VERİLEN ÖN İZİN DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR!

Kamusal eğitim hakkı ayaklar altına alınırken, Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK özel üniversitelere ve sermayeye yeni “fırsat” kapısı araladı. Geçtiğimiz günlerde Yakın Doğu Üniversitesi “müjde” olarak duyurduğu haberde YÖDAK ve kktc Eğitim Bakanlığı onayıyla kktc vatandaşı örencilerin Sınıf Öğretmenliği bölümüne kayıt yaptırabileceklerini açıkladı.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası yaşanan bu durum dolayasıyla yayınladığı basın açıklmasında “CTP-DP Hükümeti eğitime ayrılan kaynakları toplumun yararına kullanmayarak kamusal okulları yıpratmakta, özel üniversiteler ve özel okullara teşvikler vererek semirtmektedirler. Devlet mekanizması kendi eliyle fırsat eşitsizliği yaratmakta, Anayasa’daki ücretsiz eğitim hakkı ve eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Her fırsatta kaynak yok bahanesinin altına saklananlar ise, özel üniversiteler ve özel okullara verilen hibelerin hangi kaynaktan ödendiğinin cevabını vermekten kaçınıyorlar.” dendi.
Açıklamanın devamında “Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK tarafından ilgili üniversiteye verilen ön izin daha büyük felaketlere dönüşmeden derhal iptal edilmesini talep ediyoruz. Her türlü demokratik eylem hakkımızı kullanacağımızı kamuoyu ile paylaşırız.” vurgusu yapıldı.

KTÖS’ün yaptığı basın açıklamasının tam metni şöyle:

Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK tarafından ilgili üniversiteye verilen ön izin daha büyük felaketlere dönüşmeden derhal iptal edilmesini talep ediyoruz.

Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşturulan ayrılıkçı yapı günden güne çökmekte, sürdürülemez bir yapıya dönüşmektedir. Bu krizi fırsata dönüştürmek isteyen sermaye baronları işbirlikçi siyasetçilerle birlikte kamusal, sosyal ve demokratik alanları akbabalar gibi talan etmek için her anı kollamaktadır.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi adamızın kuzeyindeki sermaye baronları da sosyal haklar içeren bir düzenden değil, yalnız sermayenin haklarını içeren acımasız bir kapitalizmden yanadırlar. Sermaye baronları öz kurumlarımızı, sahillerimizi, topraklarımızı, kooperatiflerimizi yıpratıp özelleştirmek istemektedir. Sermaye baronları yaptıkları icraatlar ile ücretsiz eğitim ve ücretsiz sağlık hakkını da ortadan kaldırarak eğitim ve sağlığı alınıp satılan bir mala dönüştürmek istemekte, bununla birlikte Göç Yasası gibi ucube yasaları destekleyerek, hem kamuda hem de özeldeki çalışma yaşamında kölelik koşullarını inşa etmek istemektedirler.

Adamızın kuzeyinde oluşturulan ayrılıkçı yapı, sosyal devlet anlayışından vazgeçmiş, sermayenin hizmetine kendini adamış politikacıların güdümünde bir anlayışa bürünmüştür. Devlet bütçesinden eğitime ayrılan pay oranının %75’inin özel üniversiteler ve özel okullara kaynak olarak ayrılması tesadüf olmasa gerek. Bununla birlikte %20’inin öğretmen, Eğitim Bakanlığı çalışanları ve eğitim hizmetlilerinin maaşlarını içerdiği, geri kalan %5 ile okullara ders kitapları ve mefruşat, elektrik hizmeti, su hizmeti ve yetersiz altyapı kaynağı sağlandığı bir başka ironidir.

Halkın okulları bizzat devlet tarafından üvey evlat muamelesi görmektedir. Okullarımız sivil toplum örgütleri,  aileler, okul yöneticileri ve öğretmenlerimizin vicdanı ile ayakta durmakta, onların yardımı ile eğitim-öğretim faaliyetlerini hayata geçirmektedirler.

CTP-DP Hükümeti eğitime ayrılan kaynakları toplumun yararına kullanmayarak kamusal okulları yıpratmakta, özel üniversiteler ve özel okullara teşvikler vererek semirtmektedirler. Devlet mekanizması kendi eliyle fırsat eşitsizliği yaratmakta, Anayasa’daki ücretsiz eğitim hakkı ve eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Her fırsatta kaynak yok bahanesinin altına saklananlar ise, özel üniversiteler ve özel okullara verilen hibelerin hangi kaynaktan ödendiğinin cevabını vermekten kaçınıyorlar.

Eğitim sistemimiz, devlet eliyle dayatılan sınavların varlığı ile rekabete dayalı piyasa koşullarının güdümüne girmiştir. Sınavlarla yaratılan kriz özel dershanelerin eğitimi alınıp satılan bir mala dönüştürmesine ve vatandaşımızın cebinden yılda 60 milyon TL çıkmasına vesile olmuştur.

Devlet okullarının geliştirilmesi için kaynak ayrılmaması, çeşitli sosyal süreçlerin hükümetler tarafından dinamitlenmesi ile özel okullar eğitimde söz sahibi olmuş ve Eğitim Bakanlığı’nın öncelikleri arasına girmiştir.

