OYUN – Celal Özkızan

9d406f038b09757a843053460d89ff98_1272247831Temmuz sıcağında esecek olan serin bir rüzgara hasrettir insan…
Ocaktaki gri gökyüzünden esen soğuk rüzgarların arasında beliren güneş ışınlarına da kucak açar aynı insan…
Ancak kalabalıklar varsa, kalabalıklar içinde yalnız kalmak romantik gelir kulağa…
Gerçekten yalnızlık olunca, istenir ki biri çıkagelsin ve iyi kötü bir şeyler fısıldasın kulağa…
Hiçbir şey kendi başına evrensel bir değer taşımaz :
Ses tellerini henüz anlamlı söz öbekleri üretebilecek şekilde titretemeyen bir bebek için ifade özgürlüğünün bahsi olmaz…
Yine hiçbir şey, her şeyin dahil olduğu o evrensel küme dışında da anlam bulamaz :
Kimisi için bir şeyleri ifade edebilmektir özgürlük, kimisi için bir şeylerin ifade edilmesidir esaret…
“Grev” dediğinde koparır ya içindeki esaret zincirini işçi; aynı anda bir zincir sesi duyumsar patronun zihni…
İşten yorgun çıkarken pek çok adam, uzanacağı koltuğun ve televizyona doğru uzatacağı kumandanın hayaliyle hafifletir bedenini…
Mesaisi biten pek çok kadın, evdeki “kayıt dışı” mesaisine doğru yol alırken, muhtemelen bir hafiflik değildir bedenine çöken…
Bu yazıyı okuyan her anne baba, büyük ihtimal vermeye hazırdır her şeyini çocuğuna; çocuğu çocukluğunu en güzel şekilde yaşayabilsin diye…
Burdan çok uzakta, Çin’deki tek bir fabrikada, yüzlerce çocuk, çocukluklarının her şeyini vermektedirler başka yerlerdeki çocuklara : Çocuğunuza aldığınız oyuncağın etiketinde boşuna yazmaz “Made in China”…
***
Takım elbise giymiş bazı adamlar “toplumdaki her bir bireyin çıkarına olacak çözümler”den bahsederken…
Ben düşünüyorum, var mı şu dünyada, gerçekleştiğinde hepimizi, ama her yerdeki hepimizi mutlu edebilecek şeyler hakkaten ?
***
Bir şair “kim istemez mutlu olmayı / mutsuzluğa da var mısın ?” diye sorsa, gidiyor işte yürek mutsuzluğa da, koşa koşa…
Peki ne hissedersiniz bir takım elbiseli size deyince “hadi oynayalım elimizi taşın altına hep beraber koymaca” ?
Hadi, çıkıp desene ona, “elimizi elbet koyarız taşın altına, ama söylesene bana, nasıl oldu da bir taş oluştu burada?”
Oynadığımız çocuk oyunu olsa, en fazla güler geçeriz “afacana bak, nasıl da bilirmiş kandırmaca”
Üstünde oynanan hayatlarımız olunca, şaşırıp bakarsınız oyun çağrısı yapan takım elbiselilerin ve patronların “ebe değilim” çığlıklarına.

 

Celal Özkızan
Baraka Kültür Merkezi aktivisti