KOCA ALİ VE KIBRISLI TÜRKLER – ALİ ŞAHİN

 Koca Ali, babası öldükten sonra kimseye muhtaç olmamak için onu destek olmak isteyen zengin amcasının yanından ayrıldı ve çeşitli işlerin ardından işinde ustalaşacağı bir demirci oldu.

Bir gece işlemediği bir suç üzerinden hırsız damgası yedi ve ceza olarak kolunun kesilmesine karar verilidi.

Koca Ali’nin suçsuz olduğunu bilenler onu bu cezadan kurtarmanın bir yolunu aradılar ve çözüm olarak zengin bir kasaba gidip Ali’nin diyetini ödemesini isterler.

Zengin kasap bunu bir şartla kabul eder;  Koca Ali artık onun hizmetkarı olacaktır.

Kolunun kurtulması için mecburen bu teklifi kabul eden Koca Ali kasabın işlerini görmeye başlar.

Fakat kasap tahamül edilebilecek gibi değildir.

Huysuz olmasının yanısıra sürekli ödediği diyet üstünden Ali’nin üzerine gider.

Ve sonunda Koca Ali’nin sabrı taşar.

Kaptığı bir satırla sol kolunu keser ve kasaba fırlatır.

Koca Ali diyet borcunu ödemiştir.

 

Kısaca  özetlediğimiz bu öykü Ömer Seyfettin’in meşhur “Diyet” isimli hikayesidir.

Bu öyküden bahsetme sebebim ise yaklaşan 14 Ağustos yaklaşırken Kıbrıslı Türklerin tam 40 yıldır Koca Ali’ninkine benzer duruma sokulması ile ilgilidir.

Kıbrıslı Türkler olarak bu sene “kurtarılmışlığın” 40. yılını yaşıyoruz.

Bir anlamıyla ödenmiş diyetimizin 40. yılını!

Kolunu kurtarmak için kasaba boyun eğmek zorunda kalan Koca Ali ile yaşadığı acılardan “kurtulmak” için Türkiye Devleti’ne muhtaç kalan Kıbrıs Türklerin kaderi benzemiyor mu?

Tam 40 yıldır haksızlıklara karşı sesimizi her yükselttiğimizde birileri bize bir diyetten bahsetmiyor mu?

“Besleme gibi üzerimizden yaşıyorsunuz, bir de şikayet ediyorsunuz” diyen TC Başbakan’ı Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıslı Türklere yönelik tavrı ile Koca Ali’nin başına söylenen ve ona köle gibi davranan kasabın tavrı farklı mı?

İstedikleri her şeyi yapma hakları varmış gibi davranmaları nereden geliyor sanıyorsunuz?

Koca Ali’den şu ana kadar tek farklı tarafımız bizim henüz diyetimizi ödememiş olmamızdır.

Bu diyet ödemek zorunda olduğumuz bedellerdir.

Ve bu  bedel Koca Ali’nin öyküsünden farklı olarak bir anda verilebilecek bir bedel değil.

Ancak ve ancak uzun soluklu bir mücadele bu uğurda başarıya ulaşabilir.

Egemenler her ne kadar bizi sisteme bağlı tutmanın araçlarını yaratsa da, halk olarak biz de bu tahakküm çemberini yaratmanın bir bir yolunu bulmalıyız.

Belki bugünün nesilleri olarak o anı göremeyecek bile olsa, gelecek kuşaklara sürekli sıfırdan başlamak zorunda kalmayacakları bir yol açmak zorundayız.

Be the first to comment

Leave a Reply