Faşizm Kıbrıslı-Türkiyeli Ayrımından Beslenir – Ali Şahin

 

Geçtiğimiz hafta Yeniden Doğuş Partisi(YDP) öncülüğünde Türkiyeli göçmen örgütleri Kıbrıs Gazetesi’ni protesto etti.

Mevzu, gazetede yayınlanan ve Türkiyeli kesimlere yönelik ırkçı bir anlayış olduğu iddiası taşıyan bir karikatürle ilgiliydi.
Bu eylemi düzenleyen ve Erhan Arıklı ve Bertan Zaroğlu öncülüğünde kurulan YDP, toplum içinde zaten Türkiyeli partisi olarak değerlendirilirken, politikalarını tamamıyla Türkiyeli kesimlerin Kıbrıslı Türklerle “eşitlenmesi” üzerine kuruyor.

Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımı tartışması Türkiye’den adaya nüfus taşınmaya başladığı 1975 yılından itibaren yaşanan, ağırlıkla kültürel düzlemde süren fakat dönem dönem kutuplaşma şeklinde politik arenaya da taşınan bir tartışma.

Bu kutuplaşmayı bugünlerde yükselten YDP de kendisini bu tartışmayı 90’lı yılların başında siyasi arenaya taşıyan Yeni Doğuş Partisi’nin devamı olarak niteliyor.

Fakat zaman içinde Türkiye’den adaya taşınan/gelen nüfus sayısı arttıkça süren bu tartışma daha da komplike hale geliyor.

Bu sebeple Kıbrıslı-Türkiyeli tartışması üzerinde ayrıntılı düşünülmesi gereken, ezberci bir algıyla fikir yürütülemeyecek bir konudur.

Peki; YDP’nin yükseltmeye çalıştığı Türkiyeli-Kıbrıslı tartışması ne kadar gerçektir, ne kadarı gerçektir?

Bizce konunun birbiriyle yakın alakalı olan politik ve kültürel olan iki yönü vardır.
Öncelikle konunun gelişim seyrine ve bu seyirden kaynaklı diğer göçmenlik durumlarından farklı tarafları üstüne tartışalım.

Herkesin de farkında olduğu gibi 1975’ten beri devam eden Türkiye’den Kıbrıs’ın kuzeyine yönelik göç hareketleri kendine özgü bir karakter taşır.

TC devleti eliyle kitlesel bir şekilde başlayan ve bugüne kadar kimlikle giriş uygulamasıyla kalabalık rakamlarla devam eden bu nüfus akışı, Ankara’nın Kıbrıs’a yönelik politikalarıyla doğrudan ilgilidir.

Ankara, yarattığı göçmen kitlesi ile birlikte Kıbrıs ile ilgili politikalarına karşı olası muhalefetleri engellemenin niyetindedir.

Bu Ankara’nın amacıdır.

Fiiliyatta bu amaca ters düşen bir durum şu ana kadar oluşmamışsa da göçle gelen kitlelerin hedefi Ankara’dan bağımsız tüm diğer göçmenler gibi daha iyi bir hayattır.

Bu da göç eden kesimlerin amacıdır.

Fakat özellikle Kıbrıs sorununun yasal bir zemine kavuşamaması ve bundan ötürü Türkiye’den göç etmiş kesimlerin Kıbrıs’taki gelecekleriyle ilgili yaşadıkları belirsizlik, bu kesimlerin ağırlıkla Ankara siyasetine yakın durmalarını beraberinde getirmiştir.

Bu durum, Kıbrıslı Türklerin Ankara ile yaşadıkları politik gerilemlerin ister istemez Türkiyeli kesimlerle de bir gerilim yaratmasına sebep olmaktadır.

Yaşanan gerilim; adadaki varlığını Ankara ile birleştiren bir anlayışla, kendi ülkesindeki söz hakkını savunmak için Ankara ile çatışmak zorunda olan bir anlayışın kaçınılmaz ilişkisidir.

Bu, işin politik yanıdır ve bu ilişkinin kaçınılmazlığı tarafların politik duruşlarına göre değişme imkanına sahiptir.

Peki; mevcut politik ortamın Ankara’ya yanaştırdığı Türkiye göçmeni kesimler bu ilişkiden ne oranda karlı çıkmaktadırlar ve bu ilişkinin değişmesi mümkün mü?

Bunu tartışabilmek için Türkiye’den gelmiş kesimlerin hayatlarına bakmamız gerekir.
Belli başlı çok küçük gruplar dışında Türkiye göçmeni kesimler nasıl koşullarda yaşamaktadır?