Aynı mantık ile üniversiteler devlet teşvikleri ile eğitimi alınıp satılan bir mala dönüştürmüştür. Özel üniversiteler bilim üretme gailesi taşımayan yapı modeli ile hareket ederek, plansız öğrenci alımı ile her alanda işsizler ordusu yaratarak toplumsal bir soruna neden olmuştur.

Özellikle Yakın Doğu Üniversitesi plansız, sınırsız ve koşulsuz öğrenci alımı ile çalışma ve sosyal hayatımızda işsizler ordusu yaratılmasının baş mimarıdır. İlgili üniversite bilimin her alanında istihdam fazlası yaratarak kendi kotalarını doldurmuş ve yeni işsizler ordusu yaratacak alanlar aramaktadır.

YDÜ her kriz yaşadığı dönemde olduğu gibi, siyasileri kullanarak ilkokul sınıf ve okulöncesi öğretmenliği alanına el atmak istemektedir. Ülkemizde 1937’den beri Öğretmen Akademisi ülke koşullarını göz önüne alarak devlet eliyle ücretsiz, sınırlı, koşullu ve planlı bir şekilde ilkokul sınıf öğretmeni ve okulöncesi öğretmeni yetiştirmektedir ve alanının en iyisidir.

Yakın Doğu Üniversitesi’nin yaptığı açıklamaya göre ön izin verilmiş, burs hakkı tanınmış, yatay geçiş hakkı verilmiş, mezunlar askerlik yapabilecekmiş.

Bir taraftan işini iyi ve planlı bir şekilde yapan Öğretmen Akademisi dururken, her ne ad altında olursa olsun Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK tarafından Yakın Doğu Üniversitesi’ne İlkokul sınıf öğretmenliği ön açma izni verilmesi kabul edilemez. Öğretmen Akademisi öğretmen yetiştirme işlemini DPÖ verilerine dayanarak gerçekleştirmektedir. Şu an Öğretmen Akademisi mezunu 54 ilkokul sınıf ve okulöncesi öğretmeni bekleme listesinde sırada beklemekte, 56 öğrenci yıllara göre mezuniyet sırası beklemektedir. Öğretmen Akademisi ihtiyaç fazlası oluşmasın diye 2012-2013 yıllarında okula öğrenci kabul etmemiştir. Sırada bekleyen öğretmenler varken, 2019 yılına kadar olan öğretmen ihtiyacı ortada iken, Eğitim Bakanlığı ihtiyaç olmayan bir alana nasıl burs verecektir. YDÜ üniversitesi şartsız koşulsuz kaç öğrenciyi yatay olarak bu bölüme geçirip, mezun edecektir.

Eğitim Bakanı’nın yaptığı açıklamaya göre, “‘sadece Öğretmen Akademisi’nin yetiştirdiği sadece öğretmenler devlet okullarında görev alabilecek ve sadece özel okullarda istihdam olanağına sahip olacaklardır” şeklindedir.

Ülkenin planlı öğretmen yetiştiren tek kurumu Öğretmen Akademisi’dir. Devlet okulları dışında ilkokul sınıf ve okulöncesi öğretmen ihtiyacı varsa, Öğretmen Akademisi bunu planlayıp, nitelikli koşullarda öğretmen yetiştirebilir. Öğretmen Akademisi geçmiş dönemde bu hakkını peşkeş çekilen DAİ için kullanmıştır.  Bu hakkı özel üniversitelere devretmek Eğitim Bakanı’nın öngörüsü olamaz. Üniversiteler bu hakkı tepe tepe kullanacak ve ilkokul sınıf ve okulöncesi öğretmenleri işsizler ordusuna katılacaktır. Burada bir öğretmenin nerde çalışacağını değil, işsizler ordusuna katılmamasını önemsiyoruz. Bununla birlikte, Öğretmenler Yasası’nın 16. Maddesinin Bakanlar Kurulu’nun yorumuna açık bırakılması ise kabul edilemez. Hatırlatmak isteriz ki, eğitim siyasetçilerin değil, eğitimcilerin işidir.

Sendikamız, ülkenin her alanında yaşanan işsizler ordusuna ilkokul ve okulöncesi öğretmenlerinin de plansız, kontrolsüz, sınırsız bir şekilde katılmasına izin vermeyecektir. Eğitim Bakanı’nın yapmış olduğu açıklamalar iyi niyetli de olsa, fotoğrafın bütününü yansıtmamaktadır. Bizler öğretmen yetiştirme anlayışını politikacıların yapmış olduğu hataların kurbanı edemeyiz. Verilen ön iznin geleceği nokta plansızlıktan doğacak istihdam fazlası, sınırsızlıktan doğacak olan nitelik tartışması, yatay geçişten doğacak olan kriz, işsizlik ve toplumsal var oluşumuzda önemli bir yeri olan Öğretmen Akademisi geleceğinin karartılmasıdır.

Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK tarafından ilgili üniversiteye verilen ön izin daha büyük felaketlere dönüşmeden derhal iptal edilmesini talep ediyoruz. Her türlü demokratik eylem hakkımızı kullanacağımızı kamuoyu ile paylaşırız.

Saygılarımızla.

Burak Maviş
KTÖS Eğitim Sekreteri

 

38 Paylaşımlar