Özersay Bu Yemeği Tek Başına mı Yedi? – Münür Rahvancıoğlu

Olaylı Özersay-Anastasiadis yemeğinine dair tartışmaları, yurtdışında olduğum için kesik kesik takip edebildim ancak siyasal partilerin sürece dair epey yüzeysel değerlendirmeler yaptığı düşüncesindeyim…
Federal görüşü savunan kamuoyunda, bu görüşmenin TC tarafından; Akıncı’yı by pass etmek maksatlı ve yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dönük bir stratejiye dayalı olarak teşvik edildiğine dair ortak bir görüş var. Bu görüşe ben de katılıyorum.

Özersay’ın niyetleri arasında ise; Kıbrıs sorununda tıkanan sürece TC’nin desteği ile yeni bir açılım getirmek ve tabii bu sayede cumhurbaşkanlığına giden kendi yolunu açmak gibi motivasyonlar olabilir. Ancak onun niyeti ne olursa olsun; sonucun (o bunu istese de/istemese de) Tatar tarafından ilk günden ifade edilen, “Akıncı’ya ayar vermek” yönünde gerçekleştiği açık… Hatta bu “ayar” Akıncı ile sınırlı kalmamış, onun şahsında (ve elbette makamında) Kıbrıslı Türk halkına verilmiştir! Halk bu “ayar”ı çok net bir şekilde algıladı ve tepkisini de buna göre verdi. En mülayim insanımız bile bu yaşananları en basitinden “biçimsiz” buldu…
Şu noktayı tekrar ifade etmek isterim ki, bu bağlamda Özersay’ın ve partisinin planının/niyetinin ne olduğu çok da önemli değil. Önemli olan, ortaya çıkan sonuçtur. Çünkü politikada eylemler, öznelerin niyetleri ile değil eylemlerin politik sonuçları ile değerlendirilir…

Ancak bu süreçte Özersay’ı kınamaktan daha önemli ve gözden kaçmaması gereken başka boyutlar da var! Özersay’ı kınamak noktasında halkın sıcak kanlılığı bir noktaya kadar anlaşılırdır. Çünkü bürokratik teamüller veya yasal/hukuki boyutlar ne olursa olsun, söz konusu olanın Akıncı’ya ve Akıncı’nın şahsında Kıbrıslı Türk halkına çalım atmak demek olduğunu en sıradan insan bile anladı. Bazı kesimler böyle bir çalımı kabul edilebilir bulabilir, bazı kesimler kabul edilemez bulabilir, bazı kesimler AKP’nin böylesi bir çalım atması için kendini bir araç olarak kullandırıp uzun vadede bundan fayda sağlamayı da umabilir. Böyle bir faydayı umanların; kendisinin başkasına yapmakta tereddüt etmediği şeyi, ilerde kendisine yapmakta tereddüt etmeyenlere yol yaptığını bilmesinde fayda var. AKP’nin 19 yıllık tarihi, bu şekilde birbirine karşı kullanılan siyasi kesimlerin de tarihidir. Sonuçta geriye kalan hep Tayyip Erdoğan olmuş, diğerleri işi bitince bir kenara konmuştur. Kullanılıp bir kenara atılmayı göze alanlara söyleyecek bir şeyimiz olamaz. Kendilerine bunu layık görüyorlarsa, kendi bilecekleri şey…

Ama halkın federal çözüm arzusunu temsil etme iddiasındaki hiçbir özne; bu yaşananları Özersay’a fatura edip, sadece ve yalnız Özersay’ı kınamakla yetinerek kendisini politik bir tutum almış saymamalı… O kadarını halk da yapıyor, hem de çok daha iyi yapıyor; bunun için örgütlü olmaya bile gerek yok…
Salt Özersay’ın kınanmasından ibaret bir politik tutum, sadece yüzeysel değil aynı zamanda eksiktir, yanlıştır, anlamsızdır… Halk perde gerisindeki TC Dışişleri’ni görüyor, peki federasyona giden yolda önderlik edeceğini iddia edenler göremiyor mu? Görüyorlarsa, Özersay’a yönelik bu kınama sağanağının içinde AKP’ye yönelik niye tek bir sitem bile yok? Bunun tek nedeni Özersay’ın kınanmasının daha tehlikesiz olması mı, yoksa AKP’nin ilerdeki olası manevralarında, seçenekler listesinden elenmemek arzusu mu?

