“Demokratik Bir Ülkede Çağıner’in Paylaşımı İhbar Kabul Edilirdi”

Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi Üyesi Celal Özkızan, Ekonomik Örgütler Platformu’nun TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile görüşmelerine ilişkin açıklama yaptı.

Neden mi? Sayın Çağıner, paylaşımında, “Kıbrıs Türk halkının ortak menfaatleri için” bir çalışma yürüttüklerini söylüyor bahsi geçen toplantıda. Halbuki, toplantıya “Kıbrıslı Türk halkını temsilen” katılan kişilerden hiçbiri, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş temsilcileri değildir (seçilmiş temsilcileri tarafından görevlendirilmiş/atanmış görevliler de değildir).

Yani Türkiyeli yetkililer ile Kıbrıslı Türk halkı arasında, özellikle son 15 yılda, bir para ilişkisi yoktur; bu para ilişkisi, Türkiyeli yetkililer ile Kıbrıslı Türk büyük işletme sahipleri arasındadır. Türkiyeli yetkililer, kendi ülkelerindeki özel sektör çalışanlarını, taşeron çalışanları, garibanları, dar ve orta gelirlileri bile hiç önemsememektedir zaten bilindiği gibi, Kıbrıslı Türk halkının içindeki özel sektör çalışanlarını, dar ve orta gelirlileri neden önemsesinler?

Açıklama şöyle:

Eğer demokratik bir ülkede yaşıyor olsaydık, Otelciler Birliği Başkanı Sayın Çağıner’in bu paylaşımı bir “ihbar” olarak kabul edilip, kendisi, ve kendisi ile bahsi geçen toplantıda bulunan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Candan Avunduk ve Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer polis tarafından soruşturulurdu.

Neden mi? Sayın Çağıner, paylaşımında, “Kıbrıs Türk halkının ortak menfaatleri için” bir çalışma yürüttüklerini söylüyor bahsi geçen toplantıda. Halbuki, toplantıya “Kıbrıslı Türk halkını temsilen” katılan kişilerden hiçbiri, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş temsilcileri değildir (seçilmiş temsilcileri tarafından görevlendirilmiş/atanmış görevliler de değildir). Kıbrıslı Türklerin demokratik süreçler sonucu seçilmemiş, Kıbrıslı Türk halkı adına hiçbir temsiliyet yetkisi olmayan şahısların, kendilerini “temsilci” ilan edip “Kıbrıslı Türklerin menfaati adına” görüşmelere katılmaları, dahası bu toplantıda Kıbrıslı Türklerin ekonomik geleceğine ilişkin kararlar alındığını dile getirmeleri, normal bir ülkede, ülkenin anayasal düzenine ve demokratik işleyişine karşı bir girişim olarak değerlendirilip, hakkında anında işlem başlatılırdı.

Normal bir ülkede yaşıyor olsak ve Sayın Çağıner ve toplantıdaki diğer Kıbrıslı Türk şahıslar polis tarafından ifadeye çağrılsaydılar, savunmalarında muhtemelen “biz Ekonomik Örgütler Platformu adına ve temsilcisi olduğumuz sektör patronları adına o toplantıya katıldık elbette, Kıbrıslı Türkler adına değil” ifadelerini kullanırlardı. Gerçekten de bu toplantıya katılanlar, Kıbrıslı Türk tüccarların, özellikle büyük tüccarların temsilcisi, otel sahiplerinin temsilcisi, inşaat şirketi sahiplerinin temsilcisi ve sanayi işletmelerinin sahiplerinin temsilcisidir.

