YENİ İŞÇİ SINIFI – ALİ ŞAHİN

Reel sosyalist deneyimlerin çöküşü ve “büyük ölçekli işyeri, düzenli istihdam” biçimlerinin büyük oranda terkedilişi ile birlikte proletaryanın tarih sahnesinden silindiği savı çok uzun yıllardır dillendirilen bir söylem. Peki; yaşadığımız koşullarda gerçeklik bu mu? İşçi sınıfı, bir dönemin tarihi geçmiş bir olgu muydu ve ömrünü tüketerek bize elveda mı dedi?

Kapitalizm, varettiği üretim ilişkileri ile bu savın koca bir yalan olduğunu binlerce insanı yoksulluk ve işsizliğe mahkum ederek acı bir şekilde gösteriyor. Günümüzde, yepyeni bir proleterleşme dalgası yaşanıyor.

Bilhassa üretim süreçlerindeki teknolojik gelişmelerle işçiliğin minimuma indirildiği, buna bağlı olarak da işçi sınıfının yok olduğu görüşü gerçeği yansıtmıyor. Teknolojik gelişmelerin bazı çalışma biçimlerini gereksiz kılıyor. Ancak yaşanan gelişmeler bazılarını yok ederken yeni çalışma biçimlerini de yaratıyor. Öte yandan geçmiş dönemlere ait klasik işçi tipi yok olmuş değil. Taşeronlaştırma gibi uygulamalarla bölünen üretim süreçleri, işçi sınıfını farklı mekanlara dağıtarak bölüyor ve geniş yığınlar halinde görünmesini engelliyor. Ayrıca dünya çapında nüfus hareketliliklerindeki artış sonucu her ülkede göçmen kesimler en kötü koşullardaki işlerde çalışıyor. Ülkelerin yerli emekçi nüfuslarının belirli sektörlere kaydığı ve düz işçilik olarak görülen en ağır işlerde farklı ülkelerden gelen kesimlerin çalıştığı bir ortamda göçmen kesimlerin işçi sınıfının önemli bir bölümünü oluşturması sınıfın görünmezliğinde de pay sahibi. Çünkü yaşadıkları koşullar gereği herhangi bir hak talebinde bulunamayan, yerli nüfus tarafından da toplumsal bir özne olarak pek kabul görmeyen göçmenler, sınıf içindeki önemini dönüştürücü bir güce dönüşemiyor. Ne yerli nüfuslar göçmenleri, ne de göçmenler kendilerini ülkenin kaderiyle ilgili sesini yükseltebilecek bir özne olarak görmüyor. Bu görünmezlik, işçi sınıfı mücadelesini olumsuz etkiliyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde TC eliyle oluşturulan kimlikle girişe dayalı çarpık göçmen ilişkisinde bu durum daha da geçerli. Hatta son yıllarda dünyanın farklı coğrafyalarından gelen emekçilerle birlikte adadaki işçi sınıfı profili dünyanın başka ülkelerine benzer şekilde gittikçe göçmenleşiyor. Ancak tüm görünmezliğine rağmen emekçi kitlelerin, yaşadığı sorunlar her geçen gün büyüyerek hayattaki yerlerini koruyorlar.

Fakat günümüz işçi sınıfının ana gövdesini, neo-liberal politikalarla eski koşullarını yitirerek proleterleşen orta sınıflar oluşturuyor. Yeni bir işçi sınıfı profili yaratan neo liberal politikalar, 20. yy. de işçi sınıfına dahil olmayan ve ağırlığı kafa emeğini satarak geçinen kitlenin sahip olduğu tüm hakları yitirerek yoksullar sınıfına eklemlenmesine neden oldu. Daha önce beyaz yakalı diye tabir edilen katmanlar,  kendilerine ait işyerlerinde çalışan mühendisler, muhasebeciler, avukatlar vb. kesimler, özellikle günümüzde yaygınlaşan iletişim, bilişim firmalarında çalışan büro işçileri, devletin ekonomideki rolü değiştikçe yoksullaşan kamu emekçileri vb. yeni işçi sınıfının gittikçe büyüyen kitlesini oluşturuyor. Çoğunluğu yüksek öğrenim görmüş bu kesimler, geçmiş dönemlerde sahip oldukları eğitim gereği işçi sınıfından çok daha farklı çalışma koşullarına sahiplerdi. Ancak neo-liberal dönemin güvencesiz çalışma ortamında bu kesimler dahi ücret, sosyal haklar, üretim süreçlerinde karar verme pozisyonu gibi sahip oldukları kazanımları büyük oranda yitirmiş durumdalar. Nitelikli emek güçleri sıradanlaşarak vasıfsızlaşıyor. Daha da ötesi, işsizlik eğitim seviyesi yüksek nitelikli emek için bile sıradanlaşmış bir hal aldı. Kıbrıs’ın kuzeyindeki eğitimli genç emekçi kitle bunun bariz örneği. Bu durum, orta sınıf bir yaşamdan gelen bu kitleyi işçi sınıfı ile gitgide yakınlaşıyor.

