Ekonomik Protokolünüzü Şimdi mi Alırsınız, Paket mi Yaptıralım?- Celal Özkızan

Sorun Tespiti :

 

Bir süredir Kıbrıs’ın kuzeyinde bir “protokol krizi” yaşanıyor. Aslında bu kriz, su özelleştirilmesi süreciyle başlayan hükümet krizinin bir devamıydı. Daha da önemlisi bu kriz, Kıbrıs’ın kuzeyindeki mevcut rejimin, halk için artık sürdürülemez olduğunun bir göstergesiydi. Peki sorun ne ?

 

1 – Ortada hem politik, hem de ekonomik bir sorun var. Ortada politik bir sorun var çünkü Türkiye’nin bu adada çok ciddi bir askeri varlığı ve bir sömürge valiliği işlevi gören TC Elçiliği ve TC Yardım Heyeti vardır. Bugün TC Yardım Heyeti’nin nasıl yerel idarelerin ve yetkili kurumların üzerinden atlayarak doğrudan ekonomik ve siyasi bir “yaptırım gücü” haline geldiğini, sağcı siyasetçiler ve belediye başkanları bile söylemektedirler.

 

2 – İkincisi, ortada ekonomik bir sorun vardır. Bu sorunun varlığının sebebi, bu ekonomik protokollerin, paketlerin ve uygulamalarının Türkiye tarafından dayatılıyor olması değil, neoliberal uygulamalar olmalarındandır. Bizzat UBP’li, CTP’li siyasetçilerin ve dahi eski TC Büyükelçisi Akça’nın söylediği gibi, Türkiye kktc’nin IMF’sidir. O yüzden Türkiye ile mücadele, neoliberalizm ile mücadeleyi de kapsamazsa, eksik ve yetersiz kalacaktır. Yunanistan halkı, AB egemenleri karşısında aynı sorunlarla yüzleşmiştir; Güney Amerika ve Afrika halkları, Dünya Bankası ve IMF karşısında aynı sorunlarla yüzleşmiştir. Yani bugün yaşadığımız sorun sadece politik bir bağımsızlık sorunu değil, emek-sermaye çelişkisi sorunudur da.

 

3 – Maaş krizi, buzdağının görünen kısmıdır. Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde, halka hiçbir faydası olmayan bir ekonomik yapı kurulmuştur. “Lokomotif sektörler” olarak gösterilen ve “ekonominin gözbebeği” olarak adlandırılan üniversite ve turizm sektörlerine bakalım. Özel üniversiteler, kendi özel toplu taşımacılık sistemlerini ve kendi özel yurtlarını kurmuşlardır. Dahası, okul içindeki çeşitli imkanlarla (yemekhaneler, resturantlar, kafeler) öğrenciler okul içinde tutulmaktadır. Yani “eğlence sektörüne” olan ufak katkıyı saymazsak, özel üniversitelere giden öğrencilerden elde edilen gelir, yine üniversite içinde sirküle olmaktadır. Turizm sektöründe, hem yasalara karşı gelinerek yerli (kktc vatandaşı) istihdam yapılmamakta, hem otellerde ve tesislerde yerli ürünler yerine çoğunlukla ithal ürünler kullanılmakta hem de her gün başka bir örneğini gördüğümüz üzere ciddi bir çevre kirliliği yaratılmaktadır. Aynı zamanda bu tesisler, sahilleri ve deniz hakkını da gaspetmektedirler.

 

4 – 1986’daki Özal protokolünden beri bu ülkenin ekonomisi Türkiye’den dayatılan protokollerle yönetilmiyormuş gibi; sanki yerli işbirlikçiler Türkiye’nin bir dediğini iki etmiyormuş gibi; sanki toplumsal muhalefet ekonomiyle ilgili karar alma mekanizmalarından dışlanmıyormuş gibi bir de dönüp “beceriksizlikle” suçlanıyoruz. Dün bize, hem de biz buna direnmemize rağmen “boşverin üretimi ve tarımı, memur olun” diyenler bugün “memur sayısını azaltın Göç Yasası’nı geçirin” diyorsa; dün bize protokollerde “hiçbir kamu kuruluşuna yatırım ve istihdam yapmayın” diyenler bugün “bu kuruluşlar zaten işlemiyor onları özelleştirelim” diyorsa… Üstüne üstlük, bugün kendi irademize ve kontrolümüze değil de TSK’ya bağlı olan GKK’nın elektrik borcunu ve personel maaşlarını da biz ödüyorsak… Türkiye’nin burda ne işi var ? Bir işgalci düşünün ki, işgalin parasını bile işgal ettiği topraklara ödetsin; bir işgalci düşünün ki, o ülkeye gönderdiği finansal yardımın mislini, o ülkeye ihraç ettiği mallardan koparsın. Türkiye’nin burda ne işi var biliyoruz gerçi ama, şöyle soralım : Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyine ne işe yarar ?

