GERÇEKLERDEN HAYALLERE – BESİM BAYSAL

Hayallerimiz, kapkaranlık bir odanın içirisine sızan ince bir ışıktır
Issız bucaksız bir çölde küçücük bir yeşillik,
Gökyüzünde, masmavi pırıl pırıl gökyüzünde; beyaz, bir parça buluttur.
Hayallerimizin üzerinde uçuşan daha büyük bir kuş, daha renkli bir gökkuşağı, daha taze bir filiz yoktur.
Geleceğimizi düşünürken, planlarken hayatımızı, yani açıkçası gelecek hayalleri kurarken yapabileceklerimizi ayrı bir yere, ulaşılması muhtemel olanları ayrı bir yere koyarız.
Yaşadığımız ülkenin, varolduğumuz toplumun gerçekleri hayallerimizi de etkilemekte ve şekillendirmektedir. Bir taraftan geleneklerimiz ve ritüellerimiz diğer taraftan ekonomik ilişkilerimiz; sosyal yaşantılarımızın içinden fırlayarak özgür hayaller kurmamızın önünde durmaktadır. Toplumsal yapımızın ve sınıfsal karakterimizin küçük burjuva ve entellektüel birikimden uzak muhafazakar yapısının oluşturduğu kabuk hem birey olma yolunda hem de hayallerimizin önünde kalın bir duvar örmektedir.
Çocukluğumuzdan itibaren kuracağımız hayaller bir bir öğretiliyor hepimize. Yeni ayakkabılarımızı “hayal” ederken çengelli bir logo taşıyan sömürünün sembolü bir marka var… Bir akıllı telefon sahibi olmayı “hayal” ediyoruz, markası? Zaten sistemin dayattığı iki seçenek var.
Büyüyünce olacağımız şeyin hayalini bizden önce ebeveynlerimiz kuruyor, çoğu zaman önümüzde başka bir mesleğin hayalini kurma şansımız dahi olmuyor. İyi bir eğitim alabilmek için hayatımızın en güzel yıllarını; çocukluğumuzu ve ilk gençliğimizi hayal dahi kuracak vakitten yoksun geçirmek zorunda kalıyoruz.
İstatistiklere göre yükseköğretimde Filistinlilerden sonra Kıbrıslı Türkler ikinci sırada bulunuyor. Bu iki halkın ortak özelliği varlıklarını sürdürdükleri topraklarda iradelerinin bulunmaması ve gelecek sıkıntılarının giderilememesidir. Böylece hayallerimiz de kökünden etkilenmektedir.
Artık hayallerimiz kendi ülkemizde değil ama dünyanın herhangi bir yerinde iş bulabileceğimiz bir akademik kariyer olarak karşımıza çıkıyor. Geliri çok ama çalışma saatleri az bir iş hayalimiz var. Memurlaştırılmış ve üretimden koparılmış, asalak bir toplumun bireyleri olarak şekilendiğimizden iş hayalimizin daha farklı olması beklenmemeli belki de.
Tuzla’da, Yenikent’te ya da Zeytinlik’te bir villa hayalini lüks bir araba hayaliyle birleştirerek hayata geçirmenin yolu bütün hayatımızı bir bankaya ipotek vermektir ve küçük burjuva bir toplumda önüne geçilemeyecek yaygın bir pratiktir bu. Bütün bu kapitalist dünyanın çekirdekten öğrettiği “hayallerin” peşinden, feodal dönemin kalıntıları da gelmeye devam etmektedir.
Biz özgürce kendi hayallerimizin peşinden dahi gidemiyorken onlar hiç durmadan saldırmaya ve yayılmaya devam ediyorlar. Beyaz gelinlik ile davetiyeli ve gösterişili bir düğünün hayalinin egemenliği yeni ve özgür bir toplum talebinin önünde dimdik durmaktadır. Kadınlar sadece biyolojik kimliklerinden dolayı sosyal birtakım baskılamaları yaşayarak, nasıl bir aileye sahip olmaları gerektiğini genlerine kodlanmış gibi tüm hayatları boyunca bir arayış içindedirler. Erkekler ise ayni baskılamanın başka bir boyutuyla kendi rollerini benimsemiş müstakbel eşi ve kayınvalidesi ile damatlık ve gelinik seçme durumunu içselleştirmekten öte bir karaktere bürünmüştür. Artık anne ve babalarının karar vereceği yerde ve zamanda evlenerek anne babalarının karar vereceği şekilde çocuklarını büyüteceklerdir. Feodal kalıntılar kapitalist bir toplumda eğitimden medyaya kadar öğrenmenin bir parçası şeklinde kendini varetmektedir.
Siyasi yapılanmanın ülkemizi her açıdan işgal eden kurumlarla işbirliği içinde varlığını devam ettirmesi de günlük hayatımızda karanlık çıkmazlara neden olmaktadır. Kıbrıs sorununun yıllardır daha da kök salması, yoksulluğun ve yoksunluğun yaygınlaşması, eleştirel ve muhalif solun ihaneti, bunların yarattığı umutsuzluğun egemenliği, dağınıklık ve örgütsüzlükle iyice derinleşmektedir. Umutsuzluk hayalsizliği, hayalsizlik ise durağanlığı ve statükoyu beslemektedir. Günlük hayatımız bu çelişkilerle iyice kıstırılmıştır.
Hayallerimiz gün geçtikçe sistem tarafından daha da kafese kapatılmakta kafesler beynimizin en ücra köşelerine kadar yerleşebilmektedir. Karanlık bir kanıksama ve içselleştirmenin nasıl bir kırılma ile ortadan kaldırılabileceğini hayal bile edemeyerek günlük hayatımıza devam etmekteyiz. Oysa hiç kimsenin beklemediği bir anda bir avuç gencin hayalleri önümüze yeni bir yol ve yeni umutlar çıkaracaktır. Hayallerimiz sistemin dayatmalarına muhtaç değildir. Sınırsızdır ve ulaşılmazdır. İçinde hız tespit kameraları ve mobeseler olmayan saf insani duyguların ve zekanın ürünü hayallerimiz kontrol edilemezler. Her şeyi yeniden yazacak ve oynayacak, feodal kalıntıları ve kapitalist dayatmaları günlük hayatımızdan atacak bir hayali, fikirsel düzeyden pratik hayata geçirecek genç bir irade günlük hayatımızda varolmaktadır. Hiç beklemediğimiz bir anda ortaya çıkacak toplumsal öfke ve değişim eskiye ait ne varsa tarihin derinliklerine yollayacaktır.

Besim Baysal

Be the first to comment

Leave a Reply