Piyasanın acımasız koşullarına, değersizleşen nitelikleri ile giren ve sıradan işçiler haline gelen genç emekçiler, yetiştikleri orta sınıf kültürüne uygun bir ortam arıyor fakat bulamıyorlar. Bir anlamıyla,  her geçen gün daha da dahil oldukları işçi sınıfı koşullarını reddetmelerine rağmen bu dönüşümü engelleyemiyorlar. Piyasalaşan ve özelleştirilen eğitim sistemi içerisinde zar zor bir meslek sahibi olan genç mezunlar, mezun olduğu olduğu bölüm ile ilgili iş bulmakta ya zorlanıyor ya da bulsa dahi beklentileri karşılık bulmuyor. Piyasa şartlarında hayatta kalabilmenin koşulu olarak dayatılan güvencesiz ve esnek çalışma biçimlerinin “profesyonellik” şeklinde sunulmaya çalışılması durumu değiştirmiyor. Aradığı koşulları bulamayan genç işçiler, planlanmamış ve yavaş bir süreç içerisinde parçası olmayı reddettikleri işçi sınıfının bilinçli kitlesini oluşturur hale geliyor. İspanya’dan Yunanistan’a uzanan ve Avrupa Birliği’ni sarsan Akdeniz isyanlarının sürükleyici kitlesi proleterleşen bu orta sınıflardan başkası değil. Bu kitle, Türkiye’deki “Gezi” sürecinde de belirleyici bir role sahipti. Düzenli olarak düzensiz işlerde çalışmak zorunda bırakılan, işsizliği normalleşmiş bir olgu olarak sürekli yaşayan bu katmanlar, yeni işçi sınıfının ana gövdesi olarak yeni başkaldırışların da habercisidirler.

Proleterleşen orta sınıfın önemi, 20. yy. deki işçi kitlelerine kıyasla taşıdığı farklı niteliğidir. Yüksek eğitimli bu yeni işçi sınıfı, geçmiş işçi ve sosyalist hareketlerin trajedisi haline gelen ve bugün liberal hegemonyanın bu denli güçlü olmasında büyük payı olan soldaki bürokratik yaklaşımın yıkılmasına yönelik önemli bir potansiyel taşıyor. Maruz kaldığı koşullara isyan eden genç işçiler, doğal olarak daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşam mücadelesinin zeminine adım atmış oluyorlar. Kendi emeklerinin karşılığı olarak aradıkları ister istemez onları bu zemine doğru kanalize ediyor. Yeni işçi sınıfının nitelikleri gereği ortaya koyduğu özgürlükçü ve eşitlikçi talepler, çalışan haklarından kadın-erkek eşitliğine, doğanın talan edilmesine karşı mücadeleden kamusal alanların savunulmasına kadar çok geniş bir zemine sahip. Bu zemin, işçi sınıfı içindeki diğer katmanlar ve çeşitli ezilen kesimlerle temasın imkanlarını da sunuyor. Tüm bunlar, yeni işçi sınıfının halk hareketlerinde oynayabileceği devrimci rolü işaret ediyor.

Liberal aklın bilhassa sol kesimlerde yarattığı akıl tutulmasına rağmen, şu açık bir şekilde ortada ki; işçi sınıfı elveda falan demedi! Tarih sahnesinden silindiği iddia edilen proletarya daha da genişleyerek ve yenilenerek yaşamdaki rolünü sürdürüyor. Elveda demek bir yana, her an sermayenin kapısına dayanacak şekilde öfkesi artıyor.

Ali Şahin

Be the first to comment

Leave a Reply