GÖRÜŞMEK ÜZERE… – E. SABİH BENZETSEL

“Gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir formülü yok. Bir şeyi değiştirmek içinse önce ne olduğunu görmek gerekiyor. Latin Amerika’daki sorun bu. Onu göremiyoruz, kendimize körüz, çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız.” Eduardo Galeano, Latin Amerika’nın Kesik Damarları.

 

Birkaç deniz, bir okyanus, sayısız dağ ve vadi mesafesinde bir yerde yaşadıklarımızın bazen benzeyen bazen de biçimsel özellikleri farklılaşırken tarihsel, politik ve ekonomik kaynağı benzeşen onlarca ülke, milyonlarca insan var. Bir çok aktivist, devrimci, sosyalist – ya da adına her ne derseniz- söylemlerini, savlarını enternasyonel bağlamda görmek, test etmek “orada nasıl oluyormuş” u sorabilmek ve cevaplayabilmek adına onlarca farklı kaynağa başvurabiliyor. Bugünün gündemini okurken aklımıza düşenler belki onlarca yıl önce benzer bir süreç yaşamış olan Buenos Aires’li bir işçinin sloganlarını belirlemişken bundan 10 yıl sonra bir Sicilya köylüsünün kafasını kurcalamaya başlayacak.

Henüz bizim hayatımıza girmemişken yeni sömürgeciliğin en eski versiyonlarıyla  yüz yüze gelen halkların hikayesini anlamak  oldukça zor olabilecek iken bunu anlatabilmek dahası anlatmakla kalmayıp bu bağlamda devrimci ve kolektif bir hafıza yaratabilmek nereden baksanız dahice olurdu. Dahası başka bir coğrafya üzerinden kendimizi anlamak şöyle dursun, kendi coğrafyamızda olup bitenlerin bir benzerinin başka coğrafyalarda arkasında bıraktığı yıkıntıyı görememiş ya da güzel birkaç insan bize göstermemiş olsa şimdi savunduklarımızdan çok daha sığ bir noktada olmamız kaçınılmazdı.

Baraka Kültür Merkezi’nin yıllardır her Çarşamba gerçekleşen okuma grubu etkinliklerinden birinde Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı rehber diye adlandırılabilecek eserini okumaktaydık. Latin Amerika ülkelerinde ulusal fabrikaların peşkeş çekildiğine dair okumakta olduğumuz bir pasajı Kıbrıs’ta Sanayi Holding’in kapatılmasına yorarken ağzımızdan dökülen kelimelerin nasıl da keşfetmişlik heyecanıyla tonlandığını hala duyar gibiyim. Hatta içimizden biri “ABD, sömürgecilik stratejilerini önce arka bahçesi olan Latin Amerika’da deniyor. Yıllar önce yazılmış bir kitap bizlerin şimdi şimdi yaşamaya başladıklarını önümüze koyuyor.” demişti. Evet bir anlamda Galeno ve onun gibiler bize ya da tüm dünya halklarına bu dünyada yalnız olmadığımızı, neo-liberalizm denilen illetin, sömürünün, savaşın, haksızlığın dünya ölçüsünde olduğunu anlatmanın bir yolunu bulan dâhilerdir. İşte Latin Amerika’nın dünyanın çeşitli ülkelerinde mevcut koşulları anlayabilmek adına arz etmiş olduğu bu önem, Galeano’nun kendi coğrafyasında şekillenen ancak enternasyonel değeri yadsınamayacak olan öğütlemeleriyle birleşince bilimsel bir devrimci kaynak haline gelmiştir.

Yukarıda yazılanların tümü o büyük yazarı anma cüretini gösterebilmemiz için yazıldı öyle ki bizim lafzımız ayakları üzerinde zar zor duran bebek yaşta denilebilecek bir çocuk olsaydı Galeano’nun kelimeleri, tarihi ve bugünü okuyuşu, öngörüleri ve edebi ustalığı, o bebeğin başını okşayan müşvik bir yol göstericiden daha azı olmazdı.

 

Hayatınızda aslında yapmak isteyip istemediğinize dair pek de düşünmediğiniz –ya da düşünmeyi gereksiz gördüğünüz- ölçüde uzak ihtimaller vardır. Uzaya çıkmak, uçak kullanmak, ya da Karayiplerde eski bir şişe Rom bulmak için gemi batıklarına dalmak gibi… Ve hayatın içinde olmasına karşın sizin hayat ajandanızda pek de yer edemeyen bu gibi olağandışı haller de es kaza bir film sahnesinden, bir şarkı sözünden, bir şiirden yahut Baumgartner gibi meydan okuyucuların eylediklerinden aklınıza düştüğünde sanki sırası gelince olabilecekmiş gibi bir his bırakır ya da en azından ben bu gibi kareler aklımdan geçerken öyle hissederim. Velhasıl benim kafamın bir köşesinde de bu gibi birşey yer etmişti, Galeano meşrebinde bir ustayı görmek… Gözümle değil evet, “çok iyi anlamışlığımla” hiç değil belki, ama galiba gördüm.

Eduardo Galeano öldü. Dün (13 Nisan 2015) 74 yaşında soluk almayı sonlandırarak çok iyi okuduğu dahası çok iyi anlattığı bu dünyayı terk etti. Bundan sonraki ikametgahı Montevideo’da bir gömütlük olacak. Tıpkı Marx’ın Highgate’te yatıyor oluşu gibi uzunca bir süre -hatta belki hiç- uzak ülkenin insanları cismen nerede olduğunu bilmeyecek. Bilmek de çok önemli değil zira. Önemli olan neden her gün binlercesi ölürken Galeano’dan bahsedildiği. Bu soru ne kadar doğrudur bilmem lakin bir cevabı var ise ancak yine O’na başvurarak cevaplayabilirim; dün bu sitede yayımlanan ölüm haberinin içinde de yer alan Galeano’nun “Verdiğim Rahatsızlıktan Ötürü Özür Dilerim” adlı makalesi şöyle bitiyordu : Tarihin gelişim aşamaları bazen kötü biter; ama o, Tarih, bitmez. Elveda derken daha sonra görüşmek üzere, der.” Galeano dün bize ve kendisini takip eden dünyanın dört bir yanındaki devrimcilere “görüşmek üzere” demiştir. Ve ölüleri zikrettiği bir cümleyi arkada bıraktığı mirasa dayanarak eklemiştir, eklememişse bile eklemeliydi.

Topraklarımızda dişe dokunur bir şey söylemeksizin gevezelik eden pek çok canlının yanı sıra sessizce konuşan pek çok ölü bulunmaktadır.-Eduardo Galeano

Karşılaştığımız, karşılaşacağımız onlarca açmazda görüşmek üzere, elveda…

Eyyüp Sabih Benzetsel

Be the first to comment

Leave a Reply