Bugün, 70 ve 80’li yıllarda gelen kesimlerin daha iyi koşullarda olduğu söylenebilirse de adanın kuzeyindeki en ağır işleri genel olarak bu göçmen kesimlerin yaptığı bir gerçektir.
Çalışma yaşamının biraz gözlemlenmesi bile bunu görmeye yeter. (Hatta bu durum sermayenin daha ucuz iş gücü bulmasıyla Afrika ve Asyalılara kayan bir şekilde değişmeye başlamıştır.)

Bir oy deposu olarak görülen ve sağ partilerin “anavatancı” nutuklarına kitle sağlayan kesimler, bu sağ partilerin “lütuflarıyla” yaşamaktadır.

Dolayısıyla Türkiye’den sürekli bir akışı olan nüfusun gelişi diğer göç hareketlerinden farklı yani bir devlet eliyle yaşanırken adada yaşadıkları koşullar belirli farklılıklara rağmen ağırlıkla diğer ülkelerdeki göçmenler gibi aynı zorluktadır.

Bu sebeple göçmen kesimlerin politik konumlanışları bu yaşam koşullarıyla ilgili bir siyasal çalışmaya bağlıdır.
Bu siyasal çalışma olmadığı sürece Türkiye’den gelmiş kesimler göç karekterleri gereği Ankara’nın yanında durmaya devam edecektir.

Kıbrıs sorununun hukuksal tarafı bu anlamda büyük bir handikaptır fakat hukuğun şekillenmesi de politikayla alakalıdır.
Konunun kültürel tarafına gelince; ortada kültürel farklar olduğu bariz ve bu farklılıkların bir gerilim yarattığını da kimse inkar edemez.

Kıbrıs’ın kuzeyine gelen nüfusun kalabalığı bu farklılıkları daha da sorunlu hale getiriyor.
Örneğin Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen ilk kuşak göçmen dalgası Kıbrıslı Türk kültürüne adapte olurken göç dalgasının sürekliliği bu karşılıklı adaptasyonu zorlaştırıyor.

Bu durum, adaya gelişlerin böyle serbestçe yaşanması hem maddi hem de manevi anlamda yanlışlığını ve Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilemezliğinin göstergesi.
Fakat vatandaş yada değil, adada uzun süredir kalan ve geleceğini Kıbrıs’ta gören kesimlerin sırf köken olarak Türkiye’den geldiler diye dışlanması ise sağlıklı siyaset değildir.
Kültürel farklılıkların kaynaşması bir zaman ve ilişki meselesidir.

İlk kuşak göçmenlerin ve onların burada doğmuş çocuklarının Kıbrıslı Türklerlerle kurduğu karşılıklı ilişki ne demek istediğimiz açıklar. Ayrıca, ilk kuşak göçmenlerin de kimlikle girişlerden ve kontrolsüz bir nüfus akışından rahatsız olmaları boşuna değildir.

Öte yandan kültürel farklılıkların yarattığı sorunlar politik konumlanışlardan bağımsız değil.

Bu konumlanışların nasıl değişebileceğinden de yukarıda bahsettik.

Bizim için kimlikle serbest girişlere ve Ankara’nın Kıbrıslı Türklerin demografik yapısına müdahalesine karşı çıkmakla adada yıllardır yaşayan ve beğenilir yada beğenilmez Kıbrıslı Türk halkının bir parçası olan kesimlerin varlığına karşı çıkmak bambaşka şeylerdir.

Böyle bir siyasi hat yaratılamadığı sürece Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımı her zaman Kıbrıslı Türklerin aleyhine olacaktır.

Yıllardır Ankara’nın UBP, DP gibi işbirlikçi partileri aracılığıyla beslendiği kaynak bu değil de nedir?

Şimdi faşist bir parti olarak YDP’nin yapmaya çalıştığı bu misyona sahip çıkmak, etnik ve kültürel farklılıkları partisel bir düzleme taşımaktır.

Göçmen kesimlerin gündelik sorunlarıyla ilgili hiçbir çabası olmayan faşistler etnik kökene vurgu yaparak siyasi güç kazanmanın derdindedir.
Yani, yıllardır UBP ve DP’nin Kıbrıslı Türk liderliklerce yaptığını Türkiyeli liderliklerce yapmaya çalışmak.

Üç buçuk ay önce yayınlanmış bir karikatür neden gündem yapılmak istenmiştir sizce?
Bu tekere çomak sokabilecek politika Türkiye-Kıbrıslı ayrımını derinleştirmek değil, ortak kaygılarımızla birarada yaşama imkanlarını su yüzüne çıkarmaktır.

Farklılıkları inkar etmeyen ama karşılıklı etkileşimi savunan bir çaba.

Kıbrıslı Türklerin varlığını sürdürmesinin yolu da, insani olarak doğru olan da budur.

Aksi halde ne kimlikle girişler, ne de Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımından beslenen faşistlerin yükselişi durdurulabilecektir.

Ali Şahin

Bağımsızlık Yolu Örgütlenme Sekreteri