YETİNMENİN DİYALEKTİĞİ – Celal Özkızan

downloadÇocukluktan yeni çıkıp ilkgençlik yıllarına adımımı attığımda, o dönemi yaşamış her insan gibi ben de “hayatın anlamı” üzerine düşünmeye başlamıştım…

Üzerinden yıllar geçti, ve hala hayatın anlamını bulabilmiş değilim; zaten artık “hayatın anlamı” diye bir şeyin olduğuna dair de ciddi anlamda şüpheliyim…

Ancak emin olduğum şey, hayatın tek bir anlamı olmadığıdır…

Yaşamda pek çok zaman aynı duygular/düşünceler/istekler bazen olumsuz bazen olumlu bir anlam kazanıyor…

Bazen övülen bir duygu/düşünce/istek/ruh hali, başka bir zamanda yerilebiliyor…

Aynı kişi bazen bir duyguyu hevesli bir şekilde tavsiye ederken, başka bir zamanda aynı kişi aynı duyguyu lanetleyebiliyor…

Bu çeşitliliğin (ve mesela söz konusu bizi yönetenler olduğunda “ikiyüzlülüğün”) sebebi elbette tesadüfi değil…

Hem toplumsal yaşamda içinde bulunduğumuz konum, hem de o konumdan yola çıkarak hayata karşı takındığımız tutum bu çeşitliliğin en önemli sebebi…

Bu durumu daha somut bir şekilde anlayabilmek için belli bir örnek üzerinden, “yetinmek” üzerinden konuyu incelemeye çalışalım…

***

İçinde yaşadığımız kapitalist dünyayı yönetenler ve onun varlığından beslenenler, bazen yetinmeyi en erdemli/iyi tavır olarak sunarken, bazense yetinmek bir günaha dönüşüyor…

Kapitalizmin kendini her gün yeni baştan üretmesine ve var etmesine destek olan “tüketim çılgınlığı”, yetinmenin günah sayıldığı bir ortam yaratıyor mesela…

Hemen çıksın bir üst model telefon, koşup alalım…

Yeni ayakkabılar/kıyafetler gelmiş mağazaya, ne bekliyorsun !..

Mercedes’in / BMW’nin daha güçlü bir modeli memlekete gelmiş, ilk benim olmalı !..

Söz konusu tüketim çılgınlığı olduğunda yetinmek, talep etmemek, istememek, mevcut olanla yola devam etmek “ayıp” sayılıyor, “prestij kaybı” olarak görülüyor…

Kapitalizm bize yetinmemeyi öğütlüyor…

***

Aynı kapitalizm, bize pek çok zaman, yetinmenin, aza tamah etmenin, elindekine şükretmenin ne kadar erdemli bir davranış olduğunu söylüyor…

O kadar ileri gidebiliyor ki bazen bu, yaşamanın kendisi bile “fazlalık” oluyor ve ölmek, yetinilmesi gereken bir durum oluveriyor…

2010 yılında Zonguldak’ta, patronların daha fazla kâr uğruna güvencesiz çalışma koşulları yaratması sonucu meydana gelen maden kazasında 30 maden işçisi hayatını kaybetmişti…

Tayyip Erdoğan’ın bu olay üzerine yaptığı açıklama şuydu : “Bu mesleğin kaderinde bu var.”

Bize söz konusu alışveriş olunca çılgınca tüketmeyi öğreten sistem, söz konusu insanca güvenli bir ortamda çalışmak olduğunda, ve hatta yaşamak olduğunda, “bu kadarını da istemeyin, yetinin” diyebiliyor…

Bizim memleketin Başbakan’ı da kısa süre önce zamlarla ilgili olarak “şükredin, başka yerlerde daha pahalı” anlamına gelecek sözler sarf etmişti…

Yine bizim memlekette kamu çalışanlarının hakları ve ücretleri söz konusu olduğunda hep “yetinmek” söz konusu edilirken; örneğin yabancı yatırımcılar veya yerli özel sektör ağalarının ekonomik girişimleri söz konusu olduğunda, hep “yetinmemek” söz konusu oluyor ve bu apaçık bir şekilde de övülüyor. “Yatırımcılar için uygun zeminler sunmalıyız” cümlesini pek çok “sol partili” vekilden ve bakandan duymak mümkün…

***

Peki hayatın anlamı ne ?..

Hayatın anlamını (eğer öyle bir şey varsa tabii) tüm boyutlarıyla burda incelemek mümkün değil ama en azından şuna bir cevap verebiliriz : Yetinmek mi dahil hayatın anlamına, yoksa yetinmemek mi ?..

Cevap, her ikisi de !..

Ben, sofrada tek bir ekmek varsa, ve o sofrada yanımda halktan biri oturuyorsa, yarım ekmekle yetinmesini bilirim…

Ben, soframda on tane ekmek varsa, ve mesela karşımda Suat Günsel oturuyorsa ve bana “hadi sen iki ekmek al, sekizini de ben alayım” diyorsa, ben, asla ama asla yetinmemeliyim…

İşte ben, “iki ekmekle yetinmem” dediğimde, Suat Günsel’den sorumlu Bakanlıklar ve Başbakanlık bana “Başka sofralarda yarım ekmeğe tamam diyordun, burda 2 ekmek bulduğuna şükret” diyeceklerdir…

***

Hayatın anlamına karar vermeden önce, hangi sofrada kimlerle birlikte ve kaç ekmekle oturduğunuza iyice bir bakın.

Celal Özkızan
Baraka Kültür Merkezi Aktivisti

58 Paylaşımlar

Be the first to comment

Leave a Reply