye Bakanlığı tarafından verilmemekte…
Öğretmen Akademisi mezunları, -zaten sınavla Akademi’ye girmiş ve devletin bir eğitim kurumunu başarıyla tamamlamış olmalarına rağmen- ilk defa geçen sene sınava girip 600 barajını geçmiş ancak atanmamışlardı. Bu durumun yaratılmasında da eğitimde piyasalaştırmanın yolunun açılmış olması önemli bir etkendir. Hala daha Kamu Hizmeti Komisyonu yeni sınav açmadı ve Öğretmeler Yasası’na göre öğretmen olarak atanma niteliğine sahip 66 öğretmen görev beklemekte. Akademi mezunları, bu sorunlarla ilgili olarak geçmiş hükümet, geçiş hükümeti ve şu an ki hükümet ile sürekli görüşmüş ve Öğretmen Akademisi’ne gereken değerin verilmesini ısrarla vurgulamıştır. Ancak bu görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmamıştır. Şu anki hükümetin iyi niyetli söylemlerine rağmen hala daha somut adım atılmış değildir.
Maliye Bakanlığı’nın, bütçede para olmamasını sebep göstererek Eğitim Bakanlığı’nca istenen öğretmen kadrolarını yarıya kadar düşürebilmesi, hükümetin önceliğinin eğitim olmadığının, en azından kamusal eğitim hakkına gereken önemi vermediğinin açık bir göstergesidir. Ne de olsa ülkemizde pek çok özel eğitim kurumu vardır ve devletin açığını, devletin de desteğiyle kapatacaklardır! Öte yandan hala daha çeşitli sebeplerle geçici öğretmen atamalarının yapılması da neoliberal politikaların bir çeşidi olan kuralsız ve geçici çalıştırma anlayışını ortaya koymaktadır. Hükümete gelmeden ve “geçici hükümet” döneminde Akademi öğrencilerinin sorunlarını anladıklarını ve hükümete gelmeleri halinde bu sorunları çözeceklerini söyleyenler, bugün Akademi mezunlarını bir kenara atmaktadır.
Devlet tarafından istihdam edilmeyi bekleyen öğretmenler, yaşadıkları bu boşlukta başka iş de bulamamaktadır. Çünkü özel eğitim krumları, devlet tarafından atanma ihtimali olan Akademi mezunlarını, devlete girmemeleri koşuluyla kabul etmektedir. Bu durumdan dolayı hiçbir şey yapamadan atama bekleyen genç öğretmenler, bir nevi arafta kalmış bir şekilde yaşamaktadır.
Akademi mezunlarının çoğu, öğrencilik yaşamlarını bir öğretmen gibi toplumsal muhalefete katılarak geçirmiştir. Öğrencilik yaşamlarında bir sendikalı gibi davranmış ve toplumsal olaylara tepkilerini her yerde göstermişlerdir. Her türlü sıkıntılarında da sendikaları tarafından sahiplenilmişlerdir. Ancak son dönemdeki sorunlarına sendikalarından da yeterince ilgi görememeleri, yalnızlaşmalarına neden olmuştur. Toplumsal muhalefette ve emek örgütlerinde önemli roller üstlenebilecek gençler, ülkelerinden ve hatta kendilerinden yabancılaşmaya başlamıştır.
Özelde sadece Akademi mezunlarının sorunları gibi görünen bu konular, ileride daha genel bir etki yaratacak; ülkenin tek devlet üniversitesi olan Öğretmen Askademisi’nin kapanmasına, ilköğretimde devlet eliyle yürütülen eğitim-öğretimin toplum tarafından güvenilirliğinin sarsılmasına sebep olacaktır. Hükümetlerin piyasacı mantığı, özel eğitim kurumlarının yüceltilmesine ve devlet tarafından eğitim veren okulların atıl duruma gelmesine yol açacaktır. Bu da parasız ve nitelikli eğitim hakkının ortadan kaldırılması demek olacaktır.
Yaşamlarımızı, piyasanın çirkin ve adaletsiz ellerine teslim etmek istemiyorsak, neoliberal politikalara ve onun bir uzantısı olan sosyal devletin tasfiyesine direnmek zorundayız. Bunun eğitim alanındaki en sıcak yansımalarından biri de Akademi’ye;  öğrencilerine ve mezunlarına destek olmaktır. Bu konuda, geçmişte de Akademi’ye sahip çıkan ve planlı eğitimi savunan toplumsal muhalefete önemli bir görev düşmektedir.
Onur Bütüner
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti