RESİSTGLOBAL! ROJAVA, HONG KONG VE NEW YORK– HASAN YIKICI

Kıbrıs’ın kuzeyinin uluslararası ambargolardan kaynaklı olarak dünya ile bir teması olmamasının ne kadar kötü ve içler acısı bir durum olduğu yıllardır yazılıp çizilmektedir. Bu durumun gerçekliği ve yakıcılığı bir yana; kendimizi o kadar bir bu sürer durumla özdeşleştirdik ki, bilgiye ulaşma ve dünyadaki gelişmeleri takip etme noktasında da kendi kendimize ambargo uygular hale geldik. Bu bağlamda kah gündelik ihtiyaçlar ve uğraşlar koşuşturması, kah yaşam değirmenini döndürebilme çabası, kah yapılagelen siyasetin kısır ve ufku dar yapısı da birbirine kenetlenince bir ilgi ve bilgi körelmesi ortaya çıkmakta. Bu durum sadece ortalama bir kişi için değil, aynı zamanda memleketin sol, entelektüel, aydın kesimleri için de geçerlidir.

Fakat kafamızı soktuğumuz Kıbrıs Sorunu ve bir sorun olarak Kıbrıs Sorunu meselelerinden çıkartıp gezegenin çeşitli yerlerinde neler olduğuyla ilgilenmek, sadece ufkumuzu açmayacak, aynı zamanda bir kişisel gelişim unsuru olarak değil ama varoluşsal bir durum olarak da kendimizi iyi hissetmemize yarayacaktır. Ambargolar sadece ulusal sınırlar içindir, bilginin, ilginin ve ufkumuzun ulusal sınırlardan taşabileceğini hepimiz biliyoruz.

Bu minvalde kanımca son zamanların en önemli gündemleri olan ISİD’e karşı savaşan PKK/HPG, özellikle YPG güçlerinin cüretkarlığının, Hong Kong’da liberal demokrasi sınırları içerisinde radikal bir talep ile ayaklanan halkın Pekin hegemonyasına karşı mücadelesinin ve geçtiğimiz hafta New York’ta düzenlene İklim Zirvesi’nin anlamı ile iklim adaleti talep eden 400 bine yakın insanın yürüyüşünün üzerinde durulması gerekmektedir.

 

Rojava

Türkiye’de devrimcilerin kullandığı ve durumun önemini özetle anlatan bir cümle: “Rojava düşerse biz de düşeriz!”

Ortadoğu’da ölüm gölgesi gibi dehşetçe ilerleyen IŞİD Kobeni ve çevresinde Kürt özgürlük hareketi güçleri tarafından durduruldu. İki haftadan fazla bir süredir IŞİD çetelerine karşı verilen kahramanca mücadelede YPG güçleri, ağır silahlarla donanmış IŞİD’e karşı Kürt halkının cüretkarlığı ve inancı ile savaşıyor. Direnişin yaratıcılığıyla yaptıkları zırhlı araçları ve inançlarını siper ederek savaşan YGP ve Kürt özgürlük hareketi IŞİD’in çoktan korkulu rüyası haline dönüştü.

IŞİD bölgedeki yayılmasını, otoritesini kurmayı ve Orta Doğu coğrafyasında tek örnek model olabilmesi için her şeyden önce Kürt özgürlük hareketini ve Rojava devrimini boğması gerektiğinin farkında. IŞİD’in bölgedeki öncelikli hedeflerinden biri de Ortadoğu’da tek örnek siyasal ve kültürel yapı olabilmesi için Rojava devrimini yok etmek. Bu anlamda tüm diğer sıfatlarla birlikte (ister faşist, ister cihatçı, ki hepsi de durumu anlatır) IŞİD’in bölgedeki politik tanımı karşı-devrimci bir hareket olmasıdır. AKP’nin IŞİD’e desteğinin artık tartışılmaz olduğu bu bağlamda, IŞİD ile AKP’nin ortak noktada buluştukları da söylemek abartı olmayacaktır. Çünkü IŞİD kadar AKP de Rojava’daki siyasal ve toplumsal modelin bölgede örnek olmasından korkmakta ve bunu bastırmaya çalışmaktadır. Çünkü Rojava, bugün Ortadoğu’daki tek ve biricik ilerici örnektir. Çünkü Rojava devrimi içerisinde kadın özgürleşmesini, ekoloji değerini, özgürlük, eşitlik ve adalet ilkelerini taşıyan ve komünar bir yönetim yapısına sahip, doğrudan demokrasi değerleriyle, islamist, cihatçı ve otoriter hareketleri tedirgin etmektedir. AKP de bunlardan biridir!

