Halklar için Barış ! – Şenel Kim

Nasıl bir barış kurguluyorsunuz diye sorulduğunda hep aynı yanıtlar geliyor: İki toplumlu, iki bölgeli federal bir devlet. Hep bir soyutluk yatıyor altında “barış” kelimesinin, bu yüzden beklentimizin bile ne olduğunu bilmiyoruz çoğu zaman. Elle tutulur, gözle görülür somut şeylerden hiç konuşmuyoruz, bunları düşünmüyoruz bile. Çok az zaman bugünkü hayatımızda ne değiştirmemiz veya neyi geliştirmemiz gerektiğini konuşuyoruz.

Ama her zaman varsayımlar üzerine, liderlerin de tartışmamıza sunduğu kadarını konuşuyoruz, mesela garantörlük ve mülkiyet sorunları. Bu konular elbette önemli konulardır fakat bu kritik konuları müzakerelerin şeffaflığı olmadan halk arasında spekülasyonlara dayalı konuşup siyasetimizin merkezine koyarsak hem kendi içimizde kutuplaşma yaratırız hem de aramızın zaten açık olduğu Kıbrıslı Elenlerle aramızı daha da açarız. Tam da bu yüzden “güven artırıcı önlemler” önemlidir. Ne yazık ki liderlerin kritik konuları konuşmasından ve hemen ardına masayı terk etmelerinden bu önlemlere sıra gelmiyor. Halkın en çok ihtiyacı olan sorunların giderilmesi ikinci plana atılıyor.

Peki, her görüşme sürecinde “Bu sefer geldi!” dedikleri barışa toplumların hazır olması gerekmez mi? Arada sırada ara bölgede düzenlenen liderlere destek eylemleriyle bunu gerçekleştiremeyiz. Tabii ki bu eylemler değersiz değildirler fakat yeterli de değildirler. Bizim tüm halka ulaşacak kalıcı adımların atılmasına ihtiyacımız var. En önce de barışın öznesinin biz olduğumuzu içselleştirmemiz gerekiyor. Barışı liderler değil ancak biz, asıl özne, halklar getirebilir. Bunun için de mücadelemizi sokağa taşımamız, liderlere destek değil baskı yapmamız lazım.

İşe Lefke’de Aplıç kapısını, Mağusa’da Derinya kapısını açtırmak için talepte bulunarak başlayabiliriz. En yakın sınır kapısının iki saatlik mesafede olduğu bu bölgelerdeki insanlar 1974’ten sonra hiç güneye geçmeden, güneydeki insanları görmeden nasıl bir arada yaşamaya ikna olabilir ki? Toplumların büyük çoğunluğu birbirleriyle daha hiç iletişim kuramamışken nasıl olur da güvenir birlikte yaşamaya?

Ya da CMC sorunu… CMC sorunu sadece Lefke bölgesinin değil, sadece kuzeyin de değil, tüm adanın sorunudur. Tüm adanın ekolojik yapısını etkileyen, sağlığını tehdit eden bir konudur. Bu yüzden halkların birlikte çalışıp çözüm araması gerekiyor. Hepimizin olan bu ada için birlikte mücadele etmek, aramızdaki dayanışmayı ve güveni artıracaktır.

Ya da kapalı Maraş… Yıllardır çürümeye terk edilmiş, adanın döneminde en önemli turizm merkezi ve ekonomik kaynağı olan bu bölgenin TSK tarafından tutulması kabul edilir değildir. Halkların, Kıbrıs kültürünün ve değerlerinin bulunduğu bu bölgenin yönetiminin tekrar ada insanına devredilmesi için birlikte mücadele etmelidir.

Birçoğunun içinde belki de en önemlisi, ülkü ocakları ve ELAM gibi faşist yapıların adadaki varlığı… Biz barışı kurmaya çalışıyorken adamızda bu faşist yapıların bulunması utanç vericidir. Günden güne tırmanan tehditler ve salınan korkular güvensizliği artırıyor. Insanlar gerçekten barış istediklerinden, gerçekten birlikte yaşayabileceklerinden şüphe etmeye başlıyor. Bu faşist örgütlerin derhal kapatılıp örgütlü yapılarının dağıtılması gerekmektedir.

14 yıl önce nasıl ki baskılarla, sokaklara dökülmeyle sınır kapıları karşılıklı geçişlere açıldı, yine mücadeleyle bu talepleri yerine getirtebiliriz.

***

Yine ne liderlerin ne de bizlerin konuştuğu ama aslında mülkiyetten, garantörlükten bizi daha çok ilgilendiren konular var; işçi hakları, kadın hakları, LGBTI+ hakları gibi. Hayatımızın en kritik noktasıdır işimiz, aldığımız maaş. Beni en çok düşündüren birleşik Kıbrıs’ta acaba asgari ücret yeterli olacak mı, özelde de sendikal haklarım olacak mı, bir kadın olarak haklarım ne durumda olacak? Ya bu haklar yine şimdi olduğu gibi çoğu zaman hiçe sayılıyorsa, hatta hiç kazanılmayanlar yine gereksiz görülüyorsa yeni devlette? Ve ben bu barışa “evet” dediysem?

Bir işçi barıştan, çözümden sonra da patronundan korkuyorsa, özelde örgütlenme hakkı yoksa, sigortası düzenli ödenmiyorsa, mesai saatleri dışında ücretsiz çalıştırılıyorsa ne anladı bu işçi barıştan? Ya da bir kadın hala daha ev içinde psikolojik ve fiziksel baskı görüyor ama sığınacak bir sığınma evi bile yoksa, cinayetlere kurban gitmeye devam ediyorsa, iş yaşamında ikincil duruma atılıyorsa ne anladı bu kadın barıştan? Ya da bu insanlar için barış ne ifade eder? Daha da örnek verilebilir: Doğanın tahribi sorunu, hayvan hakları gibi içimizdeki meseleler.

Bu sorunların hepsi şu anda da hayatımızın içindedir ve çözümden sonra da içinde olacaktır. Bu yüzden bizim barıştan beklentimiz bu sorunların giderilmesi olmalıdır. Bizler için barış bu demektir, işte bu kadar somuttur barış. Barış toplumların birbirine güvenmesidir, işçi haklarıdır, kadın haklarıdır, LGBTI+ haklarıdır, doğanın korunmasıdır, hayvan haklarıdır, kısacası barış biziz. Gelin devletlerin değil, sermayenin değil bizim, halkların sorunlarını konuşalım!

Şenel Kim
Bağımsızlık Yolu Üyesi