AYNI ZİHNİYETİN FARKLI TEZAHÜRLERİ-FATİH BAYRAKTAR

Haşmetmeap  kendi iktidar döneminde kadınların ne kadar özgürleştiğini buyurmuş geçenlerde; tabii ki partisinin kadın kollarının! neler yaptığını anlatarak. İşte o kol kadınlara şöyle demek  lazım; “Farkında mısın Özgecan’ın katili biraz da sensin. Kadınlığı kutsal! anneliğe indirgediğin için; erkek beyin alenen kadınların nasıl yaşayacağına, kaç çocuk doğuracağına, sesli gülüp gülemeyeceğine hükmederken sesini çıkarmadığın için; o erkek beyin tarafından yönlendirilen uzuv olduğunu en baştan kabul ettiğin için;  kadının özgürleşmesini kendince en güvenli alan gördüğün evle sınırladığın için; bununla da yetinmeyip kamusal alana çıkan kadın için ayrı mekanlar, ayrı toplu ulaşım araçları önerdiğin için. Çünkü Özgecan sana göre tek başına bir gece vakti dolmuşa bindiği için öldü değil mi?”

O kadar basit değil işte. Şimdi psikologlar binlerce kez sorulmuş, binlerce kez cevaplanmış bir soruyu tekrar soruyorlar:  “Bir erkek bir kadını neden öldürür?”. Şimdi sosyologlar binlerce kez sorulmuş, binlerce kez cevaplanmış bir soruyu tekrar soruyorlar: “Genelde şiddet kültürü, özelde kadına yönelik şiddet neden arttı?”. Bu sorular üzerine kuramsal tartışmalar dönüyor yine; genetik yatkınlık, salırganlıkla ilişkili bilişsel yapılar, antisosyal kişilik, toplumsal cinsiyet rolleri, gittikçe muhafazakarlaşan sosyal yapı hepsi ama hepsi tartışılıyor. Ve fakat son noktada hiçbiri ama hiçbiri toptan bir sistem sorgulamasına girişmiyor. Bu yüzden hiçbiri ama hiçbiri sistemin sıradan hayatlara ne denli etkilediğini göremiyor;  örneğin Mersin’de yaşayan bir öğrencimin gece işten çıkıp eve giderken hissettiği korkuyu açıklayamıyor. O kadar basit değil işte.

Sistem dedik ya… Özgecan’ın cenazesinin devletin imamına rağmen kadınların kollarında taşındığı günün ertesi Mersin nükleere karşı da sokaktaydı. Psikologların ve sosyologların göremediğini herkes gördü o gün. Ekoloji mücadelesi ve feminist  mücadele sokakta aynı sistemin farklı tezahürlerine karşı birleşti. Çünkü kadını çocuk taşıyıcı ve büyütücü olarak metalaştıranla, çevreyi ekonomik değer üzerinden algılayan zihniyetin aynı ve tek zihniyet olduğunun farkına varıldı. Çünkü mücadele anlamında biri diğerinden daha değerli, daha önemli değildi.

Pek tabii ki kadın mücadelesi de ekoloji mücadelesi de uzun soluklu mücadeleler. Ancak her ikisinde de mücadelenin hangi zeminlerde yapılacağı önemli. Hukuksal zemin ancak postmodern ve liberal bakış açılarının yeterli görebileceği bir alan. Ancak Mersin’de toplanan ve Kıbrıs Nükleere Hayır Platformu’nun bileşenleri olarak katıldığımız 2. Ekoloji Meclisi de ortaya koydu ki yerelden ve o yereldeki insanlar üzerinden örgütlenmeyen hiçbir mücadele kalıcı ve halk nezdinde meşru/kabul edilir değil. Akp’li kol kadınların yaptığı ama devrimcilerin yapamadığı şimdilik bu işte.  O yüzden halkın doğrudan katıldığı ekoloji ve kadın meclislerini hayata geçirmek, egemen dili değil ötekinin dilini üretmek çok önemli. Yoksa Özgecan’ın katli ancak ve ancak sisteme yarayacak, öğrencim gibi kadınlar korkacak, eve kapanacak. Yoksa nükleere karşı mücadeleyi hukuksal zemine yığmak ancak ve ancak sistemin kendi sahasında top koşturmak gibi olacak.

Be the first to comment

Leave a Reply