Kıbrıs emperyalistler için batmayan bir uçak gemisi olabilir. Fakat devrimciler ve ilericiler için Ortadoğu halklarının özgürleşme mücadelesinin bir parçasıdır. Bugün en canlı parçamız, yüreğimiz Rojava’da atmaktadır. Dolayısıyla Rojava düşerse biz de düşeriz, kalbimizden oyuluruz! Bugün yüzümüzü batıya dönüp ‘ISİD’i ancak batı koalisyonu durdur!’ demek oynan oyunun samimiyetsizliğin dahil olmak anlamına gelir. ABD’nin kendi yarattığı canavarını bugün kendi yok etmeye çalışmasının trajikliği bir yana, operasyonların açık bir şekilde ISİD kullanılarak Suriye’ye kaydırılacağı da bilinmektedir. Kıbrıs’ın güneyindeki İngiliz meşeli NATO üsleri için bugün ‘ISİD’e karşı Kıbrıs mevzisi’  denilmekte. O mevzilerden yarın uçaklar Suriyeli çocukların başına bombalar yağdırmak için havalanacak, aynen dün Irak’lı, Felluçeli çocukların başına yağdırdıkları gibi.

Kıbrıs halklarının barış mücadelesi aynı zamanda Ortadoğu barışı için de mücadeledir.  Ada’da tek bir emperyalist üs kalmayıncaya kadar da bu barış tesis edilmeyecektir.

 

Hong Kong

Hong Kong bize başka bir ülkeden ziyade başka bir dünyadaymış hatta ayrı bir galaksideymiş gibi de gelebilir. Bu coğrafya olarak uzaklığından öte kültürel ve dilsel farklılıklardan da kaynaklı olabilir. Emin değiliz! Fakat emin olduğumuz bir nokta var ki, isterse bambaşka bir galaksi sisteminde olsun, hak ve özgürlük mücadeleleri baskı ve ayrımcılık sürdüğü müddetçe olacaktır. Hong Kong’da günlerdir demokrasi mücadelesi için çoğunluğun öğrencilerin oluşturduğu on binlerce kişi sokakları dolduruyor, polisle çatışıyor ve meydanları işgal ediyor. Öyle bir niyetleri olmaya bilir ama postmodernizme inceden inceye gönderme yapar gibi #occupycenter yani merkezi işgal et sloganı ile Çin hükümetine başkaldıran Hong Kong’luların temel talebi adil ve demokratik bir seçme hakkı ve kendilerini temsil edebilmek!

Bilindiği gibi Hong Kong Çin yönetimine bağlı bir şekilde yönetiliyor. Seçimler demokratikmiş gibi yapılsa da, aslında Hong Kong’da kimin aday olup olmayacağına Çin yönetimi karar vermekte. Pekin tarafından onaylanmayan adaylar seçimlere katılamamakta. Yani davul Hong Kongluların boynunda ama tokmak Pekin’in elinde.  Hong Kong’taki yerel halk ise bu duruma isyan etmekte ve seçimlerin ‘uluslararası standartları’ karşılayacak şekilde gerçekleşmesini talep etmekte, kendi iradeleriyle yönetilmek istemekteler. Hatta hareketin içerisinde bağımsızlık yanlıları dahi bulunmakta. Temel bir liberal demokrasi hakkı olan talebe karşılık Pekin hükümetinin gittikçe otoriterleşmesi ve gösterileri bastırmaya yönelik tutumu, öğrencileri ve Hong Kong halkını daha da devrimcileştiriyor.

