YAZAR İHSAN ELİAÇIK: “AKP’nin Büyüsü Bozuldu”

  Türkiye’de son dönem toplumsal mücadelelerde ön planda yer alan, AKP’ye karşı anlamlı muhalefetiyle dikkat çeken ve Gezi Parkı direnişinde de aktif rol alan Anti-kapitalist Müslümankar’dan İhsan Eliaçık sorularımızı yanıtladı.

 

“Bugün bir sürü insan Müslüman olduğunu söylüyor. Sudi Arabistan Şeyhi de Müslüman. Gidip Paris’te, Londra’da bir gecede on beş milyon dolar harcayan Sudi Şeyh Hanedanı’na mensup prensler de Müslüman. Önce namaz kılıyorlar sonra milyon dolar para harcıyorlar, mankenlerle para yiyorlar. Katar Şeyhi de Müslüman. Etrafa bakıyorsun bir sürü zalim, haram yiyici, sömürücü Müslüman olduğunu söylüyor. Şimdi bunlardan kendimizi nasıl ayıracağız?”

1 

 

“Gezi Parkı’ndakini itibarsızlaştırmak için her şeyi yaptı. Yok kokuyormuş, işiyorlarmış, camide bira içmişler, baş örtülülere saldırmışlar. Bunların hepsi yan taraftaki çukur yalanı gibi yok oldu gitti. Bu gençler çok acayip bir iş yaptılar;  büyüyü bozdular, geri adım attırdılar.”

 

 

 

Antikapitalist Müslümanların oluşumu nasıl oldu?

3432732008 yılından itibaren yüksek dozajda mevcut muhafazakar iktidar eleştirisi yapmaya başladık. Bununla ilgili ben yazılar yazdım. Aslında daha önce de yapıyordum ama demek ki kıvamına gelmemiş ki pek dikkat çekmiyordu. Mesela 2004 yılında, Zaman Gazetesi’nde “Açlıkla Boğuşan Bir Ülkede Din Söylemleri” diye bir yazım var. Aynı zamanda 2003 yılında kitap da çıkarmıştım. Açlık meselesi dururken din içinde başka şeylerle ilgilenmenin doğru olmadığını, önce bu meseleye el atmak gerektiğini, zengin yoksul meselesinin dinin esas meselesi olduğunu orada yazıyorum.

Yani 2003 yılında yazmışım ama kimse duymadı. Sonra 2008 yılından itibaren yavaş yavaş dikkat çekmeye başladı. Namaz kılan, tefsir yazan, dindar kesimden gelen, 28 Şubat’ta baş örtüsü davalarından yargılanmış, 12 Eylül’de darbe döneminde İslamcılıktan yatmış bi adam nasıl  oluyor da mevcut muhafazakar iktidarı eleştirebiliyor diye dikkat çekmeye başladı. Söyleşiler yayınlandı, televizyon programlarına çıkmaya başladım. 2010 yılında, yine bu Gezi Parkı’nda lüks iftarları protesto iftarı düzenlendi. Biz de o iftara katıldık. O zaman ‘Emek ve Adalet Platformu’ vardı, şimdi hala var. Ben de orada yer aldım. Bizim çevremizin bunu düzenlediği, böyle bir topluluk olduğu ilk defa orada duyuldu.

O zaman isminiz var mıydı?

Yoktu, kamuoyu bir isim vermiyordu.  2012, 1 Mayıs’ında işçiler için, Fatih Camisi’nde gıyabi cenaze namazı kıldık.  Oradan 1 Mayıs’a geldik. Fatih’ten Taksim’e gelen kortejimizin adı “Kapitalizmle Mücadele Korteji” idi. O zaman “kim bunu yapanlar” deyince kamuoyundan ‘Antikapitalist Müslüman Gençler’ diye bir isim çıktı.

Yani siz ismi sahiplendiniz sonradan…

Evet, herkes öyle bahsediyordu. Ara ara Devrimci Müslümanlar da denmişti.  Biz de baktık kapitalizme karşıyız. Televizyonlarda alt yazılarda, gazetelerde ‘Antikapitalist Müslümanlar’ diye çıkmaya başladı. Bu, oturup üzerine düşünülmüş bir isim değil, kendiliğinden otaya atıldı . Gençler de rahatsız olmadı. Beni de rahatsız etmedi. 1995’te çıkan üçüncü kitabımını ismi “Devrimci İslam” idi. Devrimci İslam düşüncesini ben yirmi yıldır anlatıyorum  zaten.

 

Peki nasıl bağdaştırıyorsunuz antikapitalizmle veya sol ile Müslümanlığı?

