VESAYET VE İŞGAL – Münür Rahvancıoğlu

question-markKıbrıslı Türkler olarak içerisinde sıkıştırıldığımız cendereye ne isim vereceğimiz konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Yıllardan beridir bastırılan, söylenmesine izin verilmeyen, duyulmaz görünmez kılınan bir kelime var aslında bu konuyu tarif eden: İşgal…

Öyle ki, Kıbrıs’ta Kıbrıs halklarının sözü, etkisi ve yetkisi olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durumu tarif ederken ısrarla işgal kelimesinden kaçınılıyor…

Bana sorarsanız, işgal tanımından kaçınılmasının nedeni, “cesaret”le ilgili olmadığı gibi; işgal tanımını kullananların pozisyonu da “hamaset”le ilgili değil… Bu yüzden belki de farklı tanımlar kullanan insanlar olarak ilk yapmamız gereken şey, biribirimize dair önyargılarımızdan arınmak olacak…

***

Ülkedeki durumu tanımlayış biçimlerindeki farklılık, yani somut durumun somut analizinde farklı sonuçlara varıyor olmamız nereden kaynaklanıyor olabilir?

Yani aslında hepimiz aynı ülkeden bahsediyoruz, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz ve hepimiz barış istiyoruz… Ama ne hikmetse aynı veriyi analiz edip, farklı sonuçlara varıyoruz…

Eğer kişilerin fikirlerinin yaşamlarını şekilendirmediğini, tam aksine fikirlerini şekillendirenin yaşamları olduğunu düşünüyorsak bu noktada odaklanmamız gereken de somut gerçeklik olmalı…

***

Dış güçlerin, özellikle de Kıbrıslı Türkler için Ankara’nın somut bir olgu olduğunu UBP bile kabul ediyor aslında… Bu da Kıbrıs’ın kuzeyinde bulabileceğimiz en somut gerçek zaten…

Buradan hareketle şunu söylememiz sanırım gerçeğe aykırı düşmez; kişilerin ve örgütlerin bu gerçeği tanımlayışları, gene bu gerçekle kurdukları somut ilişkilerden temelleniyor.

Yani herkes kendi tanımını Ankara karşısındaki pozisyonuna göre yapıyor…

TC Devleti’nin ordusu ile, ekonomisi ile, siyaseti ile Kıbrıslı Türkleri şekillendirmesinde hiçbir sakınca görmeyen kesimlere göre bu tartışma da anlamsız zaten: Onlara göre yapılması gereken, “anavatanımız”dan gelen her şeye koşulsuz evet demek…

İradenin Kıbrıs halklarında olması gerektiğini düşünen kesimler ise bu kadar rahat değil…

İrade Kıbrıs halklarında olmalı, ama değil…

O halde bu durumun adı ne?

***

BKP Toplumsal Varoluş Güçleri’ni oluşturan Baraka, DKB ve BKP’nin bu noktada pozisyonu net…

Ülkede yaşananlar, Ankara’nın iradesince şekillendiriliyor. Ankara karşısında Kıbrıslı Türkler bir yok oluş süreci ile yüzleşiyor. Özelleştirmeler, Kur’an kursları, ekolojik talan ve yıkım gibi konuların hepsi de hem moral hem de fiziki anlamda bir erzoyona yol açıyor.

Bu kısır döngüden çıkışın yegane yolu ise Ankara karşısında “hayır” deme iradesine sahip çıkmak…

O ilk “hayır”dan sonra gelişmelerin nasıl olacağı ile ilgili pek çok tartışma var toplumumuzda. Ancak bu tartışmaların da net bir şekilde gösterdiği gibi, bu toplum beğenmediği bir şeye “hayır” diyebilecek iradeden dahi yoksun bırakılmış durumda…

Çünkü böyle bir irademiz olsaydı, bir şeye “hayır” deyip demeyeceğimizi tartışırken, o şeyi benimseyip benimsemediğimizden hareketle konuşurduk. Oysa bizim konuştuğumuz zemin bu değil; “hayır”ın sonuçları…

***

Vesayet tartışması işte bu noktada gündeme geliyor…

Ankara karşısında “hayır” noktasında bir duruşu “gerçekçi” bulmayanlar, yani Ankara olgusuna “uyum” göstermiş olanlar için ülkedeki durumun adı işgal değil vesayet oluyor…

“Vesayet rejimi” karşısında kabahati Ankara’da değil, kendi halkında bulunca; işgalcinin yaptıklarını değil kendi halkının bunu zaten talep ettiğini dillendirince ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor…

Mevcut durumda kendi ülkemizde söz, yetki ve karar haklarına sahip olamayışımız; bizim bu haklarımızı bilerek, isteyerek ve kendi gönlümüzle seçtiğimiz bir vasiye devretmiş olmamızdan mı kaynaklanıyor?

Vesayet söylemi işte bunu iddia ediyor…

***

Vesayet ve İşgal tanımları böylesine yüzeysel geçiştirilecek tanımlar değil…

Şimdi seçim süreci içerisinde “vesayet” kelimesi sol liberal kesimin kendi kitlesine “radikal” görünme aracı olarak kullanılıyor. Bu söylemin eleştirisi çok daha bütünlüklü ve çok daha derinlikli yapılmalı…

Seçimden sonra da yapılacak…

Ancak şu noktada bu kadarını belirteyim ki; içerik olarak hiç de Ankara’yı rahatsız etmeyen ama halkımızın gözünde işgal ile eşdeğer tutulan bir kelime pozisyonunda “vesayet”…

Önümüzdeki aylarda yaşanacaklar ve tartışılacaklar belirleyecek vesayet tanımının kaderini bu ülkede… Belki Kıbrıs halklarının bağımsızlık kavgasında önemli bir silah, belki de Ankara’ya uyum sağlayanların kalkanı olacak…

Ancak şu anda net olan bir tek şey var ki; BKP Toplumsal Varoluş Güçleri’nin etrafında oluşan enerji, halkta yansıyan irade ve mücadele azmi bizim dışımızdaki öznelerin de radikalleşmesine neden oluyor…

Yetersiz de olsa “vesayet” tanımı çerçevesinde pozisyon alma ihtiyacı hissedilmesi BKP TVG’nin yarattığı bir olumluluk olarak görülmelidir.

Ve belki de yarın BKP TVG’nin barajı geçmesi ile kitlelerin “vesayet” tanımını da aşacağının sinyali olarak değerlendirilmelidir. Bunun için BKP TVG’nin güçlenmesinin sadece bu ittifakın bileşenlerinde değil, sol liberal kitle partilerinin tabanında yaratacağı radikalleşme de hesaba katılmalıdır…

Çünkü her tartışma gibi Vesayet ve İşgal tartışmasının sonucunu da pratik belirleyecektir…

Münür Rahvancıoğlu

Baraka Kültür Merkezi Aktivisti