Bu noktada Hong Kong halkının Pekin iktidarına karşı verdiği mücadele ile Kıbrıslı Türklerin Ankara’ya karşı verdiği ‘bu memleket bizim biz yönetelim’ mücadelesi taşıdığı benzerlik anlamında üzerinde durulması gerekmektedir.

Occupy Center hareketi grev ve sokakları işgal etme çağrısı yapmakta, her polis şiddetiyle birlikte direniş dalgası daha da sert gelmekte.

Çin Komünist Partisi yıllardır Komünist Parti aygıtını kullanarak her ne kadar kapitalizme geçmişse, yönetimsel olarak liberalleşememenin sancılarını çekmekte. Aşırı merkeziyetçi geleneksel yönetim anlayışına karşı bugün ayaklanan Hong Kong Pekin’in otoritesini ciddi bir şekilde sarsmakta ve Çin’in Tianmen’den sonra tarihindeki  en önemli demokrasi talebi ayaklanması haline dönüşmektedir. Pekin’in katılığı halkların özgürleşme ateşi içerisinde buharlaşmaya yüz tutmakta mı? Bunu zamanla göreceğiz. Fakat bugün gösterilerde sıkça ve özellikle de polisin biber gazından korunmak için kullanılan şemsiyelerden ismini alan ‘Umbrella Revolution’ yani şemsiye devrimi, Çin halkının da demokratikleşme ve özgürlük talepleri ne karşılık gelmekte ve o büyük coğrafyada daha da büyük altüst oluşların müjdecisi olma ihtimalini taşımakta.

Kıbrıslı Türkler’in Ankara hükümetlerine karşı verdiği ‘söz, yetki karar, iktidar halka’ mücadelesinin Hong Kong halkının Pekin hükümetine karşı verdiği mücadelenin benzerliği apaçık suratımıza vurmakta.

 

New York

New York demişken aklıma birden Frank Sinatra’nın şarkısı geldi. Nerden esti anlamadım. Açtım dinliyorum, siz de yazının geri kalanını okurken dinlemek isterseniz tıklayınız.

23 Eylül’de New York’ta BM iklim Zirvesi düzenlendi. Öyle mühim karalar alınmadı. Sadece ve kısaca dünya ‘liderleri’ bir birlerine ‘durum çok kötü, vah vah’ diyerek tekrar ayrıldılar. Bazı ülkeler her ne kadar sera gazı emisyonlarında azaltmaya gideceklerini açıklasalar da herkesin bildiği bir durum var, ne yaparsak yapalım artık bazı şeylerin geri dönüşü yok. Sadece iklim krizinin daha da derinleşememesi ve bunu yavaşlatmak için çok ciddi tedbirlerin alınması gerekmekte. Fakat bu tedbirler Kyoto’dan Kopenhag’a alınamadığı gibi bundan sonra da dini imanı kar etmek ve sermaye birikimi olan ‘dünya liderlerinin’ almasını beklemek lazım. İnsanlığın ve gezegenimizin esas ihtiyacı olan, ekolojik bir felaketi önleyebilecek mekanizmaları hayata geçirebilecek küresel çapta eşitlik ve adaleti barındıran yeni ve başka bir sistemdir. Dilerseniz iklim ve ekolojik kriz ile ilgili çarpıcı bilgileri taze taze paylaşalım ve ardından BM İklim krizi sırasında New York’ta gerçekleşen umut verici yürüyüşten bahsedelim.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı 2014 Yaşayan Gezegen raporundan ekolojik kriz ile ilgili bir kaç çarpıcı nokta:

  • Toplam 2.5 milyar insanın yaşadığı 200 nehir havzasında en az bir ay su kıtlığı yaşanıyor, yaklaşık bir milyar insan da açlık sınırında.
  • İnsanların ağaçları henüz gelişmeden erken kesiyor; balıkları okyanus döngüsü içinde yeniden üremeden avlıyor; nehirlerden su pompalayıp yağmur daha doldurmadan suları taşıyor.
  • Karbon salımı okyanusun ve ormanların emebildiği oranlardan daha çok.
  • Gana’daki aslan nüfusu son 40 yıl içinde yüzde 90 azaldı.
  • Batı Afrika’da ormanların kesilmesi, fillerin sayısını yüzde 6-7 oranında düşürdü.
  • Nepal’de yaşam alanlarının zarar görmesi ve avlanma nedeniyle, yüzyıl önce 100 bin olan kaplanların sayısı 3000’e düştü.

