Bağımsızlık Yolu’ndan Açıklama: “İHA ve SİHA’ların Konuşlandırılmasına Karşıyız”

Bağımsızlık Yolu, Geçitkale Havaalanı’nın UBP-HP hükümetince, TSK’ya ait İHA ve SİHA askeri araçlarına üs olarak kullanılması için, tahsis edilmesine ilişkin bir açıklama yaptı.

Açıklamada, sokak aydınlatması olmadığı için 8 kişinin hayatını kaybetmesinden ve daha da fazlasının yaralanmasından dolayı halkın eylem yaptığı bir düzende; hükümetin egemenlik ve güvenlikten bahsedip savaş naraları atmasının hükümet için yüz kızartıcı olması gerektiği vurgulandı.

AKP’nin Askeri Yığınağını Kabul Etmeyeceğiz!

Ayrıca açıklamada, “Türkiye’deki ekonomik ve insani krizi savaş politikalarıyla ve vatan millet ümmet edebiyatıyla halının altına süpürmeye çalışan ve yoksulluğa karşı isyan eden her sesi şiddetle bastıran AKP hükümetinin, kendi özel çıkarlarına dayanan istikbali için ülkemize daha da fazla askeri yığınak yapmasını elbette kabul etmeyeceğiz!” ifadelerine yer verildi.

Öte yandan, “İHA’ların ve SİHA’ların adamızda konuşlandırılmasına ve Türkiye’nin kendi askeri saldırganlığını bizim üzerimizde bir deney faresiyizmişçesine test etmesine karşıyız… Tıpkı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin şovenist askeri politikalarına karşı olduğumuz gibi… Tıpkı Yunanistan’ın saldırgan dış politikasına karşı olduğumuz gibi… Tıpkı Britanya’nın bu adada bulunan iki askeri üssüne kayıtsız şartsız karşı olduğumuz gibi… Tıpkı ABD’nin başını çektiği NATO’nun adamızı Ortadoğu’ya yönelik saldırganlıkta bir savaş üssü olarak kullanmasına hepten karşı olduğumuz gibi.” dikkat çeken bir diğer ifade oldu.

Açıklama şöyle:

Filler Tepişecek Çimenler Ezilecek


Ekonomik krizin vurduğu her toplumda, egemenlerin ilk başvurduğu çarelerden biridir milliyetçilik ve savaş. Kıbrıs’ın kuzeyinde hayat pahalılığı ve halkın alım gücü her geçen gün düşerken; devletin kaliteli hizmet sağlamakla yükümlü olduğu başta eğitim, sağlık, altyapı ve ulaşım olmak üzere her alan tel tel dökülürken ve bakanlar “kaynak yok” mazaretinin arkasına sığınmaya devam ederken; ülkede her gün ölümlü ya da yaralanmalı iş “kazaları”, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz ile gittikçe artan suç oranları haberleri gelirken; ülkede bir avuç zengin her gün daha da zenginleşip sayıları hızla arta yoksullar ve dar-orta gelirler her geçen gün daha da yoksullaşırken; insanlar sadece en temel ihtiyaçlarını (eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, enerji gibi) sağlamak için bile gelirlerinin büyük bir kısmını harcamak zorunda kalırken; geçmişte yolsuzlukların üzerine gitme bahanesiyle hükümet kurup hükümet bozan hükümetin küçük ortağı, büyük ortağının mevcut keyfi ve partizanca davranışlarını dahi sessizce izlerken; ülkenin başbakanı, göreve geldiğinden beri ülke ülke, şehir şehir, açılış açılış, tören tören, gezip dolaşırken; okul yapımı, yol yapımı, hastane yapımı için para bulamadığını söyleyen hükümet zenginlerin elektrik borçlarını affediyorken elbette bu halk düşmanı hükümet, Türkiye’ye ait insansız ve silahlı hava araçlarının, yani savaş makinelerinin ülkemizde konuşlandırılmasının üzerine atlayacaktı.


Ülkedeki büyük ve can yakan sorunlar bir yana, ülkedeki en sıradan sorunları bile çözmekten aciz bir hükümet, şimdi bize milliyetçilik ve savaş naraları atıyor. Daha geçtiğimiz gün, sokak aydınlatması olmadığı için yıllar içinde 8 kişinin hayatını kaybettiği ve daha da fazlasının yaralandığı bir bölgemizde vatandaşlar, sokak aydınlatması ve lambası için eylem yapmak zorunda kaldılar. Vatandaşlarının sokak lambası için eylem yapmak zorunda kaldığı bir ülkenin hükümeti, bize yüzleri hiç kızarmadan ülke çıkarlarından, egemenlikten, halkın güvenliğinden ve haklarımızın korunmasından bahsediyorlar.