Bu temsilcilerin temsil ettiği kişilerin tamamının toplamı ise, Kıbrıslı Türk toplumunun yüzde 5’ini bile oluşturmamaktadır. Bu durumda da ortaya şu çıkıyor; Sayın Çağıner ve yanındakiler, Ankara’ya “Kıbrıslı Türkler” adına değil yukarıda sayılan küçük bir grup adına gitmiş, dahası “Kıbrıslı Türklerin menfaatleri” için değil bahsi geçen bu küçük grubun menfaatlerini konuşmaya gitmiş. Bunda elbette şaşırtıcı bir şey yok. Kıbrıslı Türk patronların kendi özel menfaatleri için yıllardan beridir Türkiyeli yetkililer ile görüşmeler gerçekleştirdiği zaten bilinen bir şey. Burda tuhaf olan, Sayın Çağıner’in “Kıbrıslı Türklerin menfaatleri” ifadesini kullanmasıdır.

Nedir bu menfaatler? Örneğin Kıbrıslı Türk toplumunun en kalabalık kesimi olan özel sektör çalışanlarının menfaatini ilgilendiren ne gibi konular görüşüldü? Ülkemizdeki dar gelirli ve -gittikçe yoksullaşmakta olan- orta gelirli kesiminin hangi menfaatleri masaya geldi? Elbette hiçbiri. O halde neden otel sahiplerinin temsilcisi, kendi özel menfaatlerini, “Kıbrıslı Türklerin menfaatleri” gibi sunuyor? Bu, kamuoyunu yanıltmak ve manipüle etmek değil midir?

Yeri gelmişken belirtmek isterim; bugüne kadar Kıbrıslı Türk solu içindeki çeşitli kesimlerin Türkiye’ye karşı “paranı istemiyoruz” demelerini hep tuhaf (ve biraz da komik) bulmuşumdur. Türkiye’nin son 15 yılda bu ülkeye gönderdiği para, zaten bu toplantıya katılan kişilere ve onların temsilcisi olduğu sektör patronlarına (özellikle de büyük olanlarına) gönderilmiştir, doğrudan ya da dolaylı olarak. Yani Türkiyeli yetkililer ile Kıbrıslı Türk halkı arasında, özellikle son 15 yılda, bir para ilişkisi yoktur; bu para ilişkisi, Türkiyeli yetkililer ile Kıbrıslı Türk büyük işletme sahipleri arasındadır. Türkiyeli yetkililer, kendi ülkelerindeki özel sektör çalışanlarını, taşeron çalışanları, garibanları, dar ve orta gelirlileri bile hiç önemsememektedir zaten bilindiği gibi, Kıbrıslı Türk halkının içindeki özel sektör çalışanlarını, dar ve orta gelirlileri neden önemsesinler?

Türkiye’den (veya dünyanın herhangi bir yerinden), Kıbrıslı Türk emekçi kesimlerin ekonomik kalkınması için gönderilecek her türden katkıyı -elbette karşılığında onurumuzu veya geleceğimizi ipotek etmemizi gerektirecek bir talepte bulunulmadan- sevinçle karşılarım. Ancak, Türkiyeli yetkililer ile Kıbrıslı Türk büyük işletme sahipleri arasındaki para ilişkisini ve ekonomik meseleleri de üzerime alınmam.

Son olarak… Sayın Çağıner’in paylaşımında “toplantı nasıl yapılırı öğrendik kesinlikle hiç kimse telefonuna bakmadı Sayın Cumhurbaşkan Yardımcısı dahil kesinlikle kimse toplantıyı bölmedi; kimse sırasını bozmadan konuşmadı ve sonuç çok verimli geçen bir toplantı oldu” cümlesi geçiyor.

Bu cümleyi okurken açıkçası çok üzüldüm. Ülkemizdeki en büyük işletmelerin sahiplerinin, en büyük olanaklara sahip insanlarının, koca koca servetleri olan kişilerin henüz daha nasıl toplantı yapacaklarını bilmemeleri, ciddi bir toplantı esnasında -acil durumlar hariç- telefona bakmanın nezaketsizlik olduğunu bilmemeleri, sırayla konuşmayı öğrenememiş olmamaları ve tüm bunları ancak daha yeni öğrenebilmiş olmaları bence çok ama çok endişe vericidir.

Çağıner’in paylaşımı:

59 Paylaşımlar