Ben Bayrama Bayram Demem, Özel Sektör Çalıştıkça – Münür Rahvancıoğlu

Bugün 30 Ağustos…
30 Ağustos Resmi Tatiller ve Anma Günleri Yasası’na göre tatil…
Sadece kamu emekçilerine değil, tüm çalışanlar için resmi tatil ilan edilmiş günlerden birisi bugün. Başka bir ülkenin milli gününün ülkemizde resmi tatil ilan edilmesinin ne kadar doğru olduğu başka bir tartışma konusu. Zaten emekçilerin bir çoğu bu tür günleri dinlenmek, sevdikleri ile vakit geçirmek ve huzur bulmak için değerlendiriyor.

Ama yukarda belirtilen Yasa’da resmi tatil olarak belirtilen hiçbir gün, özel sektör çalışanları için tatil değil…
Bu yıl 30 Ağustos ile 1 Eylül’deki Kurban Bayramı arasında kalan Arife de (31 Ağustos) hükümet tarafından tatil olarak ilan edilmesine rağmen, ne yazık ki üvey evlat konumundaki özel sektör çalışanları hem 30 Ağustos’ta hem de 31 Ağustos’ta normal mesai günüymüş gibi çalıştırılacaklar.

***

Bu durum günlük hayatımıza ciddi bir adaletsizlik olarak yansıyor.
Kamu emekçileri 30 Ağustos’tan başlayarak 6 günlük bir tatilin keyfini çıkarırken, özel sektör çalışanlarının birçoğu sadece 1 Eylül günü tatil yapabilecek. Çünkü patronlar o kadarına izin veriyor.

Mesela bugün, özel sektörün neredeyse tamamı sabah sabah iş başı yapmış, inşaatlar da tam kapasite çalışır durumda. Üstelik bayramda tüm süpermarketlerin çalışacağını da biliyoruz.

Bu adalet mi peki?

Böyle bir çifte standartın olduğu bir ülkede, hangi iş düzgün, kurallı, huzurlu ve adaletli yürütülebilir?

***

Peki kimdir bu adaletsizliğin sorumlusu?
En başta karından başka hiçbir derdi olmayan ve insanları angarya çalıştırarak zengin olma derdindeki patronlar elbette…

Onların hemen ardından, yıllardan beridir bu adaletsizliğin devamına göz yuman, bildiği halde umursamayan, bu konuda hiçbir şey yapmayan gelmiş geçmiş tüm hükümetler. O hükümetlerde bakanlık, başbakanlık yapanlar, milletvekilleri, müdürleri, müsteşarları…
Yani bu adaletsizliğe rağmen, hiçbir şey yapmayanlarla işbirliği, gönül birliği, kafa birliği yapmış herkes…

Ve onların partilerinin yönetici kadroları… Herhangi bir mevki almış olsunlar veya olmasınlar, parti meclisinde, ilçe yönetiminde, kadın kollarında şusunda busunda çalışmış, görev almış herkes…

Çünkü özel sektörün bu mağduriyeti bir günde oluşmadı ve bu adaletsizliğin mimarlarıyla işbirliği yapan herkesin katkısı ile normalleşti yaşananlar…

Peki sadece yukarda sayılanlar mı sorumlu?

Elbette hayır…
Kamuda örgütlü ve özel sektör çalışanlarının yaşadığı zulme göz yuman tüm sendikalar da bu adaletsizliğe ortak..

Çeşitli konularda siyasi partileri ziyaret eden, siyasi partiler tarafından ziyaret edilen, farklı zamanlarda farklı platformlarda bu partilerle ortak işler yapan, bu partilerin yeni yıl biletlerini satın alan, onları kendi balolarına çağıran sendikalar…

Evet emekçilerin en örgütsüz kesimi, görülebilecek en beter zulüme maruz kalırken, eli özel sektörün yakasında icraat yapan siyasi partilerle işbirliğini devam ettiren sendikalar…
Onlar da sorumlu bu durumdan…

***

Oysa patronların ve siyasi partilerin kontrolündeki medyaya baktığımızda bize sadece tek bir suçlu gösteriyorlar; kamu emekçileri…

Kamu emekçileri tatil yapıyor ve özel sektör emekçileri yapamıyor diye suçlu kamu emekçileriyse eğer; kamu emekçileri tatil yapmasa bu adaletsizlik giderilecek mi?

Elbette hayır… Mesela özel sektör de olsa bu tatilden bankalar faydalanabiliyor bugün. Banka çalışanları da mı kabahatlidir bugün çalışan market kasiyerinin yaşadığı adaletsizlikten?

Bu adaletsizliğin giderilmesinin tek bir yolu var: Özel sektör emekçilerinin de yasal haklarından faydalanabilmesi.

Markettte çalışan, inşaatta ter döken, tarlada emek harcayan, benzin istasyonunda, kafede, butikte emeğini satan emekçilerin de tatil yapmaya hakkı var. Ve bu hakkı gasbedenler, bu haktan yararlanan diğer emekçiler değil; patronlar, siyasi partiler ve sendikalardır…

***

Bu hakkı geri almanın yolu da, Bağımsızlık Yolu tarafından hazırlanan ve meclisteki 1-2 duyarlı milletvekili tarafından ilgili komiteye sunulmuş olan “Özel Sektörde Sendikasız İşçi Çalıştırmayı Yasaklayan Yasa”nın uygulamaya geçirilmesidir.

Tuzu kuru bazı aydınlar, “limon sıkıp reçel yaparken” kişisel hırs, kin ve ihtiraslarının içinde “sendikasız çalıştırılmanın yasaklanması” kampanyasını küçümseyebilirler. Birçoğu emeğin saflarından gelmiş olsalar da bol bol vakitleri var bu gibi yüzeysel yorumlara, çünkü sendikaları var…

Ama birileri sabah uykusunun keyfini çıkarabiliyor, geriye kalan vaktinde de reçel yapabiliyorken; diğerleri resmi tatil gününde çalışmak zorunda kalıyorsa; bu esarettir…

Bu esaretten kurtuluşun yolu da sendikadır.
Çünkü çocuğuyla, sevgilisiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla, komşularıyla veya yalnız kalarak dinlenmek her insanın hakkıdır…
Çünkü sendikalı bir iş yerinde, hiçbir iyi şey olmasa bile; Resmi Tatiller ve Anma Günleri Yasası uygulanacaktır…

Ve sendikasız çalışmanın yasaklandığı gün, işte o gün emekçilerin gerçek bayramı olacaktır…

Münür Rahvancıoğlu
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri