Kazın Altındaki Ortak Toprak ve Beleşe Deniz… – Cansu Nazlı

Beleşe deniz eylemlerini takip edenler bilecektir. Beleşe deniz aktivistlerince

açılan bir dava Anayasa Mahkemesi’ne 38. maddedeki mülkiyet kavramının

yorumlanması için havale olmuştu. Beleşe deniz aktivistleri girişte ücret

ödemeden tesisin hizmetlerinden yararlanmayacaklarını bildirerek plaja

girmeye çalışmışlar ve tesis görevlilerince ‘damsız’ girilemeyeceği gerekçesiyle

girmelerine müsaade edilmemişti.

Beleşe deniz aktivistleri kıyıların korunmasıyla ilgili Anayasa’nın 38. maddesi

gereği denize girerken ücret talep edilemeyeceği ve bu sebeple denize

girebileceklerini söylüyor. Damsız girilemeyeceğine ilişkin şartın ise cinsiyet

üzerinden bir ayrımcılık içerdiği ve bunun da Anayasa’nın kimseye cinsiyeti

üzerinden ayrımcılık yapılamayacağı yönündeki hükmüne aykırı olduğu

savunuluyor. Buna karşılık tesis sahiplerinin iddiası ise kendilerine kiralanan

malın üzerindeki sınırlı ayni hakkın bahsi geçen maddedeki mülkiyet hakkı

kapsamına girdiği yönünde. Anayasa Mahkemesi’ne havale edilen mülkiyet

kavramının yorumlanması hem teknik bir konu olduğundan hem de karara

bırakıldığından bu boyutuyla tartışılmayacak, konu daha genel ve felsefi boyutu

ile ele alınacaktır.

Anayasa ve Plajların Kullanımı ve Denetimi Yasası ne diyor?

Anayasa’nın 38. Maddesine*  bakıldığında beleşe deniz  aktivistlerince

dillendirildiği  gibi plajların halkın olduğu açıkça anlaşılıyor. İlgili maddede

yalnızca kamu yararına tesisler kurulabileceği ve bunların durumunun yasa ile

düzenleneceği öngörülmekte. Plajların Kullanımı ve Denetimi Yasası’nın 5.

maddesi de  mülkiyeti devlete ait olan plajlar, gerçek veya tüzel kişilerin

işletmesine verilmiş ve/veya tahsis edilmiş veya kiralanmış olmaları halinde

yurttaşların plaja girmesinin kimse tarafından engellenemeyeceği ve plajlara

girişte herhangi bir ad ya da koşulla ücret alınamayacağı yönündedir. Bu kuralı

ihlal eden işletmecinin suç işlemiş sayılacağı ve bunun da para cezası ve/veya

hapis cezası ile cezalandırılabileceği ve işletmenin mahkeme kararıyla

kapattırılabileceği düzenlenmektedir. Özetle beleşe denize girmek anayasal ve

yasal bir haktır ve bu hakkı kullanılmasına engel olmak da suçtur.

Damsız girme yasağı gerekli mi?

Damsız denize girme yasağına dönecek olursak bu yasak, erkeklerin yanlarında

kadın olmadan plaja alınmama uygulamasına neden olmaktadır. Burada bir

erkeğin yalnız denize gitmeye veya yalnız olarak çocuğunu denize götürmeye ya

da bir erkek arkadaşı veya sevgilisiyle birlikte denize gitmeye hakkı yokmuş gibi

davranılarak cinsiyet ve cinsel yönelim üzerinden ayrımcılık yapılmaktadır.

Ancak bu ayrımcılık içeren tesis kuralının bazı kesimlerce desteklendiğini de

gözlemlemekteyiz. Kadınların plajlarda taciz edilmesi riskine karşı böyle bir

uygulamanın yerinde olduğu yönünde yaygın bir yanılış vardır. Birkaç açıdan

sakıncalı olan bu fikrin bir sakıncası da sadece maddi durumu özel işletmelerin

bulunduğu yerlerde parayla denize girmeye elverişli kadınların güvenliğinin

sağlanmasını savunmaktır. Yani maddi durumu iyi olmayan bir kadının güvenli

bir plajda denize girmeye hakkı yok gibi davranılmaktadır. Kadınların plajlarda

taciz edilmemesi için gerçekten önlemler alınması gerekmekteyse de plajlar

kamuya ait olduğundan buraların güvenliğinin sağlanması da yine kamu

otoritelerince yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür. Yoksa insanların

cinsiyetine, maddi durumuna ve tipine özel işletme görevlilerince kapıdan

bakılarak ‘tacizci potansiyele  sahip’miş gibi plaja giriş hakkına engel olmak

faşizanca bir yöntemdir ve hiçbir işletmenin ücretsiz denize girmek isteyen

halka böyle bir uygulamayla engel olma yetkisi yoktur.