Savaş bir oyun değildir. Silahlar da oyuncak değildir. Daha geçtiğimiz yaz, Girne’de askeri mühimmat deposunun patlaması ve bu patlamanın insanlarda yarattığı korku hepimizin aklında. Yine kısa bir süre önce Taşkent’e düşen füzenin halkta yarattığı travma da ortada. Daha bir sene önce, Omorfo bölgesinde, 13 yaşında küçücük bir evladımızı, Makhir’i, askeri tatbikat zamanından kalma bir bomba aramızdan aldı. Bunlar sadece son bir senede olanlar. Bu yaşananların sebep olduğu acı, korku ve endişe bir yana, bu yaşananlara dair hiç kimsenin hesap vermemesi, hesap vermek bir yana bu yaşananlara ilişkin doğru düzgün bir araştırma dahi yürütülmemesi, hepimizin bu küçücük adada ölüme sadece tek bir saniyelik bir ihmalkârlık uzaklığında olduğumuzu gösteriyor. İş ihmalkârlık ile de bitmiyor elbette. Bu ülkede ölümler bile ciddiye alınmıyor. Örneğin Makhir’in ölümünün ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı açıklama “çocuğun atış alanında ne işi vardı, biz önceden uyardıydık” biçimindeydi. Halbuki Makhir “atış alanında” olduğu için değil, Kıbrıs’ın kuzeyinin bazı bölgelerinde “atış alanı” ve “askeri alan” olmayan yer neredeyse kalmadığı için ölmüştü.


İşte şimdi, adadaki tek varlık sebebini “güvenliğimizi sağlamaya” dayandıran Türkiye hükümeti ve askeri, zaten kocaman bir askeri bölgeye, mühimmat deposuna ve cephaneliğe dönmüş, kelimenin tam anlamıyla su üstünde yüzen bir mayın tarlası ve ölüm makinesi haline gelmiş bu küçücük toprak parçasına bu sefer de silahlı ve insansız hava araçlarını yerleştirmeyi emretmiş kktc hükümetine. Türkiye’deki ekonomik ve insani krizi savaş politikalarıyla ve vatan millet ümmet edebiyatıyla halının altına süpürmeye çalışan ve yoksulluğa karşı isyan eden her sesi şiddetle bastıran AKP hükümetinin, kendi özel çıkarlarına dayanan istikbali için ülkemize daha da fazla askeri yığınak yapmasını elbette kabul etmeyeceğiz!


Milliyetçiliği kullanarak sıradan insanların aklını bulandırmayı çok seven egemenler, elbette tüm bu yaptıklarının bahanesi olarak “Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Elenler de güneyde askeri tatbikatlar, silahlanmalar yapıyorlar, ne yani oturup izleyelim mi biz” diyeceklerdir. Bağımsızlık Yolu, bundan tam iki ay önce, Kıbrıs’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat esnasında jetlerin Kıbrıs’ın kuzeyinde yer alan Luricina köyü üzerinden alçak geçiş yapmasını protesto etmiş, bunun şoven bir kışkırtma olduğunu dile getirmiş ve Kıbrıslı Elen halkını ve ilerici örgütlerini de bu şoven politikalara karşı tavır koymaya çağırmıştı. Elbette adamızın insan güvenliğini hiçe sayan bir savaş üssüne dönmesinin tek sorumlusu Türkiye hükümeti ve Kıbrıslı Türk egemenler değildir. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, İsrail, Mısır, Britanya ve ABD egemenleri de aynı kışkırtmaları yapmaktadırlar. Bu birbirine düşman görünen odakların ise üzerinde uzlaştıkları tek nokta, Kıbrıs’ta yaşayan halkların, Kıbrıs’ta yaşayan çeşitli kökenden, dinden, inançtan, memleketten insanların canlarını ve güvenliklerini hiç umursamıyor olmalarıdır. O yüzden Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde yaşayan ve Kıbrıs’ı vatan bellemiş herkes, egemenler arasında taraf olmanın kendi işlerine asla gelmeyeceğini, hangi milliyetçiliği seçerlerse seçsinler, hangi tarafın egemenlerinin saldırgan tavrına sahip çıkarlarsa çıksınlar, günün sonunda zarar görenin yine kendileri olacağının bilinciyle hareket etmelidirler.

Biz, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Biz, her gün ölüm korkusuyla yaşamak istemiyoruz. Biz, sevdiklerimizden gelecek bir acı haberi duyma korkusuyla artık yaşamak istemiyoruz. Biz, filler tepişecek diye, ezilmek istemiyoruz. Biz, hangi fil bizi tepsin, hangi fil de düşman olsun diye karar vermek istemiyoruz. Biz çimenlere uzanıp, bu güzel adanın her daim mavi ve güneşli gökyüzüne özgürce ve kaygısızca bakmak istiyoruz.


Tüm bu sebeplerden dolayı, İHA’ların ve SİHA’ların adamızda konuşlandırılmasına ve Türkiye’nin kendi askeri saldırganlığını bizim üzerimizde bir deney faresiyizmişçesine test etmesine karşıyız… Tıpkı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin şovenist askeri politikalarına karşı olduğumuz gibi… Tıpkı Yunanistan’ın saldırgan dış politikasına karşı olduğumuz gibi… Tıpkı Britanya’nın bu adada bulunan iki askeri üssüne kayıtsız şartsız karşı olduğumuz gibi… Tıpkı ABD’nin başını çektiği NATO’nun adamızı Ortadoğu’ya yönelik saldırganlıkta bir savaş üssü olarak kullanmasına hepten karşı olduğumuz gibi.

Bağımsızlık Yolu (a)

Hasan Çağın Tezbaşar

Bağımsızlık Yolu Eğitim Sekreteri