 

Çözüm önerisi :

 

Hükümet krizi ortaya çıktığından beri erken seçimin kokusunu alanlar, somut hiçbir şey söylemeden topluma umut ve “farklı bir siyaset” pazarlıyorlar sözde. Kıbrıs’ın kuzeyinde bu umutla gelenler ve geldikleri anda da o umudu yerle bir edenler çok… O yüzden biz sahte alternatiflere, kahramanca ama içi boş çıkışlara ve toplumla birlikte direnip ortak ve güçlü bir muhalefet oluşturmaya çalışmak yerine “bu sefer de bize güvenin” diyenlere bakmak yerine, somut önlemlerden konuşalım.

 

Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyine karşı yıllardan beri ekonomik ve politik bir savaş yürütüyor. AKP döneminde bu savaş büyüdü. AKP hükümeti ve ona yakın TC sermayesi Kıbrıs’ın kuzeyini (gelecekteki AB üyeliği ihtimali ve coğrafi konumu nedeniyle) hem potansiyel bir pazar hem de bir ticari transit alanı olarak görmekte ve ekonomik protokolleri de bu zihniyetle dizayn etmekte. AKP hükümeti, çeşitli politik ve kültürel manevralarla, Kıbrıs’ın kuzeyinde hem kendi işbirlikçi ağlarını genişletmeye, hem de toplumu kendi anlayışına göre dönüştürmeye çalışıyor. Bir açıdan baktığınızda, bunda tuhaf bir durum yok. AKP ve ilgili TC sermayesi zaten kendi çıkarları çerçevesinden bakıp öyle davranacaklar. Peki biz ne yapacağız ? Bizim stratejimiz, manevralarımız ve dizayn çabalarımız ne olacak bu durumda ? Somut önerilerimiz nelerdir ?

 

Bakın Bağımsızlık Yolu ne diyor ?

 

“Şüphesiz ki Kıbrıslı Türk halkının da Kıbrıs’ın kuzeyinde Ankara’ya karşı etkin politika ve yaptırım uygulaması gerekmektedir.”

 

Peki nedir bu etkin politika ve yaptırım uygulamaları ? Bakalım Baraka Kültür Merkezi ne demiş :

 

“Böyle bir durumda, dengeli ve adil bir gelir azaltmasının birlikte şekillendirilebileceği görüşündeyiz. Ancak bize şantaj yapan tc’nin ve onun mali-dinsel-endüstriyel her türlü kurumu ile ülkemizde muadili bulunan her türlü mal ve hizmetinin, kısıtlamalara, yaptırımlara maruz bırakılması gerektiğini, önceliğin de TC BANKALARINA verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

 

Peki KTÖS ne diyor ?

 

“TC Yardım Heyeti kapatılacak. TC Lefkoşa Büyükelçiliği diplomatik görevlerine geri dönecek. KKTC Anayasası’ndaki Geçici 10. Madde kaldırılacak. GKK, Polis, İtfaiye İçişleri Bakanlığı’na bağlanacak. Kalkınma Bankası ve KKTC Merkez Bankası’na atanan tüm bürokratlar Kıbrıslı Türk olacak. Su’nun özelleştirilmesi tamamen durdurulacak. TC Ordusu (Barış Kuvvetleri) kontrol altında tutuğu bütün askeri kampları ve Maraş’ı boşaltacak. TC ile yapılacak tüm görüşmeler eşit mevkiler düzeyinde yürütülecek.

 

Geçmişe yönelik yapılan protokoller ve anlaşmalar sil baştan yeniden değerlendirmeye alınacak. İncirlik Üssü’ne ABD’nin ödediği kira miktarı metrekare olarak hesaplanacak ve TC’nin 1974’ten bu yana 42 yıldır kontrol altında tuttuğu tüm askeri bölgeler hesaplanarak ve karşılıklı tüm borçlar ve hibeler ortaya dökülerek hesaplanacak, kimin kime borcu olduğu ortaya dökülecek.”

 

***

İşte hepimiz için somut çözüm önerileri…

 

Ne altı boş “bizi seçin bu sefer biz dürüst, şeffaf ve temiziz” gibi popülist olan ve somut önlemlere dayanmayan vaatler, ne de karşımızda dişlerini bilemiş bir AKP varken, çekine çekine ve kısık sesle muhalefet yapıp, sanki bu halkın kendi çıkarını savunması ayıpmış gibi düşündürenler…

 

İşte öneriler ortada, gayet somut, gayet pratik…

 

Peki ya bunu uygulayacak irade ?

 

İşte örgütlememiz gereken güç, tam da böyle bir iradeyi açığa çıkaracak bir güçtür !

 

Celal Özkızan
Bağımsızlık Yolu