Kazın altındaki ortak toprak…

Kamu kurumlarının özelleştirilmesi her gündeme geldiğinde ve sahillere

erişimimiz boylu boyunca özel işletme ve askeri birliklerce her engelle

karşılaştığında İngilizlerin şu halk şiirinin dizeleri kulağıma gelir:

“Kanun tıkıyor hapse erkeği veya kadını

Çaldığında ortak toprağın üzerindeki tek bir kazı

Ama kazın altından çalanlar ortak toprağı

Büyük hain onlar ama; serbest elleri kolları”

Şiir birçok şey ifade etse de bir siyaset bilimi profesörü  olan Bertell  Ollman  şiir

üzerine şöyle bir çıkarımda bulunur:

Ortak toprağın üzerindeki kazlardan birini çalan insanı görmek kolay bir

meseledir, tek yapmanız gereken orada olmak ve gözlerinizi açık tutmaktır.

Oysa kazın altından ortak toprak çalındığında bunu fark etmek o kadar kolay

değildir. Zira burada hırsızlık aşama aşama gerçekleştirilir. Hırsızlık yapan

genellikle bir başkasının emriyle hareket ediyordur ve güç kullanımı, yasalar ve

ideoloji devreye giriyordur.

İşte beleşe deniz eylemcileri, yaşadığımız bu ada yarısında sahil şeridinin

tümünün aşama aşama özel işletmelere devredildiğinin, özel işletmelerin

buraları kamu yararına diye devralıp kamuya yani denize girmek isteyen halka

ya engel olduğu ya da haraca bağladığının, buna karşı anayasal hakkını

savunanları ise ‘beleşçi’, ‘potansiyel tacizci’, turistik işletmelere pervasızca**

giren  kişiler olarak yaftaladıklarının farkındalar. Ve beleşe deniz eylemcileri

mücadeleleriyle ortak topraklarımız olan plajları hiçbir  özel şahıs ya da

işletmeye kaptırmayacaklar… Çünkü beleşe denize girmek haktır ve PLAJLAR

HALKINDIR!

*Anayasa Madde 38: Kıyıların Korunması

(1) Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve yalnız kamu yararına kullanılabilir.

(2) Belediye sınırları dışındaki kıyıların yüz metrelik şeridi içinde kalan bölgede yalnız Devlete

ait, çok gerekli ve kamu yararına olan tesisler kurulabilir. Ancak, bu gibi tesisler, kıyıların

doğal güzelliğini bozacak nitelikte olamaz. Mevcut bina veya tesislerin gelecekteki durumu

yasa ile düzenlenir.

(3) Belediye sınırları içindeki kıyıların korunması ve yüz metrelik kıyı şeridi içinde kalan

bölgede inşa edilebilecek yapı ve tesisler ile mevcutların durumu, kamu yararının ve kent

planlamasının gereklerine uygun olarak yasa ile düzenlenir.

(4) Ulusal güvenlik, kamu düzeni, kamu yararı, genel sağlık ve çevre korunması amacıyla yasa

ile sınırlama konmadıkça, yurttaşların yüz metrelik kıyı şeridi içerisine girmesi kimse

tarafından engellenemez ve giriş ücrete bağlı tutulamaz. Ancak, bu kural, mülkiyet haklarına

tecavüz edilmesine olanak tanır biçimde yorumlanamaz.

**Halkın tesislerden ücret ödemeksizin geçerek denize girmesini bahsi geçen davanın bir

duruşmasında işletme sahibinin avukatı ‘turistik tesislere pervasızca girmek’ şeklinde

nitelemişti.

 Cansu Nazlı
Bağımsızlık Yolu Üyesi