İklim krizi ile ilgili olarak ise yeni rakamlara göre karbondioksit seviyelerindeki sıçrama nedeniyle sera gazları 2013 yılında rekor seviyelere ulaştı.

2012 ve 13 yılları arasındaki karbondioksit yoğunluğu 1984’den bu yana en ciddi artışı sergiledi.

Öte yandan Atmosferdeki CO2 şu anda 1750 yılındaki yani Sanayi Devrimi dönemindeki seviyelerinin yüzde 142’si düzeyinde.

Dünya Meteroloji Örgütü (WMO) verileri 1990 ve 2013 yılları arasında iklim üzerindeki ısınma etkisinde yüzde 34 artış olduğunu gösteriyor.

Öte yandan denizlerdeki asitlenme ise son yıllarda rekor düzeyde.

Sadece gündelik yaşantımızda hissedilebilir olan ve pek çok ülkede de ciddi insani yıkımlara yol açan ani ve şiddetli hava durumu dönüşümlerinin ardından gelen fırtınalar, yağmurlar ve kasırgalar iklim değişiminin en bariz örneklerinden sayılabilir.

Fakat her şeye rağmen yine de umut insandadır diyebilmenin koşulları da oluşmuyor değil. New York’ta İklim Zirvesi’nin gerçekleştiği günlerde tarihi bir yürüyüş de düzenlendi. 300 bini aşkın insan küresel iklim adaleti ve eşitliği için New York sokaklarında yürüdü. Özellikle Batı’da son yıllarda hızla yükselen kamuyu duyarlılığı ve tepkisi son yıllarda olduğundan da çok fazla sokağa yansımaya başladı.

İkilim krizinin çözümünü bugün küresel adalet ve eşitlik ilkeleri zemininde, liberal akıl ile değil, ekolojist ve anti-kapitalist bir bağlamda ele almalı ve iklim mücadelesini yükseltmeliyiz.

Kıbrıs da küresel adalet ve eşitlik mücadelesinin dışında değildir. Ülkemize yapılmakta olan ve Türkiye’den su getirilmesini içeren boru hattı projesinin değil orta vadede yakın vakitte ekolojik felaketler getireceği aşikar. Bunu yanında meselenin politik tarafı da göze batmakta. Bugün Hong Kong’ta yaşananların yarın bizde de yaşanmaması için neredeyse hiçbir neden yok!

Öte yandan ekoloji meselesinden sapmadan, adanın güney yarısındaki petrol ve doğal gaz kaynaklarının çıkartılması da ekolojik bir yıkımı da beraberinde getirecektir. Denizlerin kirlilik oranı, kıyı, sahil yaşantılarının gittikçe yok olması zincirine Kıbrıs da girecek! Burada üzerinden atlanılmaması gereken nokta ise yıkımı yaratanların, dönüp o yıkıma çare bulmaya çalışıyor gibi gözükmeleridir.

Sözün özü iklim krizine, gezegen ve insanlık için ancak ve ancak küresel iklim adaleti ve eşitliği mücadelesi veren bileşenlerin iradesi cevap verecektir.

Üç farklı bölgeden aslında insanlık durumunun gidişatını ve direnişlerin alamet-i farikasına değinmeye çalıştık. Tüm özgünlük ve biricikliği ile yeryüzündeki direnişlerin ortak bir noktası var. İnsanlığın ve gezegenin kurtuluşu! Ve tüm özgünlüklerle birlikte, kendi içinde biricikliğini muhafaza ederek tüm direnişler, günün sonunda direnişlerin direnişini yaratacak ve o zaman işte güneş gerçekten başka doğacak!

 

Hasan Yıkıcı

Baraka Aktivisti

 

 

 

 

 

42 Paylaşımlar

Be the first to comment

Leave a Reply