Hangisi olursa olsun, son yaşanan yemek olayının TC Dışişleri tarafından Kıbrıslı Türk halkının federal çözüm isteyen ezici çoğunluğuna atılmış bir çalım olduğu ortadadır. O halde kınama listesine AKP’yi dahil etmeyenler, süreci Kıbrıslı Türklerin egemenlik hakkı bağlamında değil sadece iç politikaya yönelik ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hedefleyen bir malzeme olarak kullanıyorlar. Tıpkı ve aynen Özersay’ın yaptığı gibi; ne eksik ne fazla…
Bizim “federasyoncu” partilerimiz bu yemeği sadece Özersay’a fatura ederken, yalnızca AKP konusunda mı susmuş oluyorlar peki? Elbette hayır!

TC ne yaparsa yapsın, içerde kimden yardım alırsa alsın, o yemeğe katılacak bir Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilisi bulamasaydı, o yemeğin gerçekleşemeyeceğini hepimiz biliyoruz! Demek ki, söz konusu yemek salt Özersay’ın marifeti değil, hatta Özersay ve AKP’nin ortak marifeti bile değil… Kınanması gerekenlerden birisinin de Anastasiadis’in şahsında Kıbrıs Cumhuriyeti devlet şovenizmi olduğunu görmek için sadece yemekte çekilen fotoğrafa bakmak bile yeterli…

Anastasiadis kendi anti-federasyon tutumu doğrultusunda AKP ile flört etmekte, hatta makamına denk olmayan kişilerle görüşmeyi dahi kabul etmekte beis görmüyorsa, bu buz dağının altında daha çok şey olduğu anlamına gelmiyor mu? Ve biz sadece Özersay’a yüklenerek gerçekten de öfkemizi sağaltmaktan öte dişe dokunur bir şey yapmış oluyor muyuz?

O halde bu yemeğin üç mimarı; Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ve HP ise, yani federal bir çözümden sıkıntı duyan üç aşçılık bir tariften söz ediyorsak, bizim çözümcülerimiz niye sadece bunlardan birine dair konuşmakla yetiniyor? Kıbrıslı Türkleri özne olmaktan çıkarmaya yeltenen sadece Özersay mıdır, ve o bunu istese bile TC ile Kıbrıs Cumhuriyeti olmadan başarabilir mi?
***
Kısacası eğer yapılmak istenen yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik bir manipülasyon değilse; sadece Özersay’ı kınamakla yetinilemez. Konuyu anti-Özersay bir cadı avına dönüştürmenin, mahalle baskısı ile HP’den istifaları körüklemenin, histerik bir şekilde Özersay’ı şeytanlaştırmanın meselenin özüne dair hiçbir faydası yoktur…Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir tür amigo gibi kullanılmak istemeyen hiç kimse de bu taşkın duygu seline kendini tavla teslim bırakmamalıdır…

Sormamız gereken sorular nettir: Özersay bu yemeği tek başına mı yedi? Özersay’ı kınayan siyasal özneler, TC Dışişleri’ni de aynı şevkle kınıyorlar mı? Kıbrıslı Türklerin süreçten dışlanmasını Özersay’a fatura edenler, Özersay’ın bunu Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kökleşmiş devlet şovenizmi ile el ele gerçekleştirdiğini de ifade ediyorlar mı? Yoksa TC ve KC’ye dair suskunluklarını gizlemek için, sadece Özersay’a dair mi konuşuyorlar?

Son aylarda kendini tekrar eden ve giderek sıkıcı olmaya başlayan Özersay-fobi’nin ne söylediğinden çok ne gizlediğine dikkat etmek önemli! Özersay’a dair söylenenler yanlış ve önemsiz olduğu için değil; AKP ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dair söylenmeyenler önemli ve belirleyici olduğu için…

Münür Rahvancıoğlu
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri