BİZİ BİZE ANLATAN FESTİVAL – ALİ ŞAHİN

Bu hafta başında startı verdi Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali.

Bu sene 7. kez düzenleniyor.

Çeşitli sendika ve demokratik kitle örgütlerinin organizatörlüğüyle Dünya’dan ve Kıbrıs’tan çeşitli filmleri bizlerle buluşturuyor.

7 yıldır festivalin takipçisi olan biri olarak geçen her geçen yıl festivalin biraz daha kökleştiğini hissediyorum.

Her ne kadar duyuru ve tanıtım araçları kısıtlı olsa da, festivalin oturmuş bir seyircisi oluştu ve bu kitleye her yıl birileri daha katılıyor.

Açıkçası festivalde gösterilen filmlerin birçoğunu, özellikle internet olmak üzere çeşitli kanallardan edinip görebilme şansı mevcut.

Çünkü bu festivalde gösterilen filmlerin hemen hemen hepsi ticari kaygılardan ziyade belli bir mücadelenin parçası olarak kurgulanıp hayata geçen projeler.

Fakat kendi hissiyatım ve katılanlardan da duyduğum şekliyle festival ortamında izlemek bir başka.

Kendinizi, belki ilgilenmediğiniz ya da “ancak rast  gelecek de öyle izleyim” dediğiniz farklı farklı konularda filmleri bu festivalde izlerken bulabiliyorsunuz.

Bu konuda kendi tecrübelerim bu yönde.

Ancak bu festivali önemli kılan ya da diğer film festivallerinden ayıran başka yanları da var ve bu başka yanlar bu festivale sahip çıkmak ve onu yaşatmak için başlı başına sebepler veriyor.

Her şeyden önce, bu festival bizi anlatıyor.

Adına bakıp çoğunlukla toplum içinde kalıplaşmış olan yanlış algıyla “yok yahu” demeyin.

Çünkü işçi birçoklarının iddia ettiği ya da düşündüğü gibi “elinde çekiçle fabrikada çalışan tulumlu kişi” değildir.

İşçi; emeği ile çalışan herkestir.

Süslü püslü işletme terimlerinin havada uçuştuğu ya da şık ofisleri olan bir iş yerinde çalışmak o kişinin emeğini satarak hayatını idame ettiği gerçeğini değiştirmez.

Bir çağrı merkezi çalışanı ya da banka veznedarı da pek doğal olarak bu kitlenin içierisindedir.

Elbetteki bu kesimlerin bir inşaat işçisi ile farklılıkları vardır fakat bu durum kişinin emeğini satarak hayatını kazandığını gerçeğini sadece şekilsel olarak değiştirir.

O gerçeğin özünü değiştiremez.

Kaldı ki neo-liberal politikalarla  orta sınıf hayat bir hayat süren çalışanların da gittikçe yoksullaştığı bir dönemde bu şekilsel farklılıklar da azalmaktadır.

İşte festival bu farklılıklarına rağmen çalışanların pek kolay fark edilmeyen ortak noktalarını öne çıkarıyor.

Yeri geliyor bir temzilik işçisini yeri geliyor gayet iyi maaş almasına rağmen hiç bir hakkını kullanamadan sürekli çalıştırılan bir hostesi anlatıyor.

Böyle kesimlerin ortak yanlarını vurgularken bunu sadece bir ülkeyle sınırlamıyor, tüm dünya halklarının ortak nokta ve çıkarlarının altını çiziyor.

Tüm bunların yanında ezen-ezilen arasındaki ilişkiyi sadece emek boyutundan ele almayan festival, doğanın talanını, ayrımcılığa maruz kalan kadınları, LGBTQ bireyleri, etnik kökenleri kısacası tüm ezilenlerin yaşamından kesitler sunuyor.

Bir anlamıyla emekçi sınıfların ve ezilen kimliklerin mücadelesinin birlikteliği yönünde bir çağrı yapıyor.

İşçi Filmleri Festivali, sponsorluk anlayışıyla “parasız bu işler olmaz” diyen mantığa da bir isyan aslında.

Çok kısıtlı bütçeyle, daha çok organizatörlerin gönüllü çabasıyla hiç bir ücret karşılığı olmadan seyircisiyle buluşuyor.

Ve bunu, sürekliliğin ve istikrarın Kıbrıs sorunu dışında pek uğramadığı ülkemizde tam 7. Kez yapıyor.

Tüm bunlar festivale sahip çıkılması için başlı başına birer sebep.

1 Aralık Pazartesi günü başlayan festivalde şu ana kadar üç film gösterildi, dört film daha seyirciyle buluşacak.

Bu akşam  Gezi Direnişi’ni anlatan “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” filmi gösteriliyor.

Festival bitmeden bir gecenizi ayırmanızı kesinlikle tavsiye ederim.

 

Festival hakında ayrıntılı bilgi için iffkibris.org sitesini ziyaret edebilirsiniz

Be the first to comment

Leave a Reply