Yasaklar ve Özgürlükler – Münür Rahvancıoğlu

Yasaklar ve özgürlük arasındaki ilişki her zaman sorunlu olageldi…

Bir kişinin veya bir grubun önündeki yasaklar/kurallar ne kadar az ise, o kadar özgür olduğu varsayıldı…

Peki gerçekten de öyle mi?

***

Yasakların pek de hoş şeyler olmadığı doğrudur. Hiç kimse ne yapıp ne yapamayacağını, ne düşünüp ne düşünemeyeceğini, nasıl yaşayıp nasıl yaşayamayacağını dikte eden kurallar tarafından baskı altına alınmaktan hoşlanmaz…

Ancak biraz düşündüğümüzde, ortada bizi baskı altına alan hiçbir kural yokken de davranış, düşünce ve yaşamlarımızın şekillendirile bileceğini görürüz. Yasakların ortadan kaldırılması özgürlüğün garantisi olmadığı gibi, ortada bazı yasakların bulunması da özgür olmadığımız anlamına gelmez.

Kırmızı ışıkta geçmek, komşularımız evini yakmak, çocukları apartman damından atmak gibi şeyler yasaktır. Her yasağın olumsuz olduğu ezberi de her ezber gibi sıkıntılıdır…

Özgürlük ve baskı gibi olguları değerlendirirken; yüzeysel ve basmakalıp çıkarımlara itibar etmemek ise en doğrusudur.

***

İçinde yaşadığımız çağın özgürlük deyince düşünmemiz için bizi şartlandırdığı temel yaklaşım, “seçme özgürlüğü” ile sınırlandırılmışken; yasak ve özgürlük arasındaki ilişki hakkında ezbere dayalı olmayan düşünce şekilleri geliştirmek gerçekten zor.

Bireylere indirgenmiş bir varoluşta, bizim irademiz dışında maruz kaldığımız olaylar çerçevesinde, yine bizim dışımızda şekillenen seçenekler arasında seçim yapmamız bekleniyor. Sırf seçim yapıyor oluşumuz ise bize özgürlük olarak sunuluyor.

Bireyler olarak varoluşumuz, kolektif kaygıların geri planda kalması; başımıza gelen olaylar ve her bir durumda önümüzde bulduğumuz seçenekler yelpazesini ise bir doğa olayıymışçasına “kaçınılmaz” bulmamız beklenmektedir. Aksini düşünmemizi yasaklayan görünür hiçbir kural yoktur. Ama birçok insan bu sayılanların aksine hiçbir tutum geliştirmemektedir.

Oysa asıl sorgulanması gereken budur, çünkü;

Sistemin sunduğu seçenekler içerisinden tercih yapmaktan ibaret bir özgürlük, en iyi ihtimalle özgürlüğün karikatürü olarak anlaşılabilir. Oysa gerçek özgürlük kendi seçeneğini yaratabilme seçeneğini de içermelidir.”(Hemen Şimdi, Argasdi Kitaplığı)

***

Yasak ise, seçeneklerimizi kısıtlayan bir “sıkıntı” olarak kavrandığından; “özgürlüğün önündeki temel engel” olarak algılanmaktadır. Oysa özgürlüğün verili seçenekler arasından seçim yapmak ve yasakların ise salt baskı demek olmadığı biraz düşündüğümüzde nettir…

Yasaklar, kurallar, düzenlemeler; haklar ve özgürlükler gibi, verili bir sistemdeki ilişkileri tanımlayan temel parametrelerdir. Hangisinin, kime ne özgürlük sağladığı ve neyi, kimin için yasakladığı; üstelik bizim hangi tarafta olduğumuz gibi olgular; bunların olumlu veya olumsuz anlamda değerlendirilmesine etki edecektir.

Kısacası soyut özgürlük, soyut baskı diye bir şey yoktur. Baskı ve özgürlük her zaman somut ilişkiler içerisinde anlam bulur. Bu ilişkileri kavramadan, özgürlükler ve yasaklar hakkında konuşmaksa; hemen her zaman egemen kesimlerin işine yarar…

***

Bir ilişkiler bütününü değiştirebilmek, bir sistemi çözümleyebilmek için onu tanımlanmış bir bütün olarak kavrayabilmemiz gerekir. Bu da yasakları ve sunduğu özgürlükler içerisinde onu bir bütün olarak görebilmeyi gerektirir.

Bu şekilde, belki de bazı kesimler için “özgürlük” olan şeyin; başka bazı kesimler için baskı, yasak ve kısıtlama olduğu ortaya çıkacaktır. O zaman da, baskı altındakilerin özgürleşmesi için; egemenlerin özgürlüklerinin yasaklanması gerektiği sonucuna varılacaktır…

Yasakların görünür olmadığı sözde bir özgürlükler toplumunun belki de en olumsuz yanı budur: İnsanlar yasakları kolayca göremediğinden kendilerini özgür saymakta vekendilerini özgürleştirecek olanlar dahil “her türlü yasağa” karşı durmaktadırlar…

İşte bu yüzden, gelmiş geçmiş baskı sistemleri içerisinde ezilenler açısından en olumsuz yasak; özgür oldukları düşüncesinin dışına çıkmak ve sistemi tanımlayarak onu anlamak yönünde içselleştirilen  düşünme yasağıdır…

Münür Rahvancıoğlu

Baraka Aktivisti