BİR DİKTATÖRÜN MİKRO ANALİZİ-FATİH BAYRAKTAR

Bir diktatörü ne diktatör yapar? Diktatörlüğün Psikolojisi kitabında Fathali Moghaddam çok ayrıntılı biçimde bu konuyu ele alır. Birey, çevre ve sistem bağlamında birçok değişkeni inceler. Diktatörü diktatör yapan, son noktada gen ve çevre etkileşiminin en uygun koşullarda ortaya çıkmasıdır. Yani bireyin mizaç/kişilik yapısının belirli aile/akran/okul vs. yapısıyla etkileşime girmesi ve yaşanılan zamanın/koşulların da bu etkileşimin en uç noktada ortaya çıkmasını sağlamasıdır diktatörlük dediğimiz.

Diktatörlük kendini dikta rejimi üzerinden gerçekleştirir. Yani diktatöre biat edenlerin diktatör adına yapıkları üzerinden. Ama diktatörün kendi eylemleri de diktatörlüğün en açık göstergeleridir. Bu eylemler geniş zaman dilimlerinde yapılanlar da olabilir, (örneğin anayasayı diktatörlüğün uygulanabilmesi adına en uygun şekle getirmek için aylarca uğraşmak) anlık tepkiler de. İşte bu yazının amacı birçok bağımsız kişi ve kuruluş tarafından diktatör olarak adlandırılan TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kktc’nin%60 oyla seçilen yeni Cumhurbaşkanı Akıncı’ya karşı söylediklerinin ve yüz ifadelerinin mikro düzeyde incelenmesidir.*

İlk 30 saniye: Gazeteci Akıncı’nın  kardeşçe ilişki söyleminden bahsediyor ve bunun Türkiye’yle yavru vatan! arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceğini soruyor. Erdoğan’ın yüzü son derece öfkeli. Alt dudağı belirgin biçimde aşağıya sarkıyor. Soru sorulurken gerginlik belirtisi olarak birkaç kez kürsüye yaslandığı sol ve sağ kolunu değiştiriyor.

İkinci 30 saniye: Erdoğan “Siz eğer iki kardeş ülkeyiz derseniz ortaya farklı tablolar çıkar” derken yüzünde alaycı ve küçümseyici bir gülümseme beliriyor. Hemen sonrasında “Ağzından çıkanı kulağının duyması lazım” cümlesini sarfediyor.  Bu cümleyi kurarken başı sol omzuna doğru belirgin bir şekilde eğiliyor. Gözleri duygusuz ve alt dudağı halen sarkık durumda. Yani çocuğu azarlayan yetişkin pozisyonuna geçiyor.

İkinci dakika: Erdoğan Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde ödediği bedellerden bahsetmeye başlıyor. Bunlardan bahsederken yüz ifadesi son derece üstten bakan bir ifade. Başını geriye doğru atarken, gözleri aşağıda birilerine bakarmış gibi. Belirli bir noktada mesele aktarılan paraya geliyor.  Bir meblağdan bahsediyor ve “Fazlası vardır azı yoktur” dedikten sonra “Öyle değil mi Cemil bey?” diyor. Cemil beye bu soruyu sorduktan sonra cevabı tam alamamış olacak ki öne doğru bir hamle yaparak Cemil beyin net cevap vermesini istiyor. Cevabını aldıktan sonra onaylanmanın mağrurluğuyla yaklaşık üç saniye duruyor. Herkesin bu gerçeği hazmetmesini istiyor.

Üçüncü dakika: Kıbrıs’ın kuzeyindeki üniversitelerden öğrenci sayısının kendi iktidarları döneminde 25.000’den 60.000’e yükseldiğini söylüyor. Bunu söylerken gözlerini belirgin biçimde açıyor. Sanki öğrenci sayısı onun emriyle yükselmiş de Kıbrıslı Türkler kardeşçe ilişki kurma iradesi gösterdiği için bu rızka! ihanet etmiş gibi bir tavrı var.

Son 60 saniye: “Uluslararası camiada kuzey Kıbrıs’ın kavgasını veren kim?” diye soruyor. Vücut dili öfke dolu. Kollar yana açık ve savruluyor. Sanki Türkiye’de düzenlenen turnuvalarda  TC bayrağı yanında Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı dalgalanmıyormuş gibi, sanki Türkiye Futbol Federasyonu bu ülkenin futbol federasyonunu resmen es geçerek Kıbrıs’ın kuzeyinde temsilcilik açmak istememiş gibi, sanki TC ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında hiçbir ticari alışveriş yokmuş, sanki TC verdiğinin çok daha fazlasını almıyormuş gibi davranıyor. Yalan söylediğini biliyor ama bunu saklamak için gene 3 saniye susuyor. Hemen sonrasında “Acaba sayın Akıncı bu kavgayı tek başına verebileceğini mi sanıyor?” diye soruyor. Bu noktada diktatörlüğün en açık göstergelerinden narsisizm kendini gösteriyor. Yavru durumunun aynen devam edeceğini, böyle sözler sarfederken dikkatli olunması gerektiğini, sonrasında pişman olunabileceğini, böyle olursa da “Yazık olacağını” ifade ediyor. Aba altından sopa gösteriyor.

Bu 4 dakikalık kısa açıklamanın mikro çözümlemesi bile Erdoğan’ın şahsında ifade bulan Kıbrıs’ın kuzeyiyle ilgili TC resmi politikasını anlamaya yetiyor. Tabii ki öfkenin Erdoğan’a ve onun gibi düşünenlere yönlendirilmesi önemli. Ancak Ankara’yla, Ankaralının ayırt edilmesi ve derdimizin nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar Türkiye halkları değil, resmi söylem olduğunun vurgulanması gerekiyor. Biz de bunu yapıyor ve dün 1 Mayıs alanında yükselttiğimiz “Bağımsız Kıbrıs, Bütün Halklar Kardeştir” söylemini pratiğe bu şekilde aktarıyoruz.

*Hatırlanacağı gibi Erdoğan bir yurtdışı gezisi öncesinde havaalanında gazetecilerin sorularını cevaplarken, sorulardan biri Akıncı’nın Türkiye’nin alışık olmadığı! biçimde ana-yavru ilişkisinden değil de kardeşçe bir ilişkiden bahsetmesi hakkında olunca saygı sınırlarını oldukça aşan bir açıklama yapmış ve hem Tükiye’de hem de Kıbrıs’ın kuzeyinde birçok kişinin tepkisini çekmişti.

Fatih Bayraktar