Şu Tiyatroyu Politikleştirmeli mi Politikleştirmemeli mi? – Nazen Şansal

“Tüm tiyatrolar zorunlu olarak politiktir, çünkü insanın bütün faaliyetleri politiktir ve tiyatro da bu faaliyetlerden biridir. Tiyatroyu politikadan ayırmaya çalışanlar bizi yanıltmaya çalışmaktadırlar -ve bu da politik bir tutumdur.” Augusto Boal, Ezilenlerin Tiyatrosu

Politika deyince aklımıza, genelde hükümet ve muhalefet partilerinin didişmeleri, bakanlar ve milletvekillerinin yalanları ya da hükümetlerin kendi çıkarlarına göre yaptıkları atamalar gelir.Politika–tiyatro ilişkisini, bu kavramlar üzerinden düşündüğümüzde, eğer bu işten siyasi veya kişisel bir rantımız yoksa, muhtemelen siyasetin sanattan fersah fersah uzak durmasını tercih ederiz. Ya da bazıları gibi, muhalefetteyken tiyatroya siyaset karıştırılmasını eleştirir, hükümetteyken tahterevallinin diğer ucuna geçiveririz.

Oysa politika, Augusto Boal’in da kullanıldığı şekilde; dünya görüşü, ideoloji anlamında düşünüldüğünde, tiyatro ya da herhangi bir insan faaliyeti, istesek de istemesek de politikadan azade olamaz. Oyuncu Yücel Erten’in de dediği gibi; “İnsan, ıssız adada tek başına değilse eğer, ‘siyaset beni hiç ilgilendirmiyor’ derken bileaslında siyasal bir mıknatısiyetin etkisi altındadır. Robinson’un ıssız adasında ortaya çıkan Cuma, artık siyasal bir durum doğurur. Sonuçta her birey, öyle ya da böyle, şu ya da bu oranda bir siyasetin yanında yer almış olur.”

İçerisinde oyunun, mizahın, müziğin, dansın, tasarımın ve pek çok sanatın zenginliğini barındırması dolayısıyla tiyatro, doğru bulduğumuz dünya görüşünü anlatmak, kitlelere yaymak için muhteşem bir araçtır. Toplumdaki farklı görüşlerin sanat yoluyla estetize edilerek aktarılıp tartışılması, çatıştırılması ve güzel olanın, değerli olanın geleceğe -yeni çatışmalara- taşınması kadar insani bir haz, bireyi ve toplumu geliştiren bir yöntem daha var mıdır?

İçerisinde yaşadığımız sınıflı toplumda taraf olmamak, mazlumun karşısında zalimin, haklının karşısında güçlünün, susturulanın karşısıda bağıranın işine yarıyor, biz kimseden değiliz desek de…  O halde tiyatro, safını almalı barıştan, emekten, doğruluktan, adaletten yana. Peki ya devlet tiyatrosu ne tarafa düşer bu durumda?

“Devletin tiyatrosu olur mu”ymuş!

Devletin varlık sebebi insana hizmet etmek olduğuna göre tiyatrosu da, opera-balesi de, orkestrası da olur, olmalıdır. Sosyal devletin Anayasal ödevlerinden biri de sanatı ve sanatçıyı desteklemek, geliştirmek ve herkesin sanata, gerek izleyici gerekse icracı olarak erişebileceği, katılabileceği ortamı yaratmaktır. Bu amaçla devlet, özel veya amatör tiyatroların gelişmesine ortam sağlayabileceği gibi öncelikli olarak devlet ödenekli tiyatroları var etmeli ve geliştirilmelidir. Ancak, Devlet Tiyatrosu’nun, hükümetin değil, devletin yani onu oluşturan insan unsurunun; halkın kurumu olduğu da unutulmamalıdır. Dolayısıyla devletin ödevi, halkın kültürel ve sanatsal doyumu dışında hiçbir kazanç beklemeden, maddi imkanlarını seferber etmekle, tiyatroyu, sanatçıların ve halkın ihtiyaçlarına göre geliştirmekle ve onu sanat emekçilerinin yönetimi ile halkın denetimine terk etmekle sınırlıdır. Aksi takdirde hükümete gelen her siyasi partinin, kendi ideolojisine göre sanatçıya müdahalesi söz konusu olur ki, bu sanatın ve toplumun özgür gelişimine taban tabana zıttır. Sanatın, erkin eline bırakıldığı dönemlerin karanlığı halen hafızalarımızdadır.

Hitler; “Nasyonal Sosyalist bir dönemde ilke olarak, yalnız Nasyonal Sosyalist bir sanat var olabilir.”diyordu. Ve onun propaganda bakanı Goebbels’e göre; “Sanat özgürdür, ancak bir kısıtlama vardır; bu özgürlüğün, Alman halkının milli yaşam çıkarlarınca belirlenmiş sınırlar dışında kullanılmasına izin verilemez…”

Nazım’ın Stalin’i eleştirdiği şiirinde söyledikleri de anlatıyor kültür-sanat üzerindeki bu “devlet” baskısını:

“Taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.
Taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
Parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın.
Odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.”

Devlet ödenekli tiyatroların ABD gibi kapitalizmin beşiği olan ülkelerde hiç olmaması, “Devlet, sanatın neresinde durmalı, ne kadar karışmalı?” sorularından bizi kurtarır. Öte yandan -yağmurdan kaçıp doluya tutulmak misali- şirket sponsorluğu olmadan tiyatro yapılamaz hale gelinmesi ve sanatın “sektör”leşerek özerkliğinin bu kez de sermayeye teslim edilmesi kuvvetle muhtemeldir.

Hülasa, Devlet Tiyatrosu’nun, poltikacıların müdür atayarak yarattığı siyasi müdahalelerden uzak tutulacağı özerk bir yapıya kavuşturulması; çalışanlarının iş güvencesinin olacağı özgür bir üretim ve tartışma ortamı yaratılması şarttır. Böylesi bir ortamda, halkın kültürel gelişmişlik düzeyi ve sanatsal beğenisi de artacağından, yasakçı zihniyetlerin veya bir takım üst kurulların değil, eleştirel bakabilen seyircinin sanat üzerindeki denetimi söz konusu olacaktır.

Müdür müdür müdür?

5 yıl önce yine bu sitede yayımlanan “Müdür müdür müdür?” başlıklı yazımda şöyle demiştim:

“Devlet Tiyatroları, bünyesinde çok değerli sanatçılar ve sanatın mutfağında fedakarca çalışan emekçiler barındırmasına rağmen, bugünkü yapısıyla gerçek anlamda sanat ve tiyatro üretebilir mi? Sanatın özerkliği ve özgürlüğü ile yakından uzaktan alakası olmayan bürokratik yasası; idarecilikten çok daha fazla yetkilerle donatılmış olan müdürünün hükümet değişiklikleri ile bir atanıp bir görevden alınması; çalışanları arasında kadrolu kadrosuz, güvenceli güvencesiz ayırımlarının oluşturulması; bütçesine yeterli ödenek konulmaması ve daha pek çok sıkıntı bir yanda dururken acep tiyatro ne yana düşer? Düştüğü yerden kaldırmak mümkün müdür? Sahnelerin tozunu yutanlar, özerk ve özgür bir tiyatro için neden tozu dumana katmamaktadır?”

Aradan 4’lü hükümetler, eğitimci bakanlar, özgürlükçü müdürler geldi, geçti… Bugün Devlet Tiyatrosu’nun yapısal sorunlarından, sanatçıların huzursuzluğndan, tiyatro severlerin tepkisinden hepsi sorumlu.

 

 

 

 

Not: Fotoğraflar, Baraka Tiyatro Ekibi’nin 22 Ağustos 2019 tarihinde Devlet Tiyatroları önünde gerçekleştirdiği sokaklamadan.

Nazen Şansal – Baraka Aktivisti