Yıldızdı (!) Belediyelerin Taşeronla Valsi: Bir CTP Klasiği – Fatih Bayraktar

2014 belediye seçimlerinde CTP-BG’nin aday çıkardığı 26 belediye için belirlediği genel bir slogandı  “Yıldızlı Belediyeler, Mutlu Kentler”…

 

CTP-BG zamana ayak uydurmuş, parlatılmış imajlar, şişirilmiş vaatler ve çarpıcı sloganlarla belediyeleri alacağını düşünmüştü… Olmadı…Halk özellikle üç büyük belediyede (Lefkoşa, Mağusa ve Girne) deyim yerindeyse CTP-BG’e kırmızı kart gösterdi.

 

Bu yenilginin sebepleri çokça tartışıldı. Özellikle Mağusa’da CTP ve Oktay Kayalp’ın 20 yıllık döneminin sona ermesi kimilerini şoke ederken, kimileri için beklendik bir sonuçtu. Şok olanlar kurulan hanedanın nasıl bu kadar çabuk çöktüğüne şaşırdılar. Bekleyenler ise belediyenin bulaştığı yolsuzlukların hesabının er ya da geç sorulacağını biliyorlardı.

 

O zaman halk arasında sıklıkla konuşulanlar bugün Sayıştay tarafından resmileştirildi. Mağusa Belediyesi 2011 yılının başından 2015 yılının Mart ayı sonuna kadar taşeronlardan usülsüz olarak 8 milyon 355 bin liralık hizmet satın almıştı. Üstelik bu taşeronlardan bazıları CTP’nin örgüt ya da ocak başkanlığını yürüten kişilerdi. Yeni başkan İsmail Arter de bu düzeni aynen sürdürmüş, yetkisini aşan miktarlarda taşeronlara ödeme yapmıştı.

 

Peki neydi bu taşeron? Neo-liberal sistemde herhangi bir işin yapılmasında ana yüklenicilerin yanında bir de tali yüklenicilere yer verilir. Bu tali yükleniciler işi daha ucuza yaparlar. Yani ucuza işçi çalıştırarak hem emeği sömürürler, hem de sosyal güvenlik, sendika gibi baş ağrılarıyla(!) uğraşmazlar. Bugün birçok alanda (örneğin inşaatlarda, temizlik ve güvenlik hizmetlerinde) yalnızca taşeron firmalar yer almaktadır. Hatta taşeronlar kendi birliklerini oluşturacak kadar güçlenmişlerdir. Taşeronun ve sendikasız çalıştırmanın normalleştirilmesi sonucunda ise geçtiğimiz yıl işçi ölümleri rekor seviyeye ulaşmıştır.

 

Taşeronlaşmanın normalleştirilmesinde UBP ve DP gibi doğallığında sömürüden beslenen partiler gibi CTP-BG’nin ekonomi politalarının rolü de yadsınamaz. Bu politikaları neo-liberallerin de çok sevdiği üç kelimeyle özetleyebiliriz: “Ekonomik akıl”, “Değişen dünyanın gereklilikleri” ve “Dinamizm”. İşte bu üç kelimeden dolayı CTP-BG’li tüm belediyeler taşeronlarla çalışmayı ilke haline getirmiş, sömürüye göz yummak şöyle dursun, sömürünün kendisi olmuşlardır. Örneğin Girne Belediyesi’nin bir okulun yapımı için çıktığı ihaledeki şu madde bir önceki CTP-BG döneminde de bugün de aynen kullanılmaktadır: “ Müteahhit ihale edilen işleri bir tamam yapacak veya taşeronlarla işbirliğine giderek iş programına uygun koordinasyonun gerçekleşmesini sağlayacaktır. Bu maksatla Müteahhit, şantiye alanında çalışacağı taşeron firmaların isimlerini, araç parklarını ve personel sayılarını ihalenin sonuçlanmasına müteakip sözleşmenin imzalanmasından önce idareye yazılı olarak bildirmekle yükümlü olacaktır.”

 

Bugün birçok belediye kendilerinden önceki yıldızlı (!) belediyelerin taşeronla çalışma geleneğini sürdürmektedir. Lefkoşa’da ise bambaşka bir belediyecilik anlayışı yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştır. Münür Rahvancıoğlu’nun bu sitede yayınlanan “İki, Üç, Daha Fazla Lefkoşa” makalesinde de belirttiği gibi “Bugün farklılıkları zenginlik olarak algılayan, dayanışma ve manevi değerler yolu ile maddi zorlukları aşma imkanını kurgulayan, farklı bir siyasal dil, yeni bir siyasal kültür, emekten, eşitlikten, ekolojiden, toplumsal cinsiyet eşitliğinden taraf bir siyasal pozisyon Lefkoşa örneğinde hayat buluyor…” Şimdi yapılacak olan tam da Münür’ün dediği gibi Lefkoşa’da yükselen yeni anlayış ve pratiğin çevreye yayılması için çalışmaktır. CTP-BG gerek hükümette gerekse de belediyelerde sermayeden taraf olduğunu yıllardır göstermektedir ve göstermeye devam etmektedir. Üstelik bunu çoğunlukla gizlice ve hizipleriyle anlaşarak yapmaktadır. Bu nedenle bu çürümüş anlayış hiçbir yerde alternatif olarak görülmemelidir. Alternatif, ittifaklardan ve güç birliklerinden ortaya çıkacak yeni soluklarda somutlaşacaktır.

 

Fatih Bayraktar