Müslümanlık, Kuran-ı Kerim’de geçen bir isimdir. Kuran der ki “Allah size Müslüman ismini verdi”. Aslında ezeli ve ebedi bütün zamanlarda geçen isim budur, başka isimlere de gerek yoktur. Fakat bu isim beli bir zamanda ve mekanda ortaya çıkmıştır ve tüm çağlarda ve mekanlarda aynı tesiri oluşturması mümkün değil. Bugün bir sürü insan Müslüman olduğunu söylüyor. Sudi Arabistan Şeyhi de Müslüman. Gidip Paris’te, Londra’da bir gecede onbeş milyon dolar harcayan Sudi Şeyh Hanedanı’na mensup prensler de Müslüman. Önce namaz kılıyorlar sonra milyon dolar para harcıyorlar, mankenlerle para yiyorlar. Katar Şeyhi de Müslüman. Etrafa bakıyorsun bir sürü zalim, haram yiyici, sömürücü Müslüman olduğunu söylüyor. Şimdi bunlardan kendimizi nasıl ayıracağız? Biz de Müslümanız dediğimiz zaman demek ki sen de onlar gibisin. Dolayısıyla bu gençler kendilerini onlardan ayırmak istiyorlar. Bakıyorlar, nereden çöktü bu iş; para, pul, servet, dünyaya dalma, kapitalizm yani.

Müslümanlar buradan göçtüğüne göre biz bunlar gibi kapitalist Müslüman değiliz deme gereği duyuyorlar.

İkinci sebep de dünya geneline şöyle bir bakıyorlar; dünyaya hakim olan şey ne? Kapitalizm. Her şey yıkılmış, kapitalizm her yere hakim olmuş. O zaman çağın egemen paradigmasına bir isyan lazım diyorlar. “La ilahe illallah”ın “la ilahe”sini kapitalizme karşı çıkmak olarak yorumluyorlar ve onu tarihsel, konjektürel bağlamda vurguluyorlar. Dolayısıyla bu antikapitalistlik tarihsel bir vurgudur; yani bugün var yarın yoktur ama Müslümanlık her zaman vardır. Yarın öbürgün Müslümanlar faşistleşirse veya başka bir şeye kayarsa, dünyaya o hakim olursa o zaman da ona karşı olmayı tarihsel bir vurgu olarak vurgulayabiliriz.

İslam’ın kapitalizme ilişkisine gelince; Hz. Muhammed’in isyanı zenginlere, servet sahiplerine, kodamanlara bir isyandır. İnananlarla inanmayanların, dinlilerle dinsizlerin savaşı değildir. Bunu böyle okumak lazım yoksa hiçbir şey anlamayız. Müslüman olduğunu, Allaha inandığını, Rab’e hizmet ettiğini, namaz kıldığını, oruç tuttuğunu söyleyip elindekini başkasıyla paylaşmayanlarla, bütün mülke sahip çıkanlarla, bunu paylaşması gerektiğini söyleyenler arasındaki savaştır. Bunu böyle okuduğunuz zaman islamın kapitalizmle asla bağdaşmadığını apaçık görürüz.

 

AKP’nin uyguladığı politkaları nasıl eleştiriyorsunuz?

Siyasi açıdan temel eleştirimiz şu; devletin davranışlarını değiştirmiyorlar kendi davranışlarını devlet yapıyorlar. Bu ne demek? Bir devlet var ve bunun Anayasası var. Bunun davranışını değiştirmek gerekiyor, siyasetin ve hükümet olmanın amacı bu. Mesela bu devlet kendisini Türk devleti olarak tanımlıyor. Bu devletin temel bir davranışıdır. Devlet kendine ne diyecek? Kendisi dışındakilere nasıl davranacak? Devlet Türk diyor sen bunu kabul ediyorsun, bu yanlış. Devlet kendine sadece adalet diyebilir, ben adaletin temsili için burada varım diyebilir ve bütün gruplara eşit durmak zorundadır. Sen kendine Türk dediğin zaman Kürt’ü ötekileştirmek zorundasın, Müslüman dediğin zaman gayrı müslimi ötekileştirmek zorundasın, Sünni dediğin zaman aleviyi ötekileştirmek zorundasın. Dolayısıyla devletin, Anayasal metinlerinde resmi olarak kendini  Müslüman, Türk ve Sünni tanımlamaması lazım. Ama Müslümanlık, Türklük ve Sünnilik halk arasında olur. Nasıl Kürtler var, Aleviler var, Ermeniler var, Rumlar var. Bunların kaç kişi olduğunun hiç bir önemi yok. Sen de onlardan birisin ama sayın biraz fazla. Ama devlet hepimizin ortak devleti, adalet devleti olacak. Buna yönelik hiç bir değişiklik yok. Bakıyorsun şu anda darbe dönemlerinde hazırlanmış 204 tane yasa var, darbe yayası. Bunlar hala duruyor, kaldırılması lazım. 1925 ile 1980 yılları arasında yirmi yedi bin tane yerleşim biriminin ismi değiştirilmiş, yüzde doksan beşi Kürtçe. Bunların hepsinin geri iade edilmesi gerekir. Kürdistan ismi dahil. 1941’deki coğrafya kongresinde Güneydoğu Anadolu demişler, halbuki oranın ismi bin yıldır Kürdistan’dır. Türkiye ismi yokken Kürdistan vardı.

Devletin temel davranışları Kuran’a göre şunlardır: devlet kendini adaletle tanımlamak zorundadır, bir dinle, bir etnik kökenle, bir sınıfla tanımlamamalıdır. İkincisi devlet kendisini emanet olarak, yani halkın kendisine verdiği bir emanet olarak görmelidir. Allah’ın verdiği bir lütuf olarak görmemelidir. Üçüncüsü devleti ehliyet sahipleri yönetmelidir, partizanlık yapılmamalıdır. Adam bir işin ehliyse ona görev verilmelidir. Meşvenetle yani insanlara danışarak, katılımla yönetilmelidir, buyurganlıkla değil.

 

Gezi Direnişi…

“Ben AKP’nin rant  kokusu almadığı hiç bir ise girmediği kanaatindeyim. Doymak bilmeyen, bin yıl yaşamak isteyen, dünyaları ele geçirmek isteyen korkunç bir mülk hırsı var.”

‘Bu ağaçlar kesilecek başka bir şey anlamam’ deyip sonra direnişi görünce ‘neyse mahkeme kararını bekleyelim, halk oylaması yapalım’ diyerek değil. Bunu başta düşünecektin. Beş kişi öldükten sonra, bu beş kişinin katili sen oluyorsun. Beş kişi ölmüş beş yüz kişi yaralanmış, sadece insanlar değil hayvanlar da ölmüş. Bunların hepsinin sorumlusu kim? Başbakanın kendisi.

 

2Ben AKP’nin rant  kokusu almadığı hiç bir ise girmediği kanaatindeyim. Doymak bilmeyen, bin yıl yaşamak isteyen, dünyaları ele geçirmek isteyen korkunç bir mülk hırsı var. Açgözlülükle saldırıyorlar. Başbakan dahil hepsinde var bu. Ama sıkıyı yiyince, dünya medyası da bastırınca, dünyadaki imajı da bozulunca… CNN İnternational, elli tane ülkede diktatör diye yayın yaptı. Taksim’i saatlerce gösterdi, diktatör, Romalı Neron gibi İstanbulu yakıyor diye. Tabii bunları görünce korktu.

Gezi Parkı’ndakini itibarsızlaştırmak için her şeyi yaptı. Yok kokuyormuş, işiyorlarmış, camide bira içmişler, baş örtülülere saldırmışlar. Bunların hepsi yan taraftaki çukur yalanı gibi yok oldu gitti. Bu gençler çok acayip bir iş yaptılar;  büyüyü bozdular, geri adım attırdılar.

Neydi o büyü?

O büyü şu; dediğini yaptırırdı. Bunun karşısına kimse çıkıp da ‘bu yanlış’ diyemez, dese bile dinlemez. Burada ne oldu, gençler ‘hayır’ dedi ‘yanlış yapıyorsun, sana bu ağaçları kestirmeyeceğiz’ dedi. ‘Keseceğim dedi’ bastırdı, direnişle karşılaşınca diktatörler böyledir zaten. Genellikle ikinci adama açıklama yaptırırlar. İleri bir tarihe ertelendi derler, mahkeme kararını bekleyeceğiz derler. ‘Bu yenildim’ demektir yani. ‘Bununla baş edemeyeceğim anlaşıldı, bu boyumu aştı’ demektir. Direk böyle söylemezler, kibirleri buna müsade etmez.

Ağaçlardan başlayan eylemler çok büyük bir halk ayaklanasına ve AKP karşıtlığına döndü.

Tamam işte, cesaret büyüyü bozdu. Şöyle bir hikaye anlatılır. Bir tapınak varmış, büyülüymüş. İçeriye her giren orada yok oluyormuş, bir kuyuya düşüp ölüyormuş. Bir türlü bunun çözümü bulunamamış. Birisi bunun büyüsünü çözmüş. Kapıyı vurup ‘yaaaa!’ diye bağırarak içeri girmiş ve “çık ulan neredeysen” demiş. Çıt yok. Meğer büyünün anahtarı cesaretmiş. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın büyüsü bozuldu. Birinin “çık ulan ortaya” demesi, zınk diye bir yumruk göstermesi gerekiyordu. Bu gençler bunu yaptı işte.

Bundan sonrasını bu gençlere yüklemek onlara fazla şey yüklemek anlamına gelir. ‘Çocuklar devrim yapın da öyle gidin, hükümeti devirin de öyle gidin, işsizliği çözün de öyle gidin…’ Bunardan bu beklenir mi yahu, ayıptır. Bunların görevi büyüyü bozmaktır. Artık yol açıldı.

 

Röportaj: Hasan YIKICI