SAVAŞK – Celal Özkızan

Make_love_from_war_by_GraffitiWatcher“Fanatizm” kavramı, genelde şöyle tanımlanır : Bir amaca ulaşmak için kullanılan araçların amaç haline dönüşmesi…
Yapmayı istediği şeyi yapabilmek için kullandığı araçlar ele geçirir fanatiği…
Nedenlerin ve sonuçların buharlaşması, yapılmakta olanın yapılıyor oluşuna varlığını kaptırma halidir…
Yaptığın şeyi neden yapıyor olduğunu ve yapılanın seni nereye vardıracağını boşverme halidir…
***
Her fanatizm kötü ya da zararlı değildir elbette…
Yaşamak bir fanatizmdir örneğin…
İnsan neden yaşadığından ve yaşamının kendisini nereye vardıracağından bağımsız olarak yaşama sarılır…
Bir uçurumun kenarına gelince durur, “neden yaşıyorum ki” diye sormadan…
Suyun altına başını sokup nefesini tuttuğunda, nefes almak istersin bir yerden sonra…
Başını sudan çıkarıp derin derin solursun hayatı, o hayatı neden soluduğunu, o hayatın seni nereye sürükleyeceğini düşünmeden…
Yaşamak bir fanatizmdir örneğin…
***
Dağın zirvesine ulaşmak için tırmanmaya başlarsınız dağa…
Sonra dağa tırmanmanın kendisi keyifli gelmeye başlar insana…
Dağcı olursun…
Zirve değil, dağ olur sevdalın…
***
Savaş ve aşk, birbirlerinin zıttı gibi görünürler…
O yüzdendir ya, savaşmayın sevişin derler…
Aşk varsa savaş yoktur; savaş varsa aşk yoktur…
Öyle mi peki ?
Savaş ve aşkın çok temel bir ortak özelliği vardır : Fanatizm…
İnsan aşıkken, ve savaşırken, olabildiğince fanatiktir…
Neden aşık olduğunu, bu aşkın kendisini nereye götüreceğini sorgulamaz pek, sorgulasa da önemsemez…
Belki de aşkı güzel kılan şey, bu öncesiz ve sonrasızlığı, çok anlamlı gibi dursa da bu sonsuz boşlukta aslında anlamsız bir tesadüf olmasıdır…
***
Savaş vardır bir de…
Çok benzer aşk ve savaş birbirlerine…
İkisinde de bir “tutku” vardır…
Hatta büyük Alman filozofu Hegel’e soracak olursanız, savaş insanlığı ileriye sıçratacak “acımasız ama yararlı” araçlardır…
Savaş aşk gibidir, neden ortaya çıktığının pek bir önemi yoktur, ortaya çıkmıştır bir kere…
Savaşla neye varılmak istendiğinin de pek önemi yoktur, savaşıyor olmanın kendisi bir güç gösterisi, savaşıyor olmanın kendisi bir amaçtır zaten…
Öyle midir gerçekten ?
***
Yakın tarihteki savaşlara bakacak olursak, aşk ve savaş arasında hiçbir fark yok aslında, ya da biz öyle kabullenmişiz bir kere…
Savaşların neden çıktığı, ve savaşlardan ne sonuçlar alındığının önemi kayboluyor bir yerden sonra, geriye bir tek savaşın kendisi kalıyor, tıpkı aşk gibi…
Hatırlasanıza, Irak’a niye savaş açmıştı ABD ?
Irak’ta kimyasal silah var diye…
Peki yıllar yıllar sonra ne demişti ABD ?
Yanılmışız, Irak’ta kimyasal silah yokmuş, savaşı açmışız boş yere…
Bu yıllar içinde, milyonlarca insan ölmüştü elbette…
Altını biraz kazıyınca, silah tüccarlarının nasıl zenginleştiği…
Bombalarla, tanklarla, tüfeklerle, roketlerle yıkılan şehirleri “yeniden kurmak” için seferber olan inşaat şirketlerinin nasıl kârına kâr kattığı…
Ve nasıl Ortadoğu’da hakimiyet dengelerinin değiştiği ortaya çıkar; ama sadece, altını kazıyınca çıkar ortaya bunlar…
Sorsan, savaş aşk gibidir, sebepsiz işte…
Savaşın sebebi olan “Irak’ta kimyasal silah” aslında yoktu; ama savaş yine vardı…
***
Hatırlayınız, Türkiye neden çıkmıştı Kıbrıs’a 20 Temmuz 1974’te ? Neden yapılmıştı 14 Ağustos 1974’teki “ikinci harekat” ?
“Barış için”, “bozulan düzeni yeniden tesis etmek için” ve en önemlisi “Kıbrıslı Türk halkının varoluşu için”…
Barış yerine dikenli tellerle, mayınlı arazilerle ve soğuk pasaport kontrol kulübeleriyle bölünmüş bir ülkedeyiz halâ…
Bozulan düzeni onarmaya gelecek olan tesisatçı yolda vuruldu; yerine garip garip paketler, yeni yeni köy tabelaları, minareler geldi…
Ve Kıbrıslı Türkler halâ varoluş kavgası veriyor…
Sahi, neden savaşmıştı Türkiye, Kıbrıs’ta ?..
Cevabının önemi yok artık, tıpkı aşk gibi…
Savaş oldu bir kere, sen istediğin kadar de sebepsiz yere, savaş halâ burda ve sen bir şey yapmayacaksan gitmeyecek hiçbir yere…
***
Aslında ne aşk savaşa benzer, ne de savaş aşka…
Savaşlar onlarındır, ama biz savaşırız…
Aşk bizimdir, ama aşklarımızı onların savaşları sonucunda kurulan topraklarda yaşarız…
Bundandır aşkın savaşa, savaşın aşka benzer gibi görünmesi…
Savaş aşkı asimile ediyor, bu duyduğunuz sevgiliye uzatılan kanlı elin sesi…
Ne yapmalı peki ?
Aşkın o tuhaf ve cazibeli oldu bittiliğini, kendiliğindenliğini sahiplenmeye çalışan savaşa demeliyiz ki :
Sen aşk gibi nedensiz, aşk gibi kendiliğinden, aşk gibi kaçınılmaz olan değilsin…
Ve en önemlisi…
Sen aşk gibi bizim değilsin…
Celal Özkızan
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti